Murat YILMAZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Murat YILMAZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2009 Çarşamba

Karikatür ve Din

Din, kimsenin ilgisiz kalamadığı bir konudur her zaman.  Yaşayanı da yaşamayanı da dinle etkileşime girmiştir. Kimi teslim olup yaşayarak, kimi direnip saldırganlaşarak... Bu durum karikatürlere de yansımıştır.

Hasan Kaçan, 1970-80'li yıllarda Türkiye'de en çok satan mizah dergilerinde karikatür çizmiş bir karikatürcüdür. Kendisi karikatür çizdiği gençlik dönemlerinde Tanrı'yı reddeden düşünce akımlarının etkisinde kaldığını, fakat daha sonraları kendi deyimiyle "dine yaklaşınca" bu etkiden kurtulduğunu belirtir.

Sanatçı dediğin...

O yıllarda yaşadıklarını ve yorumlarını "Haltt" ismini verdiği bir kitapta topladı. Bu kitabın bir yerinde aşağıdaki satırları yazıyor:
"70'li yılların moda akımıydı devrimcilik. Marks'ın, Engels'in kitapları toplu olarak okunur, arkasından da okunan konular üzerine grup tartışmaları yapılırdı. Marks kafaya takmıştı bir kez; geleneği, aileyi ve dini dünya üzerinden silecek, işçi sınıfının biricik öğretisi 'bilimsel sosyalizm'i getirecekti hesapta.

Devrimcilerin tartışmaları da genelde bu konuları kapsardı. 'Allah var mı, yok mu?', 'Aile, burjuvazinin mallarını satmak için pompaladığı bir kurum mu?', 'Gelenek, yobazlık veya tutuculuk mu?'

Bizim gibi, sanatçı olmak için illa da devrimci olmak gerektiğini sanan gelenekten yetişmiş, Anadolu kökenli yeni yetmelere devrimci ağabeyleri öncellikle metafiziğin bilime aykırı olduğunu, Tanrı diye bir şeyin olmadığını, insanın kolaylıkla ailesini (anasını, babasını, kardeşini, karısını) gözden çıkarabileceğini öğretmekle görevliydiler.

Kolay değildi, yıllarca geleneksel kültür ve geniş aile içerisinde pişmiş bu çocukları tekrardan eğip bükmek... Devrimci ağabeyler okuma seansları, bilinçlendirme seansları, gece dersleri, hakikaten zorlu bir işi becerip, bu hıyar Anadolulular'ı gerçek birer devrimci yapma yolunda ciddi mesafeler katetmişlerdi. Artık bizler (hâşâ) Allah'ın olmadığına, ailenin saçmalığına, ana babanın, geleneğin, insanın karşısında sırf baskı unsuru olarak bulunduğuna inanıyorduk..."

Arabesk devrim

Hasan Kaçan, yazının devamında bu inanışta olmalarına rağmen o yıllardaki bazı arabesk şarkıcıların söyledikleri "Yarabbim sen büyüksün, Yarabbim sen gönülsün...", "Tanrım senden başka kimim var ki! Yok yok yok...", "Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş / Tanrı istemezse insan ölmezmiş..." gibi şarkılardaki Allah inancıyla ilgili mısraların "Marks'ın öğretilerini bir anda dumura uğrattığını" ve  içki içip sarhoş olduktan sonra devrimci ağabeylerinin de dayanamayıp bu arabesk şarkıları söylediklerini biraz da mizahi bir dille anlatır.

Peki 70'li yıllardan bugüne devrimci ağabey profilinde bir değişme olmuş mudur? Dikkat edilirse bu profilin özelliği "bilimsel sosyalizm" adı altında  İslâm'ın inanç esaslarını reddetmek ve bu reddedişlerini  yaymak içinde "sanatı"  kullanmalarıdır. Nitekim Hasan Kaçan "Bizim gibi sanatçı olmak için illa da devrimci olmak gerektiğini sanan..." cümlesini kullanır. Yani bir bakıma "sanat" ve "sanatçı olmak" onların tekeli altındadır. Ve bu sanatçıların ilk hedefi de dindir. Türkiye'de ise İslâm Dini. İslâm'ın iman esaslarına, müslümanların bu iman doğrultusunda yaşamalarına ne kadar çok saldırırsan o kadar "büyük sanatçı" olursun!..

Bugün 70'li yılların devrimci ağabeylerinin söylemleri artık yazılı ve görsel medyada fazla yer almıyor. "Bilimsel Sosyalizm" tabiri yerini "Sekülerizm"e (dini kabul etmeyen, dünyacı anlayış) bırakmış ve bunun üzerinden sanat ve sanatçı tanımlamaları yapılmaya başlanmıştır. Seküler anlayışta ateizm (Tanrı tanımazlık) propagandası yoktur. Fakat Batı kökenli bu anlayış da, dinin toplumsal hayattan çekilmesini amaçlamaktadır.

İster sosyalizm adına olsun ister sekülerizm, taraftarları kendilerini dine gösterilen tepki üzerinden kanıtlamaktadırlar. Kullandıkları bir saldırı metodudur. Fakat saldırdıklarını da kabul etmezler.

Savunma ve eleştiri

Bu saldırılara müslümanlar başlangıçta savunma pozisyonuna geçerek tepki vermişlerdir. "Ne olduklarını" değil de "ne olmadıklarını" anlatmaya çalışmışlardır. İftiralar karşısında yazı ve çizgiyle "irticacı, gerici, yobaz" olmadıklarını kanıtlamaya çalışmışlardır.

Günümüzde bu savunma anlayışı yavaş yavaş azalmaktadır. Niyetin üzüm yemek olmadığı anlaşılan saldırılara karşı savunma yapmanın anlamsızlığı ortaya çıkmıştır. Müslüman karikatürcüler de artık işlerinin gereğini yapıp, her tür soruna dikkat çekip çözüm gösterme gayretine girişmişlerdir. Kendisi gibi inanmayanları ve yaşamayanları eleştirdiği gibi, müslüman hayatının iç sorunlarını da ele almaya başlamışlardır.

Müslüman karikatürcü, Allah'a ve Hz. Peygamber s.a.v.'e inanmayanları eleştirir. Yaratılışa masal diyenleri eleştirir. Bununla birlikte müslümanım deyip namaz kılmayanları da eleştirir. Zekât vermeyenleri de eleştirir. Her tür yanlışı eleştirir. Çünkü kötünün çirkin yüzünü karikatürize edip ortaya koymak onun görevidir. Sanatının ahlâkıdır.

Namaz kılmamak kötü bir şeydir. İçki içmek veya kumar oynamak nasıl kötü bir alışkanlık ise ve toplumun tüm kesimleri tarafından eleştiriliyorsa, namaz kılmamak da kötü bir davranış olarak görülür ve eleştirilir.

Nasıl ki vergi vermeyenler veya vergi kaçıranlar karikatürlerde sıklıkla eleştirilir; üzerlerinde başkalarının hakkı olan zekâtlarını vermeyenler de eleştirilir. Daha önce hacı olmamış, hac zamanı geldiğinde de hacca gitmeyip beş yıldızlı otellerde su gibi para harcayarak tatil yapanlar da eleştirilir.

Aslında bu eleştiriler, müslümanların müslüman karikatürcüler üzerindeki haklarıdır aynı zamanda. Kardeşin kardeşini uyarması sorumluluğu vardır.

İyi niyet ve sabırla

Gerçi kendini başka görenlerin, iyi niyetten yoksun saldırılarından da faydalanmak mümkündür. Fakat akılda tutulması gereken önemli bir konu şudur: Her ne kadar iyi niyetten yoksun olsalar da, ülkemizde müslümanların inanç ve yaşayışıyla alay edenler de göğüslerini gererek müslümanım diyen insanlardır. Yaptıkları haksızlığın, çizdikleri karikatürlerin İslâm'ı yeterince bilmemek ve anlayamamaktan kaynaklandığı çok açıktır. Yani cahildirler.

Her yanlışa olduğu gibi onların yaptıklarına da kızmamız normaldır. Fakat kızgınlıktan çok merhamet göstermemiz gerekmektedir. Çünkü bu insanlar hem cahil, hem de tasavvufî tabirle manen hastadırlar. Tedaviye ihtiyaçları var.

Psikologlara giden insanların sayısında zaten büyük artış var. Bu açıdan bakınca karşımıza garip bir tablo çıkıyor; hasta ve zavallı insanlar tablosu. Bu girdaplaşan bir durumdur ve lehte veya aleyhte tavırlarla bu girdaba yakalanma tehlikesi söz konusudur. Sükûnet ve dua hepimiz için faydalı olacaktır. Unutmayalım ki bu ülkede yaşayanlar nihayetinde bizim yakınlarımız, akrabalarımızdır.

Elbette tavrımız, ne adına adına olursa olsun, hangi yanılgıyla gerçekleşirse gerçekleşsin çirkin saldırılara hoşgörüyle bakacağımız anlamına gelmiyor. Hem yazı hem çizgiyle karşı eleştirilerin yapılması medeni bir haktır ve görevdir. Fakat eleştiri ve uyarıların da yapıcı olmasına dikkat etmeliyiz. Hem eleştirip hem yapıcı olmak da artık yazarı ve çizeriyle edinmemiz gereken bir maharettir.
Sözün bu yerinde Türk mizahının piri Nasreddin Hocamızı biraz analım. Hepimiz onun iğneleyip eleştirirken ne kadar yol gösterici olduğunda hemfikiriz, değil mi?

Yazımıza Semerkand Yayınları'nın Tarihi Şahsiyetler Serisi'ndeki Nasreddin Hoca'yla ilgili bir kitaptan alıntıyla son verelim:

Bizim Akşehir'de nâdânın (haddini bilmez, cahil) biri;

Gözüne kestirmiş Hoca fakiri
Şuna takılayım demiş içinden:

Hoca demiş, güçlü imiş nefesin,
Kerametin dilindedir herkesin
Oku üfle bizim karakaçana,
İki nal parası kâr kalsın bana
Senin kerametin kalmasın saklı
Olsun bizim düldül iki ayaklı...

Bir ya sabır çekmiş içinden Hoca,
Yürü, demiş, katma taşı pirince
Doğru git yoluna kızdırma beni
Şimdi dört ayaklı yaparım seni.

 

Devamını Oku...

18 Nisan 2009 Cumartesi

Belediyelerimiz - Karikatür - Mizah Derneği!

Öncellikle ülkemizde sonuçlanan Belediye Başkanlığı seçimlerinin milletimiz için hayırlı olmasını temenni ederim.
Kocaeli'nde ki tüm yeni seçilen Belediye Başkanlarımızı da kutlar çalışmalarında başarılar dilerim.
Sanırım şu sıralar belediyelerimiz önümüzdeki beş yıl için yeni projelerini planlayıp bu projeleri gerçekleştirecek olan yönetimlerini oluşturmakla meşguller.

Bu projeler içinde kültür ve sanat faaliyetlerinin de olacağı muhakkak.
Her belediyenin kültür ve sanat faaliyetlerinden sorumlu bir müdürlüğü veya birimi var.
Bu müdürlüklerin belediyeler içinde önemli fonksiyonlara sahiptir.
Geçenlerde belediyelerimizin internet sitelerine girdim.
Özellikle kültür ve sanat ile ilgili faaliyetlerini ve bundan sonraki projelerini inceledim.
Yaklaşık 30 yıldır karikatür çizen ve karikatür etkinliklerinin içersinde bulunan, doğma büyüme İzmitli birisi olarak karikatür sanatı adına tatmin edici projeler göremedim.
Daha doğrusu hiç göremedim.
Maalesef Kocaeli'nde ki belediyelerimiz "karikatür etkinlikleri" açısından çok zayıflar.
Benim bildiğim kadarıyla sadece  Kocaeli Fuarındaki Lunaparkın yanında bulunan tarihi ev sergi salonunda bazı seneler bir kaç karikatürcünün sergileri oluyor.
Fakat bir hafta veya 10 gün açık kalan bu sergilerde "kişiye özel" olduğundan pek etkili olmuyor.
Benim Kocaeli'ndeki sayın Belediye Başkanlarımızdan ve Kültür-Sanat birimlerinden sorumlu sayın müdürlerimizden ricam; lütfen kültür-sanat faaliyetlerinize "karikatür etkinliklerini" de katınız.
Bu konu çok önemli.
Gerek yurt dışında gerekse ülkemizdeki bazı belediyeler karikatür sanatını önemini ve etkisini fark edip bu konuda bir çok faaliyetler düzenlemektedirler.
Bu faaliyetler neler olabilir?
Karikatür Yarışmaları: (Bazı belediyeler bu yarışmaları geleneksel hale getirmişlerdir. Sadece ulusal ölçekte değil uluslararası formatta yarışmalar düzenleyip etkinliklerini tüm dünyaya duyurma imkanı sağlamışlardır)
Karikatür Festivalleri Düzenlemek: (Bu festivaller de hem ulusal hem de uluslararası boyutta olup ülkemizdeki ve dünyadaki bir çok karikatürcü bu festivala davet edilip çeşitli sergiler açıp söyleşiler de bulunurlar.)
Karikatür Sergileri Açmak: (Bu sergiler kişiye özel olabileceği gibi karma karikatürcülerden oluşan sergilerde olabilir. Önemli olan bu etkinliğin belediye sponsorluğu içinde olmasıdır.)
Karikatür Albümleri Yayınlamak: (Yine belediyelerin katkılarıyla kişiye özel veya karma karikatürcülerin eserlerini bir albümde toplamak.)
Karikatür Kursları Açmak: (Özellikle karikatüre meraklı genç arkadaşlara usta karikatürcü veya karikatürcüler nezaretinde karikatür dersleri verip bu kursların sonunda sertifikalar dağıtmak)
Mizah Konulu Faaliyetler: (Mizahçılarla söyleşiler/seminerler/ stand up gösterileri ve geleneksel mizah sanatları ile ilgili etkinlikler)
Yukarda saydıklarım sadece bir kaç örnek. Bu faaliyetler daha değişik formatlarda çoğaltılabilir.
Peki bu etkinlikleri belediyeler tek başına yerine getirebilir mi?
Biraz zor.
Çünkü uzmanlık isteyen daha doğrusu bu faaliyetleri organize edebilecek profesyonel ekibe ihtiyaç var.
Peki ülkemizde böyle bir ekip var mı?
Bu tip organizasyonları yapan bir kaç dernek var.
Bu derneklerden bir tanesi de benim de kurucuları arasında bulunduğum ve şu an Başkan Yardımcılığı görevini yürüttüğüm Mizah Derneği'dir.
Üyeleri oldukça kalabalık olan Mizah Derneği'nin çoğunluğunu karikatürcüler ve mizah yazarları oluşturmaktadır.
Karikatürcülerin ve mizah yazarlarının çoğu da yurt içinde ve yurt dışında tanınan kendi branşlarında söz sahibi arkadaşlardır.
Bu yıl Mizah Derneği'nin başkanlığını ülkemizin önemli karikatürcülerinden Ahmet Kesgin yapmaktadır.
Kendisi şu sıralar günlük karikatürlerini Star Gazetesinde çizmektedir.
Peki Mizah Derneği'nin özelliği nedir? diye bir soru akla gelebilir.
Sadece "milli ve manevi değerlerimize saygılı mizahçıların oluşturduğu bir dernektir" demem sanırım en belirgin özelliğini anlamanız açısından yeterli olur.
Nitekim Mizah Derneği'nin ilk başkanı Çağrı Cebeci ile yapılan bir röportajda kendisine
"Dindarlar mizah yapamaz deniyor? Ne dersiniz?"
sorusuna şu cevabı veriyor;
"Bunu diyenlere gülüyoruz biz. İlhamı onlardan alıyoruz zaten. Bu tür cümleler kuran arkadaşlar bu işin tekeli olmaya çalışıyorlar Türkiye'de. Mizahı belli bir kesime mal edip o şekilde sürdürmek istiyorlar. Bu ülkede vatanına milletine dinine bağlı mizahçılar da var. Mizah evrensel bir şeydir. Bunu farklı algılayanlara bir yere çekmek isteyenlere de hepten karşıyız. Derneğimizin amaçları arasında bu da var. Maalesef Türk mizahı yıllar boyunca bu sıkıntıyı yaşadı ve hâlâ yaşıyor. Hepimiz Nasrettin Hoca'nın torunlarıyız. Tarihimize baktığınızda yaşanmış çok mizah olayları var. Hele Osmanlı nüktelerini bir anlatsam şaşar kalırsınız. Hatta yeri gelmişken anlatayım bir tanesini. Bir ecnebi mahfilde Osmanlı İmparatorluğu'nun hâlâ sağlam olduğundan bahsediliyordu. Fuat Paşa şöyle teyit etti: "Evet, muhakkak ki sağlamdır. Çünkü siz dışarıdan, biz içeriden yıkmaya çalışıyoruz da gene dayanıyor."İşte ecdadımız böyle sağlam bir mizah anlayışına sahipti. Geçmişini bilmeyen geleceğinin ne olacağını asla bilemez. Bize düşen geçmişten gelen bu güzel ve ahlaklı mizah anlayışını yaşatmak. Geçenlerde karikatürist bir arkadaş "Mizah sofuluğu kaldırmaz" diye bir açıklama yapmıştı. O arkadaşa biraz tarih okumasını ve geçmişi araştırmasını tavsiye ediyorum. Belki 2-3 şey öğrenir de ufku genişler.
Sonuç olarak ülkemizdeki kültür-sanat faaliyetlerinde önemli bir yer tutan belediyelerimiz karikatür sanatına ve etkinliklerine daha çok pay ayırmalıdırlar.
Dünya standartlarında çağdaş belediyecilik anlayışı bunu gerektirmektedir.
Mizah Derneği olarak üzerinde hassasiyetle durduğumuz konu bu anlayışı sadece belediyelerimize değil tüm dernek, kurum ve kuruluşlara hatırlatmaktır.
Tekrardan ilimizdeki tüm belediye başkanlarına ve birimlerine çalışmalarında başarılar dilerim. 

Murat YILMAZ

Mizah Derneği Başkan Yardımcısı

 

 

 

 

Devamını Oku...

4 Mart 2009 Çarşamba

Fatih'in Defteri

Padişahlarımızı çocukluklarından itibaren devlet yönetmeye hazırlanan kişiler olarak biliriz. Bu yanlış değildir. Fakat onların tek ilgi alanının devlet yönetmek olmadığını da biliyoruz. Farklı alanlara da ilgi duymuş, içinde yer almış ve desteklemişlerdir. Bu da, Osmanlı'yı Osmanlı yapan önemli etkenlerden biri olmuştur.

Devlet yöneticiliği ve komutanlıklarıyla tanıdığımız birçok Osmanlı padişahının sanatçı yönleri ve ilgi alanları vardı.

Örnek vermek gerekirse; Yavuz Sultan Selim usta bir kuyumcu ve şairdi. Türkçe şiirlerin yanında Farsça bir divanı da vardır. Bu divan Almanya'da basılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman, 'Muhibbî' mahlasıyla divan şiiri yazdı. Sultan I. Abdülaziz, şair ve bestekârdı. Ayrıca resime de çok kabiliyetliydi. II. Abdülhamit, kakma ve süsleme işlerinde mahir, usta bir marangozdu.

Yazımıza asıl konu olan Fatih Sultan Mehmet ise, İstanbul fatihi olduğu için batılı araştırmacıların da oldukça dikkatini çekmiştir. Bahçıvanlıktan hoşlandığını ve ok yüzükleri, kemer tokaları ve kılıç kınları yaptığını biliyoruz. Avnî mahlasıyla da şiir yazmıştır.

Karikatür denemeleri

Fakat, Fatih Sultan Mehmet'in karikatür çizdiğini acaba kaç tarihsever bilmektedir?

Topkapı Sarayı Müzesi kütüphanesinde Fatih Sultan Mehmet'e ait bir defter var. Defteri Sultan II. Abdülhamit Han bulmuş ve büyük ihtiram göstererek ciltlettirip Yıldız Sarayı kütüphanesine koydurmuştur.

Bu defter, şehzade II. Mehmet'in yani Fatih Sultan Mehmet'in gençlik yıllarında kullandığı karalama defteridir. 180 sayfadır. Yıldız Sarayı'nda kurulan Zülvecheyn Kütüphanesi'ndeki cilthanede ciltenmiştir. Kırmızı deri üzerine kaplı defterde mürekkebin dağılmaması için aharlı kağıt kullanılmıştır. Kimi yapraklarında filigran mühürler bulunmaktadır.

Defter besmele ile başlıyor. Sonrasında ise "Mehmed bin Murad Han" ibareli tuğra denemeleri, Arapça, Farsça, Grek alfabeleriyle yazı denemeleri ve portre çizimleri var. Çizimlerin kimi yerinde ince uçlu kamış kalem, kimi yerinde de fırça kullanılmış.

Fakat ilginçtir, Topkapı Sarayı yetkililerinin verdikleri bilgiye göre defter bugüne kadar çok fazla bilim adamının dikkatini çekmemiştir. Sadece bir dönem sanat tarihçisi Ord.Prof. Dr. A. Süheyl Ünver ilgilenmiş ve konuyla ilgili olarak "Fatih'in Defteri" isminde bir kitap yazmıştır.

Kendisiyle yapılan bir ropörtajda Prof. Dr. İskender Pala ise, Saray Hazinesi'nde yer alan bu defterin bilim adamları tarafından incelenmesi gerektiğini vurguluyor. "Kriminoloji laboratuvarlarında bu çizimler incelenirse Fatih'in kişiliğindeki ayrıntılara varabiliriz.." diyen Pala, "Karakter tahlili ile çok farklı yönleri ortaya çıkabilir. Portre çizimlerinde ne anlatmak istemiş. Bu önemli bir konu. Tarihsel anlamda da önemli sonuçlar elde edilebilir." diyor. Fatih Sultan Mehmed'in "Ben bir dünya devleti kuracağım. Surlarını sanatla öreceğim!" sözlerini de hatırlatan Pala, "Bu çağrı da onun gerçekten kültür sanat değerlerine çok önem verdiğinin bir göstergesi. Onun hayallerini yansıttığı bir eskiz çalışması olan bu defter de mutlaka incelenmeli." diyor.

Gözlem gücü

Defterde at, kuş, yaprak ve insan yüzü çizimleri var. Karikatürcü gözüyle defteri  incelediğimizde günümüzdeki karikatür çizim tekniklerine çok benzer olduklarını görüyoruz. Çizgiler abartılı. Yüz ifadeleri donuk değil. Sevgi, öfke ve hayret mimikleri çizgilere yansıtılmış.

Portreleri çizilen kişilerin kimler olduğu hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Fakat bu çizimlerden Şehzade Mehmet'in insanları gözlemleme yönünün ve yeteneğinin çok kuvvetli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Aslında bu gözlemleme konusu her karikatürcüde olması gereken bir özelliktir. Fakat maalesef günümüzde özellikle karikatüre yeni başlayan gençlerde bu özelliğin fazla olmadığını görüyoruz. Karikatüre başlar başlamaz dergilerdeki tiplemeleri taklit ediyorlar. Belli bir yere kadar bu taklit etmeler normaldir. Fakat çevrelerindeki insanları gözlemlemeyip sürekli dergilerdeki tiplemeler üzerinden çizimlerini geliştirmeye çalıştıklarında, belli bir süre sonra yeni tipler çizmekte zorlanmaya başlıyorlar. Toplumdan soyutlanmış, insanları ancak dergilerdeki tiplere göre kategorize edebilen, gözlem ve düşünce tembeli insanlar haline geliyorlar.

Şehzade Mehmet'in çizgi tekniğinde de acemi olmadığı görülüyor. Çizgilerinde titreme yok. Kendinden emin çizgiler. Hele ki bu çizimleri ince uçlu kamış kalemle yapmak bilek hareketlerindeki kıvraklığın göstergesi.

Defterdeki çizimlerden başka şu anda bildiğimiz başka çizimleri yok. Fakat bahsettiğimiz defterdeki çizimleri incelediğimizde kendisinin daha önce de benzer çizimler yaptığını anlayabiliyoruz. Çünkü çizgileriyle bu seviyeye gelmiş birinin daha önce çeşitlli karalamalar ve çizgi çalışmaları yapması gerekiyor. Yani defterdeki çizgiler ilk defa çizim yapan birinin çizgileri değil. Belli bir seviyede ve ustalıkta olan çizgiler.

Portre karikatürler

Fatih Sultan Mehmet'in karikatüristliğini irdelerken, günümüzdeki karikatür tanımıyla yorumlamak yanlış olur. Günümüzdeki karikatür anlayışındaki gibi çizimlerinde bir konu veya espiri yok. Daha çok karikatürün bir dalı olan portre karikatür dalına yakın çizgilerdir.

Defterdeki çizimleri incelerken Fatih'in yaşadığı dönemi aklımızda tutarak incelemeliyiz. Bahsettiğimiz dönem Fatih'in gençlik yılları. 1400'lü yıllar. Bu yıllarda günümüzdeki gibi bir karikatür anlayışı yok. O yıllarda Osmanlı'da resim denilebilecek sadece minyatür sanatı var. Minyatür sanatıyla karikatür sanatı çizim teknikleri yönünden çok farklı dallardır.

O dönemde Avrupa'da resim sanatı çok ileri düzeydedir. Belki Şehzade Mehmet bir şekilde Avrupa'daki ressamların resimlerini görmüş ve etkilenmiş olabilir. Çünkü Fatih Avrupa'yı çok yakından takip eden biriydi. Takip ettiği konular arasında Avrupa'daki sanat etkinliklerinin de olması kuvvetle muhtemeldir.

Belki akla "Fatih'in gençlik yıllarında çizdiği bu çizimler belli bir dönem heves kabilinde, bilinçli olmayan karalamalardır. Bu çizimlere bakarak Fatih'in resme ilgisi olduğunun söylenmesi doğru değildir." şeklinde bir düşünce gelebilir.

Fakat Fatih'in hayatına bütün olarak baktığımızda bu iddianın yerinde olmadığını görürüz. Çünkü resim sanatına olan ilgisi gençlik yıllarına ait olsaydı, vefatından bir sene önce Venedikli ressam Gentile Bellini'ye resmini yaptırmazdı. Bellini'nin ünlü Fatih tablosunun sağ alt köşesinde Latin harfleriyle 25 Kasım 1480 tarihinin atıldığını görürüz. Fatih'in vefat tarihi ise 1481'dir.

Venedik ile 16 yıl süren savaştan sonra 1479'da  barış antlaşması yapıldı. Antlaşmadan sonra aynı yıl Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'a gönderilmek üzere Venediklilerden "usta" bir ressam istedi. Osmanlı ile arasını düzeltmek için iyi bir fırsat yakalamış olan Venedikliler, 53 yaşındaki dönemin önemli ressamlarından  Gentile Bellini'yi İstanbul'a göndermeye karar verdi.

1479 Eylül ayının sonlarında İstanbul'a gelen Bellini'ye Fatih Sultan Mehmet  önce bazı saray görevlilerinin resimlerini yaptırır. Ayrıca Fatih'in ressama bazı modeller gönderdiği ve önce çizime sonra da modele bakarak ressama ihsanlarda bulunduğu da anlatılır. Bellini, bu uygulama çerçevesinde meczup bir dervişi de resmetmiştir. Topkapı Sarayı'nın bazı duvarlarının resimlenmesi görevi de Bellini'ye verilmişti.

Bellini, tablosunda Fatih'i  gayet gerçekçi bir biçimde resmetmiştir. Fatih'in hafif yana dönük ince yüzü, karakteristik burnu, özenle tıraş edilmiş bıyık ve sakalı, sakin bakışları resimde dikkat çekici bir şekilde ustalıkla resmedilmiştir. Tablo, padişahın azametini etkileyici bir üslubla yansıtır. Sade giysiler içinde profilden yapılmış bu portrenin sağında ve solunda üç taç yer alır. Bu üç taç, Fatih'in sona erdirdiği üç büyük devleti, yani Bizans'ı, Trabzon Rum İmparatorluğu'nu ve Karamanoğulları Beyliği'ni simgeler.

Sanat anlayışı ve devlet

Resmini çok beğenen Fatih Bellini'ye çeşitli ihsanlarda bulunur. Ayrıca saraydan Nakkaş Sinan Bey'i de İstanbul'dan İtalya'ya gönderir. Sinan Bey, İtalya'da çağın ustalarından Maestro Paola'nun yanında çalışır. Sinan Bey'in batı resmi etkisi altında kaldığını gösteren Fatih'in güllü portresini, bu geziden döndükten sonra yaptığı söyleniyor.

Fatih'in resim sanatına olan ilgisi hakkındaki bu bilgiler kendisini tanımada sadece bir dipnottur. Daha birçok özelliğe sahip. Okumayı ve araştırmayı çok seven biriydi. Yedi yabancı dil bilirdi. Tarih ilmine çok meraklıydı. Bilime büyük önem verir, yabancı ülkelerdeki bilim adamlarını davet ederdi. Mühendislik bilgileri ileri düzeydeydi. Askeri ve siyasi bir deha idi. Cesaretli olduğu kadar merhametliydi. Alim ve dindardı.  Tasavvuf büyüklerine son derece hürmet gösterirdi. Vefatından sonra cenaze namazını Muhyiddin Şeyh Vefa Hazretleri kıldırmıştır.

Fatih Sultan Mehmet hakkında günümüzde hâlâ yerli ve yabancı tarihçiler kalın hacimli eserler yazmaya devam etmektedirler.

Bütün bu yazdıklarımızın gayesi, geçmişi yad edip onlar iyiydi, kötüydü tartışmasına katılmak değil. Devran dönüyor ve biz bugünü yaşıyoruz. Fakat geleceğe adım atarken geçmişten bir şeyler de devşirelim istiyoruz.

Öyle ya, Osmanlı yeryüzünün sayılı güçlerinden biriydi. Fakat bu güç yalnızca kaba güce yaslanmıyordu. Fikir, sanat ve bilimi sahiplenme hem İstanbul'da hem Anadolu'da ince, zarif ve tatlı-sert bir Osmanlı toplumunu oluşturuyordu.

Bugün geri dönmemiz mümkün değil. Çünkü tarihin geri dönüşü yok, sonradan da Osmanlı olunmuyor. Fakat fikre, sanata önem vermenin bir toplumu tarihî yapma özelliği ise her zaman var. Belki magazin dünyadan sıyrılıp biraz bunu da düşünme imkanımız olur.

Devamını Oku...

20 Şubat 2009 Cuma

Karikatürlerde Müslüman Tiplemeleri

Karikatür, sözlü ve yazılı anlatımdan daha etkili, dikkat çekici ve güçlü bir anlatım tarzıdır. Kötüye kullanıldığında etkisi de kötü olur. Bu etkiyi önemseyerek karikatür sanatına daha bilinçli yaklaşmak gerekmektedir.

Karikatür görsel bir sanat dalıdır. Bu görsellik içinde insan tiplemelerinin ayrı bir yeri vardır. Romanlarda, hikâyelerde insan tiplemelerini bazen yüz ifadeleriyle, giyimleriyle, hareketleriyle uzun uzun anlatmak gerekir.Karikatürde ise bu durum çizgilerle anlatıldığından insan tiplemelerinin algılanması daha net ve kolaydır.

Milliyet ve dine bağlı tiplemeler

İnsan tiplemelerinin de kendi aralarında çeşitleri vardır. Bu çeşitlemeler arasında kimi insanlar milliyetlerine göre, kimileri de mensup oldukları dine göre tasvir edilip çizilirler. Milliyetlerine göre çizilen tiplemelerde genellikle o milletin kendilerine has geleneksel giyimleri üzerinden çizim yapılır. Örneklemek gerekirse, Çinliler üçgen şapkalarıyla, Kızılderililer kafalarına taktıkları tüylerle, Amerikalılar kovboy şapkalarıyla, Eskimolar kalın kürklü elbiseleriyle resmedilirler.

Mensup oldukları dine göre tasvirlerde ise hıristiyanlar genellikle haç figürü üzerinden çizilir. Bu figür bazen elbiselerinde, kolyelerinde bazen de rahiplerin ve papazların ellerinde taşıdıkları bastonların ucunda olur. Yahudi tiplemelerinde de İsrail bayrağında bulunan yıldız şekli çok kullanılır. Bu şekil başlarına taktıkları kippa ve fötr şapka ile elbiselerin üzerine de eklenir. Ayrıca şakaklarının yanlarından başlayarak uzattıkları kâküller de yahudi tiplemelerinde kullanılır. Budistler ise saçları kazıtılmış kendilerine has uzun elbiselerle tasvir edilir.

Müslüman tiplemesine gelince, dış basında müslüman olmayan karikatürcüler genellikle müslümanları çizerken uzun entari şeklindeki elbiseyle, sarığı ve takkeyi çok kullanırlar. Müslüman Türk tiplemesinde ise Osmanlı tipi olarak gördükleri fes üzerinden çizim yaparlar. Bu durum yabancı ülkelerdeki karikatürcülerin Türklere bakışında Osmanlı etkisinden kurtulamadıklarının göstergesi olması açısından ilginçtir.

Yabancı basında çizilen karikatürlerde müslüman tiplemelerinin karakteristik görünümü genellikle kaba, anlayışsız, yeniliklere kapalı, çöl hayatı yaşayan ilkel bedevi görünümlü, cahil veya terörist tiplemeler olarak çizilir. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra terörist müslüman tiplemelerini yabancı basında daha sık görmekteyiz.

Çizgide önyargı ve insafsızlık

Peki yabancı basındaki tüm karikatürlerde müslüman tiplemelerinin hepsi terörist olarak mı çiziliyor? Elbette değil. İçlerinde müslümanları mazlum olarak çizen karikatürcüler de var. İsrail'in Filistin'de yaptığı soykırım derecesindeki katliamları gören bazı yabancı karikatürcülerin çizimlerinde müslümanlar mazlum, haksızlığa uğramış, topraklarında zulüm gören insanlar olarak çizilebiliyor.

Fakat buradaki ilginç nokta oralarda müslümanlar öldürülürken bu tip "Vah vah, zavalılar, yazık oluyor bu insanlara..." şeklinde karikatür çizenler, acıdıkları bu müslümanlar bir şekilde kafalarını kaldırıp yapılan saldırılara karşılık vermeye kalkıştıklarında bu sefer "Hooop, dur bakalım, teröristliğin anlamı yok, yavaş ol bakalım!" yaklaşımı içersinde de olabiliyorlar. Sanki bazı karikatürcüler müslümanlara "Zulüm görürken, öldürülürken seni mazlum olarak çizerim, ama karşılık vermeye kalkarsan seni terörist olarak çizerim!" demeye getiriyorlar.

Aslında bu noktada müslüman karikatürcülere çok iş düşüyor. İlk iş müslüman karikatürcülerin artık dünyadaki diğer karikatürcülerle çok sık irtibat halinde olmaları gereğidir. Çünkü yabancı basında çizen karikatürcüler gerek kendi din anlayışlarından, gerek yaşadıkları ülkenin yönetimi tarafından, gerekse takip ettikleri yazılı ve görsel medya tarafından belli bir yönlendirme içersindeler.

Müslüman karikatürcüler bu yönlendirme içersindeki yabancı karikatürcülerle irtibat kurarlarsa, yabancı çizerlere, medya kuruluşlarına çizdikleri karikatürleri gösterirlerse önyargılı karikatür çizimlerini azaltabilirler. Bunun için yabancı dil bilmeye de gerek yok. Çünkü çizginin kendisi zaten bir dildir.

Çizgiyle mesajlar verilebilir. Bu mesajları iletmek de artık o kadar zor değil. İnternet ortamında müslüman karikatürcüler çizimlerini tüm dünyaya rahatlıkla gösterebilirler. Sayı bakımından yeterli olmasa da internet ortamında çizimlerini sergileyen müslüman karikatürcüler var. Fakat çizimlerinin tanıtımını yaparken, dünyadaki diğer çizerleri ve medya organlarını biraz ihmal ediyorlar veya fazla önemsemiyorlar.

Türkiye'de müslüman tiplemesi

Ülkemizde çizilen müslüman tiplemelerine gelince durum maalesef pek iç acıcı değil. Yabancı basında çizilen müslüman tiplemelerinin hemen hemen aynısını ülkemizde yayınlanan bazı gazete, dergi ve internet sitelerinde de görebiliyoruz. Aralarındaki fark sadece tanımlamalarda oluyor. Yabancı basında çizilen müslüman tiplemesinin adı "terörist" olurken ülkemizde aynı şekilde çizilen müslüman tiplemesinin adı "gerici", "yobaz" şeklinde oluyor. Ülkemizde çizilen bu tip müslüman çizimlerinin tarihi seyri ayrı bir yazı konusudur. Çünkü bu konuya girildiğinde belki Tanzimat'tan başlayıp o yıllardan bu yana yaşananları inceleyip anlatmak gerekir.

Ülkemizde çizilen bu müslüman tiplemesi daha çok 1940'lı yıllardan sonra gazete ve dergilerde görülmeye başlandı. Bu çizimlerin, kendilerine "ilerici, aydın veya çağdaş" diyenler tarafından yapıldığını görüyoruz. İşin mizahi yanı, bu insanlar ilerici, aydın, çağdaş etiketini kendi kendilerine yapıştırmışlardır. Dışarıdan hiç kimse bunlara "sen ilericisin, aydınsın, çağdaşsın" dememiştir.

İlerici etiketini kendilerine yapıştıranların bu iddialarının havada kalmaması gerekiyordu. Bunun için ilericilere karşı gerici bir kesim olmalıydı. Yani rakipleri olmalıydı. Her ne kadar açık olarak ifade etmeseler de rakip olarak dindar müslümanlar seçildi. Açık olarak ifade etmeseler de diyoruz, çünkü gerici kesim olarak "dindar müslümanlar" tabirini kullanmaları halk arasında tepkiye, rahatsızlığa sebep olacaktı. Bu tepkiyi de dindar müslümanlar yerine "aşırı dinciler" tabirini kullanarak aşmayı uygun buldular.

Bu kelimeleri insanların hafızasına empoze etmeye gelince de, görselliğinden dolayı özellikle karikatürü kullandılar. Çünkü karikatürün özelliklerinden bir tanesi de çizgide "abartma" özelliğidir. Kendilerince gerici olarak tanımladıkları dindar müslümanların yüzlerini, sakallarını, tesbihlerini, takunyalarını, hanımların tesettürünü, başörtülerini abartarak çizdiler. Senaryo olduğu çok açık bazı olayları da "İşte bunu gericiler, yobazlar yaptı!" diyerek dindar müslümanları yakan, yıkan, kesen, öldüren vahşi tipler olarak karikatürlerin içersine soktular. Dindar müslümanların ailesi ile olsun, diğer insanlarla ilişkileriyle olsun yaşayış biçimlerini alaya aldılar. Genellikle erkekler despot, baskıcı, laftan anlamayan, yeniliklere kapalı, dini siyasete ve para kazanmaya alet eden tipler olarak çizilirken, kadınlar asosyal, cahil, saf tipler olarak karikatürlerde çizildiler.

Çizimlerin etkisi

Peki, halk arasında bu tipleri empoze etmede başarılı oldular mı? Buna hem evet, hem hayır diyebiliriz. Çünkü çizdikleri insanlar, Cumada, Bayramda camiye gidip namaz kılan insanlarla aynı insanlardı. Takke takan, tesbih çeken erkekler, kiminin babası, hocası, kiminin akrabası, kiminin komşusuydu. Tesettürlü, başörtülü, halk arasında ferece olarak bilinen örtü şeklini kullanan hanımlar da kiminin annesi, kiminin de hanımı veya kız kardeşiydi.

İnsanlar etkilense de, kimileri bu çizimlerin etkisiyle yanlış bilgilense de, karikatürlerdeki müslüman tiplemelerine karşı hep bir tereddüt oldu. Çizimlerinde yanıltmayı amaçlayanlar, kendileri gibi düşünen belli bir azınlık dışında, halkın büyük kısmı tarafından tam bir kabul görmedi. Aksine hassasiyet sahibi insanlarda karikatüre karşı bir soğukluğa yol açtılar. Karikatür sanatının sadece hakaret içeren bir sanat dalı olarak algılanmasına sebep oldular. Dindar insanların karikatür sanatına karşı ilgisizliğinin nedenleri arasında bu çirkin kullanımının çok etkisi oldu.

Çizimlerdeki müslüman tiplemelerinin etkisinin, yapılan araştırmalara göre üniversite yıllarındaki gençlikte daha çok olduğu görülüyor. Çünkü mizah dergilerinin okuyucu kitlesinin başında üniversite gençliği geliyor. Karikatür çizseler de, çizmeseler de ülkemizdeki üniversite gençliğinin karikatüre ilgisi çok fazla. Bu ilgi de peşinden mizah dergilerinden ve özellikle karikatürlerden etkilenmeyi getiriyor. Karikatüre yeni başlayan gençler de, mizah dergilerinden gördükleri gerici-yobaz tiplemelerini bilerek veya bilmeyerek taklit etmeye başlıyorlar. Eğer dinî bilgileri de az ise bu etkileşim ve taklit, ileri yıllarda gençlerin düşünce dünyalarında yanlışa yönelmelerine yol açabiliyor.

Bu nedenle şu bilginin tekrarlanmasında fayda görüyoruz:

Karikatür, sözlü ve yazılı anlatımdan daha etkili, dikkat çekici ve güçlü bir anlatım tarzıdır. Kötüye kullanıldığında etkisi de kötü olur. Bu etkiyi önemseyerek karikatür sanatına daha bilinçli yaklaşmak gerekmektedir. "Bizi nasıl böyle çizerler!" deyip şikayetçi olmak bu çizimleri azaltmaz. Aksine böyle çizenleri "amacıma ulaştım" diyerek daha da cesaretlendirebilirler. Karikatür konusunda bilinçli adımlar, vermiş olduğu zararları telafi etmede daha faydalı olacaktır.

Devamını Oku...