Süleyman PEKİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süleyman PEKİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2009 Perşembe

Bu Sendikalar Ne İşe Yarar?

Bir: Hayatı boyunca herhangi bir sendikanın kapısından içeri girmemiş bir insanın "Bunlar hep yiyici" yada "Sendika ağaları var ya" girizgâhlı cümle kurmalarına yarar.

İki: Milâttan yani İhtilâlden önce oluşan dış kaynaklı hava akımından mirasyedi olarak kulağına bir damla yel kaçan vatandaşımızın "Bunlar siyasilerin arka bahçesi" demelerine yarar.

Üç: "Ben sendikalara inanmıyorum" klişesiyle hayata güvensizlik ve cesaretsizlik bağıyla bağlandığı halde sözde çağdaş bir söylemin günaşırı suyunu sıkmaya yarar.

Dört: Yaşamını sanki çoğulculuk ve katılımcılık yörüngesine oturtmuş da "Birleşsinler de öyle gelsinler" repliğiyle tüm renkleri tek renge çevirmeye çalışan kalıpçıların çevreyi torna tezgâhı gibi kullanımına yarar.

Beş: "Siz gidin dövüşün gelin, benim işim var" marka ve modelli ikinci el tam siper hikâyelerine karşı işbu sorgu - sual yazısını yazılmasına yarar.

PEKİ, YA SENDİKALAR NE İŞE YARAMAZ?

Bir; çalışanların koruyucu şemsiyesi olduğu halde yazın kavurucu sıcağında tatil şezlongu ve güneşliği olmaya yaramaz.

İki; bireysel emeğin nazenin ve kırılgan yalnızlığının mukavim öncü birlikleri olarak ön safta savaştığı halde kahvehanelerdeki can sıkıntısı savaşlarında paralı askerliğe yaramaz.

Üç; 'Yalnızlık Allah'a mahsustur' kaidesi uyarınca meslek guruplarına aerodinamik sosyal üniteler oluşturmasına karşın tek kişilik koroların vokalciliği istihdamına yaramaz.

Dört; 'Testiyi kırmadan önce' düsturuyla ve insan olanın başına her zamana iş gelebilir mantığıyla "Taş düşebilür, ayı çıkabilür" levhalarıyla yol işaretçiliği yaptığı halde 'kendi düşen ağlamaz' şarkısına nota olmaya yaramaz.

Beş; kazanımlardan ve 'Kolaylaştırın, güçleştirmeyin' prensiplerinden muhtelif çap ve markada pilavlar, makarnalar ve salatalar imal ettiği halde malzemesiz/aşçısız kudret helvaları ve bıldırcın eti sofraları kurmaya yaramaz.

"Benim memurum işini bilir" demişti Özal. Biz de 'şair burada ne demek istemiş' diyerekten sorumuzu kamuoyunun takdirine tevcih ediyoruz:

a-) Benim memurum, çoluk - çocuğunun rızkını kazandığı işinin kıymetini bilir ve maaşını hakederek yapar.

b-) Benim memurum, 'neka ekmek, oka köfte' formülasyonuyla iki reklam veya iki geyik arasında yarım ekmek tutarınca iş yapar.

c-) Benim memurum, 'işini aşıran en kahraman' fehvasınca belli bir işten türev ve integral yardımıyla nice işler, biricik taştan nice kuşlar çıkarır.

d-) Benim memurumun işi iş, tuzu kurudur. Ev, bark, hisse senedi, tahvil, kart, kabekart.. ne ararsan var'ın gizli koleksiyoncusudur.

e-) Benim memurum, sendika sürülerinden ayrılarak Hükümetlerin onu daha kolayca ham yapmasını kolaylaştırır.

Sendikalar, ayakkabı çekeceği değildir. Saç kurutma makinesi de değildir.

Sendikalar, birbirlerinin hasımları yada kuyu kazıcıları değildir.

Sendikalar, hayır kurumları veya cami dernekleri değildir.

Sendikalar; demokrasinin kenesi, anayasa güvesi yada toplumsal düzenin defosu değildir.

Tuhaf! Ne olmadığınızı anlatmaktan n'idüğümüzü ve ne işe yaradığımız anlatmaya sıra gelmiyor. Önyargıları parçalamak atomu parçalamaktan, zan ve isnatları parçalamak ise safradaki taşları parçalamaktan daha zor.

Baka Hoca Nasreddin! Sendikalar bindiğimiz dallardan birisidir. Kesmeyegör !

Devamını Oku...

22 Nisan 2009 Çarşamba

“Ne Kadar Lanetli Varsa Dindar Kesildi”

"Her saçını uzatan kendini derviş sayıyor
Bu din satan tüccarlardan el aman !"

Bu sözler Pakistan'ın Mehmet Âkif'i Muhammed İkbâl'in. 20.yy'ın iki büyük vicdanıdır Âkif'le İkbâl. Hem çağdaşı hem adaşı hem de gönüldaşı. Her ikisi de Milli Şâir. Âkif 4 yıl erken geldi, 2 yıl erken gitti. İkbâl ise 1877'de doğdu, 21 Nisan 1938'de rahmet-i Rahman'a kavuştu.

Akif, İstiklal Marşı'na 'Korkma' diye başladı. İkbâl ise 'Lâ tehaf' ne demektirin şiirsel tefsirini yaptı. Beraber emperyalizmle ve meskenetle mücadelenin öncülüğünü yaptılar. 1910'lu, 20'li yıllarda günümüz İslâm Dünyası'nın ve Batı Emperyalizmi'nin fotoğrafını çektiler.

"Bizi Frenk büyüsü bağlamış"

Bunu Avrupa'da felsefe tahsili yapan ve 6 dil bilen İkbâl söylüyor. Yabancılaşmadan kurtulup fıtrata dönmeyi ve Kur'an edebiyle edeplenmeyi tek çıkış olarak ortaya kor.

"Bizim vücudumuz evrende sessiz harflerden ibarettir
Risalet onları seslendirdi
Ve bir şiirin mısraları haline getirdi"

O bir Peygamber aşığı ve Mevlâna Celâleddin şakirdidir. 'Bizim Leylâmız şehre yerleştiğinden beri çöllerin yüzü Mecnun görmez oldu' derken bunu kasteder. Ve ekler; 'Canım yıpranmış bir bedende toza bulanmış bir âhın cilvesi gibidir.'

Âriftir, şâirdir, düşünürdür. Âlem-i İslâm'ı kimi zaman Eflâtun hakkında uyarır: 'O insan kılığına giren bir koyundur .' Kimi zaman da 'Fertlerin imanı milletlerin yükselmesinin sermayesidir' diyerek terakkinin hammaddesini ifşa eder.

"Başını ver ama namusunu verme
Sen Yusuf'sun kendini ucuza satma"

O bir yol işaretçisidir aynı zamanda. Ümmetin kangren olmuş yaralarına ve kronik hastalıklarına mısralarıyla reçete yazar.

"Biz hepimiz toprağız
Kur'ansa gönüldür
Öylesine topraklaş ki
Secde seninle birleşsin"

Tevhid der, birlik der, başka bir şey aramaz. Renkleri tek bir renge ve yek âhenge davet eder. Ve yüreklendirir Türk'ü, Arap'ı, Acem'i; Hint Yarımadası'na sığmayan yüreğ

"Ben daha harekete geçmemiş bir civayım
Ruhumda uykuya dalmış yıldırımlar yatar
Ben aşığım ve feryadım benim imanımdır"

Müslümanlık adına Kur'ansız, iz'ansız ve vicdansız yaşantıyı yaşam olarak kabul etmez. 'Puthaneler ihtiras putlarıyla dolu' diyerek Müslüman gönüllerde 'Lâ ilâhe illallah' haricindeki yabancı cisimciklere dikkat çeker. Ve der ki 'Eğer bir kılıç Allah'ın yolunun dışında çekilmiş ise çekenin göğsüne saplanmalıdır. Belki orada uyur ve rahatlar .'

Her şeye rağmen ümitvardır ve en büyük ateşli silahı da ümit olarak görür. Hicaz toprağından muştulanır ve muştu saçar. Uyuyan bir kıtanın bahtını sözün tılsımıyla açar.

"Ben bu çiçeği senin yakana takacağım
Derin uykundan bir mahşer kaldıracağım"

Rabb'im rahmet eylesin. İzini kaybettirmesin.

 

Devamını Oku...

16 Nisan 2009 Perşembe

Tabuta Dört Çivi

"Biri vardı geldi, geçt
 Yüreğimi deldi geçti
 Şu bahtımın göç kervanı
 Kimleri götürmedi ki"
Delikanlı milletiz vesselam. Diklenmeden dik duranları severiz. Önce karlı dağlara, sonra da milletin bağrına gömeriz.

Delikanlılığımız, Bahçecik kahvehanelerinde "Ben var ya ben..." ve "Üç numaralı bakışımla bir baktım..." giriş taksimli racon cümlelerini dinlemekle eskidi. Ama siyasette delikanlı üslubu hiç eskimedi.

Zamanla analizci olduk ya bizimkilerle ecnebilerin siyasal duruşlarını mukayeseli mütalaa edelim dedik. Demez olaydık; biz söylüyoruz ama yapmıyoruz, adamlar yaptıklarını bile söylemiyorlar.

Alın 2 müşahhas örnek: İlki, RASMUSSEN. Adamın NATO'ya Genel Sekreterliğine veto hakkımızı özür ve Roj TV karşılığında kullanmadık. Adam geldi, ne özür diledi ne de Roj TV kapatılır dedi.

Diklenmeden dik duruş bu olsa gerek. Geceyarısı 03'te ne yaparken omuzunun incindiğini göremediğim için delikanlılık payesini çok görürüm. Lakin elin Danimarkalısı harbi çetin cevizmiş.

İkinci dik duruş ve deplasmanda vuruş örneğimiz ise OBAMA. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu iradesinin kalbi ve kıblegâhı olan TBMM'de ilelebet payidar kalmasını dilediğimiz 86 yıllık devletimizin adeta tabutuna 4 çiviyi çaktı, gitti.

1-) Ermeni sınırı açılacak; aç!

2-) Tarihle yüzleşilecek; yüzleş!

3-) Heybeliada Ruhban Okulu açılacak; aç Obama'm aç.

4-) Kürtlere azınlık hakkı verilecek, azınlıklara iyi davranılacak.

Boyuna baksalar basketçi derler, çevirdiği oyuna baksalar siyasetçi derler. Rengini sevdiğimin Obama'sı, hangisine yanayım? Patrik Barthelemeos'u yeke yek kabul edip ekümenik / evrensel olarak tanımana mı? Cumhuriyeti beraber kurduğumuz Kürt kökenli insanımızı asli çoğunluktan azınlığa indirgemene mi? Dedeleri Kenya'dan koyunlar gibi gemilere tıkılıp Amerika'da kamçıyla çalıştırılanların torunlarından birinin bizi tarihimizle yüzleştirmesine mi?

N'ayır, bunlar olabilir. Zira adamlar devlet. Tek kişilik çadır tiyatrosu değil. Civciv çıkacak, kuş çıkacak; oyundan Buş çıkacak ama oyun boşa çıkmayacak. Bizim "n'olamaz" dediğimiz yine biziz. Eloğlu dış politikasının kalıp çivilerini çakıyor, bizimkiler okşadığı kediye bakıyor. Yok yakışıklıymış, yok Hz.Hüseyin'in adaşıymış.. Beyinlere turp, akıllara pırasa..

Yine de delikanlı lügatinin hatırına Başbakan'dan kardeşi kardeşe düşürecek bir adım atmamasını diliyoruz. Cumhurbaşkanımız sağolsunlar, pragmatikdirler; açılımda sınır tanımazlar. Soyadları gibidirler; esneklikleri gülümsemelerinden bellidir.

Davos seferiyle monşerlere belkıran bir çalım atan Sayın Başbakanımızdan bu tuzağı boşa çıkarmasını bekliyoruz. Yoksa dış politikanın iflasını ilandan öteye yol yok. Yoksa Hillary Clinton bizim de Dışişleri Bakanımız mı?

Van munit - tek ümit !

Devamını Oku...

6 Nisan 2009 Pazartesi

Obama Başkan, Fenerbahçe Şampiyon

Rahmetli Galip Erdem 'Beşiktaş Nasıl Kurtulur'u yazmıştı. Çok şükür BJK'yı kurtardık ama FB'yi batırdık. Üstelik Avrupa'nın en baba hocasını teknik traktör yaptığımız halde.

Oysa olması gereken Obama'nın Fenerbahçe'ye başkanlığıydı. Hem böylelikle FB gerçekten bir dünya takımı olurdu hem de Obama sihirli değneğiyle He - man çizgi filmindeki "Titrek"i "Atılgan"a çeviredururdu.

Olmadı, önümüzdeki maçlara bakacağız. NATO maçında attığımız çalım Bay Obama tarafından pirime dönüştürüldü. Rasmussen NATO'ya Genel Sekreter oldu ama biz de İMF çekilişinden tam bilet kazandık.

Haftaya İMF deplasmanına çıkacağız. Bu maçtan puan ya da puanlar daha doğrusu para ya da paracıklar bekliyoruz. Gollü bir maç olmayabilir. Biz de güzel futboldan çok güzel dolarlar için mücadele edeceğiz. Ne demişler; 40 milyar USD borcun olsun, İMF gibi dostun olsun.

Sonraki hafta kendi evimizde Ermenistan'la yapacağımız maç, maçtan öte kerizlik pardon Karşılıksız Dostluk Turnuvası şeklinde geçecek. Açacağız Ermeni Sınırını, ordan bize peşpeşe gol atacaklar ama dostluk kazanacak.

Dost ve kardeş Azeri takımı bundan ciddi manada alınacaktır. Behemahal Ermeniler de jeste jest raconuna girmeyecektir. Olsun, yeter ki kredi musluğumuz dolsun ve Obama'lı günler sağolsun.

TRT Şeş, DTP'nin oylarını patlattı. 'Bastırdık, televizyonu aldık, toprak da alırız' serisine giren Etnik Spor, tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor. Dedemiz Osmanlı da böyle yapardı. Bir ara azgın teröristler için Genel Af çıkarmıştı da Hınçak ve Taşnak Milli Takımları 'Korkunun adını af koymuşlar' diye şarkı yapmışlardı.

İnşallah kontrataktan bir tarihi tekerrür golü yemeyiz. Yoksa bu göz göre göre lades havası Türkiye Cumhuriyeti'nin bile adını tartışma sırasına koyar kaza süsüyle.

BOP Spor aniden ligden çekildi. Şimdi onun yerine BOD (Büyük Osmanlı Devleti) Spor'un kafaya oynayacağı söyleniyor 'fitbol' yorumcularınca. İlk duyduğumda anlamadıydım ve Barak Obama Devleti sandıydım. Daha yeni aydım.

Bu bir spor yazısı mıdır yoksa seçim sonrası skor yazısı mı bilmem. Bu ülkede dış politika kahvehanelerde belirleniyorsa bizim de iki taş arası bir katkımız olsun netekim.

Değil mi ki halkımızın döndüğünü zannettiği dünya meşin yuvarlaktır. Öyleyse uyumayan taraftarlara selam, yola devam.

FB bu seçimde Kadıköy'ü kaybetmiştir. Aziz Yıldırım derhal Obama aşkına istifa etmelidir.

Korkma ! Çatma ! Obama !

Devamını Oku...

31 Mart 2009 Salı

Seni Isıtamadık Yiğit Adam

"Bir saniyesine bile hükmedemediğiniz bir ömür için fırıldak olmanın anlamı yoktur. Düz olacağız ve düz yaşayacağız. Dik duracağız, doğru gideceğiz."

Şahidiz; öyleydin ve öyle kaldın. Seninle olanların da bir çoğu öyle.. Gel de bu çıkarperest topluma idealizm türküleri söyle.

"İnna lillahi ve inna ileyhi raciun." Ve hayatın sırrı ölümdür. Ölümse bir adalet terazisidir. Vefatınla sağladın o Büyük Birliği. 'Gül' gibiydin ve gülümsemenle girdin hafıza kayıtlarına.

7.5 yıl çileye yattın, işkence sivilcelerinin patlattın ama bir tik bile kalmadı sende. 4 satır şiirden yatırılan ve mapusluk mekânı ziyaretgâh haline getirilenler sana tercih edildi. Ata Osmanlı gibi mahmuz vuranlar değil ata binmeyi beceremeyenler baş seçildi ülkemde.

Amerika'ya git, birileriyle görüş dediler; gitmedin, görüşmedin. Büyükelçiler, medya patronları randevu istediler, vermedin. En çok seyredilen dizinin Yönetmeni 'Size bir şiir klibi çekelim' dedi, sen kabul etmedin. Birileri şiir ratingini sandık ratingine dönüştürebildi.

28 Şubat'ı şimdilerde dillerine pelesenk edenler, 10 - 12 yıl önce saklanacak delik arıyorlardı. Ama eğilmeyen, bükülmeyen bir 8 kişi vardı. Cübbeli Ahmet Hoca'da külliyesi kapatılırken seni arardı, Cerrahpaşa'nın önünde eylem yapan başörtülü öğrenciler de. Her birine yardımcı oldun elhak, kapına gelene gönlünü açtın, oy bile istemedin. Zaten onlar da vermediler.

Ehl-i tasavvuf idin, bilen bilirdi. Bir yağmur damlası olsan yağmak istediğin yer Mekke'ydi. Nefsine 'festakim kema umirt' emrini miras bıraktın tarihçe-i hayatınla.

Pazarlıksızdınız ekip olarak; "Yayladan geldik gene yaylaya döneriz" derdiniz ve işte döndün. Karlı - sisli bir havada, bir bozkurt gibi bir dağ başında ruhunu Rahman'a teslim eyledin.

Rabb'im hayatın da ölümün de hayırlısını nasip etsin. Dünyada seni kullarına sevdirdi, ukbada da salihlerle - şehidlerle beraber haşretsin. Cenab-ı Hak sana 'Muhsin' sıfatıyla muamele eylesin.

Uyuz öküzlerin adam güttüğü

Çarpık bir dünyada yaşadı gitti

Çoğunun putlara secde ettiği

Dünyayı dünyada boşadı gitti

Bize hakkını helâl eyle..

Devamını Oku...

26 Mart 2009 Perşembe

Herkes Kendini Seçer

Bu bir insan insiyakıdır. Kimi her daim şampiyon takımların otomatik taraftarıdır. Kimi ise hep Afrika takımlarından yanadır. Ezilenden yana olmak, haksızlığa karşı durmak ve 'uydum kalabalığa' teranesine pabuç bırakmamak.

Bireysel ve toplumsal nefisle mücadelenin adıdır hayat. Nefis bazen postaldır, bazen sandık.. Ümidimizi, azmimizi dört mevsim inek gibi sağanlardan usandık.

Çoğunluk her zaman statükodan yanadır. Hayatın idamesi, vaziyetin idaresi, pozisyonun korunması, çıkarların devamı derin bir muhafazakârlık gerektirir. Özellikle de 'kâr'ın muhafazası..

Şeytan ama'lı cümlelerde gizlidir. "Yiyor ama yapıyor", "Çalıyor ama bölüşüyor", "Hırsız ama bizden", "Ama biraz da bizimkiler götürsün", "Ama başka alternatif mi var?" gibi.

Dünya üzerindeki 6.7 milyar insan temelde 2 tarikata mensuptur: Vicdaniler ve işkembeviler.. Ve aralarındaki terazidir tarih. Gerçi birinciler ikincilerin azami 10'da 1'i olabilmişlerdir sürüsüne bereket yüzyıllar boyunca. Yine de vicdanlıların yüzü suyu hürmetine dalgalanır iyiliğin bayrağı. Ve varoluşun sırrı işte budur.

Menfaatlerin toplu pazarlanması gerginlik yaratır. Boy boy çıkar tezgâhları kaçırılmaması gereken bir pazar alışverişidir. Ekmeklerine yapılan zam için kılı kıpırdamayanlar; takımları, partileri, cemaatleri için canhıraş bir kavgaya hazırdırlar.

Bir zamanlar Müslüm Gürses'e laf söylemek bıçaklanmak sebebiydi. Zira Müslümcülük gelmiş geçmiş en katolik tarikatlardan biriydi. Allah'ı tartışmaya demokrasi, Peygamberi tartışmaya diyalog, majeste hazretlerini tartışmaya ise bozgunculuk diyorlar.

Ebeveyninizi siz seçemezsiniz. Çocukluk arkadaşlarınızı, sınıfınızı, öğretmeninizi de siz seçemezsiniz. Askerde düştüğünüz bölük ve gittiğiniz yer sizin seçiminiz değildir. Üniversite için 20 tane tercih yaparsınız ama içlerinden ÖSYM seçer. Tuttuğunuz takımda 'efsane başkan', tuttuğunuz partide 'asırlık çınar', tutulduğunuz dini cereyanda 'seçilmiş efendi'ler vardır.

Bir pazarda domates yada salatalık seçebilirsiniz o da pazarcının izin verdiği kadar. Bir de 4 senede 1 "Pazar" günleri kendinize benzeyenleri seçebilirsiniz. Sonra seçilmiş efendilerin tahakkümü berdevam. Buna 'pazar demokrasisi' derler. Langırt köy sandığı..

Ben oyumu yalnızlığa veriyorum. İnsanın kozmik yalnızlığına.. Ve yıldızlar arası gök yolculuğuna..

Ben oyumu vicdana veriyorum. Günübirlik yaşantının ufuk ötesine.. Ve ideallerin inanç olarak davranışa dönüşmesine..

30 Mart'ta bayrakla, broşürle heba edilmiş bir ilke görüyorum. Bu seçimde yapılan israf da ayrı bir ekonomik krizdir diyorum.

30 Mart'ta krizzedelere eklenmiş seçimzedeler görüyorum. Memleketin enerjisini boşa emdik diyorum.

Amerika seçimlerinde oy kullanmak istiyorum. Başka da bir şey demiyorum.

Devamını Oku...

12 Mart 2009 Perşembe

Yine de Şahlanıyor Aman Sam Amca’nın Osmanlı’sı

Sadece biz tarihçilerin değil her Türk'ün bir Osmanlı ve mehter sevgisi vardır. Osmanlı Hâkimiyet Arması'nı anlam açılımıyla birlikte takvim yapıp dağıttığımızın üzerinden 10 - 15 sene ya geçti ya geçmedi. Kendimizi adadığımız ve ömrümüzün varlık sebebi saydığımız 'ilâ'yı kelimetullah için nizam-ı âlem' ülküsünün neo con'vari neo ottoman'cılıkla eşleştirilmesi, üstüne üstlük Büyük Osmanlı haritalarının Pentagon'ca servis edilmesi adeta ciğerimi dağladı.

Biz Halifeliği şahsi temsilden alıp da TBMM'nin manevi şahsiyetine mündemiç kıldığımızdan beri bir İslâm ülkesi bile Halifelik iddiasında bulunmadı. Ama İngiltere 20'li - 30'lu yıllarda, Amerika ise 50'li yıllarda İslâm Dünyası'na halife arayıp durdular. Bu bağlamda; İngiltere'nin uzmanlık alanı tarikatlar, ABD'nin ise cemaatler sayılabilir.

Hıristiyan Âlemini tapınakçı 1 Papa ve paragöz 1 Patrik ile, İslam Âlemini ise ılımlı 1 halife ile kontrol edebilirseniz; çokuluslu şirketlerin küresel kâr imparatorluğunun ebed müddet hazzını koruyabilir, statükonun sürgit devamını sağlayabilirsiniz. Çok yaşa Coca - Cola, I love you Mc. Donald's amca..

Büyük Ortadoğu Projesi ve parça parça edilmiş İslâm Ülkeleri haritalarının sırrı çözüldü. İş, ölümü gösterip sıtmaya razı etmekmiş. Önce 2013'de Ortadoğu'da 22 İslâm ülkesi minimize edilecek akabinde 2040'da yada 2050'de Büyük Osmanlı Devleti kurulacak. Yani The Ottoman Empire of America veya The Ottoman Empire of İsrael. Osmanoğullarından sonra Obamaoğulları..

harita

Birileri (şimâli cenah), yakın tarih için Türkiye - Ukrayna Savaşını simule ederken başka birileri (garbi cenah), yeniden Halifeliği ve Osmanlı'yı bisiklet pompasıyla canlandırıp İslâm Dünyası'nın kalan canını alma hesapları yapıyor. Bu babda şanlı tarihimize Mohaç'lar, Çaldıran'lar ve Kanije'lerden sonra Davos'lar da ekleneceğe benziyor.

Necip Fazıl'ın deyimiyle 'Yoğurttan kaleler için kâğıttan kahramanlara ihtiyaç vardır.' Ben Amerika'nın yerinde olsam; elimin altında muhtelif çap ve markada kahraman, demokrasi havarisi, barış savaşçısı, diyalog şampiyonu, insan hakları hafızı, din sanatçısı, kanaat mühendisi vs. bulundururdum.

Ahmedinecad'a mı kızdın; gönder 1'ini nümayişle İran'a.. Hugo Çavez mi sorun; yolla 1'ini deniz piyadeleriyle Venezüella'ya.. Evo Morales hır mı çıkarıyor; Soros fonlasın derhal Bolivya'ya 1 eylemcibaşı. Mugabe'den mi rahatsızlık; yollayın Zimbabve'ye 'sınır tanımayan' doktorları, yaysınlar kolerayı..

Bizi sorarsan, Yenicami'de cenaze namazını kıldıran Bekri Mustafa'nın mevtaya sözlerini analım aşk ile..

Ne diyelim; onlar ermiş muradına, biz çıkalım halife avına.

Wanted! Duyanların, görenlerin..

Devamını Oku...

25 Şubat 2009 Çarşamba

Koyunluk Bildirisi

 Muhammet İkbal İnsanların genetiği diğer canlılara ayrı ayrı benzer. Ki bu yüzdendir her milletin farklı farklı hayvanları kendine yakın hissetmeleri. Çinliler için ejderha, Ruslar için ayı, Amerikalılar için kartal, Türkler için kurt, Moğollar için köpek, Hintliler için inek... Adeta milli hayvanlardır onlar ve tarihi bir beraberlikleri vardır o milletlerle.

Biz kurdu biliriz de başkaları bizi arslana benzetir. Dünya üzerindeki hükümranlığımızın çok olmasından mı yoksa karizmatik liderlik özelliğimizden midir, bilinmez. Belki her ikisi de.. Pakistan'ın Mehmet Akif'i olan Muhammed İKBAL, hem iyi bir Türk dostudur hem de Türkleri en iyi tahlil eden sosyologlardan biri. Onun bu millet için 3 çeyrek yüzyıl önce yazdıklarına bakar mısınız:

Muhammet İkbal "Duydum ki eski devirlerde otlakların birinde koyunlar otluyorlarmış.

Otlağın bolluğundan nesilleri çoğalmış ve düşmanların korkusundan emin bir şekilde yaşıyorlarmış.

Sonunda kaderin uygun düşmemesinden koyunun göğsü bela oku ile yarıldı.

Aslanlar ormandan çıkıp koyun ile keçinin otlağına geçiverdiler.

Cezbetmek ve hüküm sürmek gücün şiarıdır. Fatihler ise gücün sırrıdır.

Erkek aslan imparatorluğunu ilan etti ve koyunların hürriyetini yasakladı.

Aslan avlanmaktan başka bir şey bilmediğinden ve devamlı koyun avlayıp öldürdüğünden o yemyeşil otlak kızıllaştı.

Yağmur görmüş, kar görmüş, yaşlanmış zeki bir koyun;

Durumdan sıkılmış, daralmış ve aslanların zulmünden kan ağlamış.

Kendi kaderinin dolaşımından şikâyetçi. Kaderi bırakıp tedbire başvurdu.

Evet, güçsüz adam korunmak için iş bilen akıldan medet umar.

Kölelikte, zararı defetmek için çare aramak daha da hızlanır.

İntikam cinneti olgunlaşırsa kölenin aklı fitne düşünür.

Kendi kendine şöyle söylendi: 'Bizim işimiz güç ile düğümlenmiştir. Keder okyanusumuz dipsiz ve sonsuzdur.

Hiçbir koyun kendisini zor ile aslandan kurtaramadı. Bizim bileğimiz gümüşten, onunki ise tunçtandır.

Ne kadar öğüt verirsen ver, ne kadar eğitirsen eğit; koyunu kurt yapamazsın.

Ancak aslanı koyun yapmak mümkündür. Onu kendisine unutturmak mümkündür.'

Bu ilhamı her tarafa yaymaya azmetti ve kan emen aslanlara vaiz kesildi

Bağırdı: 'Ey yalancı ve pek şımarık kavim ! Ve ey uğursuzluğu devam eden bir günden habersiz olan kavim !

Ben ruhani güçten güçlenmekteyim. Aslanlar için Allah tarafından peygamber kılındım.

Ben görmeyen gözlerin ışığıyım. Ben düstur sahibi ve memurum.

Bugüne kadar işlediğiniz kötü işlere tövbe edin. Ey hep zararı düşünen; artık faydayı düşün.

Kim yalnız güce dayanırsa eşkıyadır. Benliğini unut ve hayatını sağlamlaştır.

İyi ruhlar bitkiyle beslenir. Et yemeyi unutan Allah'ın sevgilisidir.

Dişinin keskinliği seni rezil eder. İdrak gözünü kapatır ve kör eder.

Cennet yalnız zayıflar içindir. Güç ise hüsrana yol açar, bunu bil.

Güç aramak ve azametin peşinden koşmak şerdir. Fakirlik emirlikten hoştur.

Yıldırım bir küçük taneye çarpmaz. Eğer tane, harman olmak hevesindeyse yanar.

Eğer akılıysan sahra olma, zerre ol; yoksa güneş ışınından payını alamazsın. 

Ey koyun öldürmekle övünen; kendi benliğini öldür ve yücel.

Kin, iktidar, cebir ile kahır hayatı kısaltır ve keser.

Yeşillik ayakaltında ezildiği halde tekrar tekrar canlanıp yeşerir ve gözlerinden ölüm rüyasını tekrar tekrar yıkar.

Eğer aklıysan kendinden gafil ol, kendini unut. Eğer kendini unutamaz isen delisin.

Gözünün bağla, kulağını kapat ve dudağını dik; yoksa düşüncen yücelerin yücesine varamaz.

Dünya otlağı bir hiçtir, hiç. Sen bu hiçe gönül verme hiç.

Aslan sürüsü artık koşmaktan yorgun, rahatlığa ve tembelliğe hazırdı.

Koyunun uyku verici laflarını beğendi ve tecrübesizliğinden dolayı koyuna aldandı.

Koyunları avlayan aslan, koyunluk dinini seçti.

Kaplanlar otlağa uydu ve aslanlık cevheri çürüdü gitti.

Dişler otlamakla keskinliğini kaybetti. O heybetli ve ateş fışkıran gözler söndü.

Gönül gitgide göğsü terk etti. Parlaklık cevheri aynayı bıraktı.

O delice çaba ve koşma bitiverdi. Gönülde çabalama ve çalışma isteği öldü.

Bağımsızlık ve güçlenme azmi gitti. İzzet gitti, ikbal gitti, itibar gitti.

Demir pençeler kadifeleşti; gönüller öldü ve mezarlaştı.

Tendeki güç eksildi ve can havli arttı. Bu can korkusu, himmet kaynağını kökten kuruttu.

Himmetsizlikten yüzlerce arıza doğdu: Fıtratsızlık, gönülsüzlük, hareketsizlik..

Koyunun ninnisi aslanı uyuttu ve kendi düşüşüne selama durdu."

Uzun lafın kısası şu: Siz bizim koyunlaştırabildiklerimizden misiniz? Yoksa siz bizim koyunlaştıramadıklarımızdan mısınız?

Devamını Oku...

17 Şubat 2009 Salı

Dindarlığın Ölçüsü CHP Karşıtlığı mı?

Yakın tarihimiz reaksiyoner hareketlerle doludur. En çok akılda kalanı da sağ ve sol kavgaları olsa gerek. Sol ideolojinin temel argümanı antifaşist yani sol'cu olmayan herkese düşmanlık idi. Sağ kesimde farklı ideolojiler de olsa ortak nokta antikomünist olmalarıydı.

 

Komünizmle Mücadele Dernekleri bunun en müşahhas örneğiydi. NATO'nun da desteğiyle Erzurum'dan İzmir'e, İstanbul'dan Van'a değin yüzlerce dernek kuruldu. Fethullah Gülen'den Necip Fazıl'a, M.Şevket Eygi'den Şaban Karataş'a, Muharrem Şemsek'ten İl Müftümüz Hikmet Kutlu'ya kadar onlarca farklı şahsiyet ortak düşman için bir aradaydı.

 

'Bu kış komünizm gelecekmiş' korkusu sobaları hep sıcak tuttu. Halen 'gomünist' kelimesi siyasal bir hareketi değil gangsterlik gibi bir belâ ve uğursuzluğu işaretler. Oysa her iki gurup da genelde aynı gelir gurubunun mensubu olmaktan da öte ya akraba, ya komşu, ya sınıf arkadaşı hatta gizli sevdalık sahipleriydi.

 

İ.S. (İhtilâl sonrası) ilk ve ikinci 10 yılda ise Siyasal İslâmcılık hareketi Yahudi karşıtlığı olarak yükseldi. Dünyada ve Türkiye'de her taşın altından onlar çıkıyor, kimle temas etseler HİV virüsü gibi ağlarına düşürüyorlardı. Dolayısıyla 'Müslüman zengin olmalı' idi, 'Müslüman düşmanın silahıyla silahlanmalı' idi, 'Yahudilerle ve Hıristiyanlarla dost olan bizden değildir' idi, 'Vereceğiniz oy Allah indinde en büyük mesuliyet' idi ve 'Refah gelir zulüm biter'di.

 

Üçüncü 10 yılda Siyasal İslâmcılık tam manasıyla iktidar oldu ama bir şey değişmedi. Değişen sadece düşman tanımlamalarıydı. Artık Yahudiliğin tahtını CHP almıştı. 85 yıldır bu ülkede kötü giden ne varsa onlara aitti. Bütün günahlar, bütün yanlışlar hatta melânetler onlardan kaynaklanıyordu. Artık hangi taşı kaldırsanız altından CHP çıkıyordu. PKK mı; CHP.. Yolsuzluk mu; CHP.. Darbe mi; CHP.. Başörtüsü mü; CHP.. Ergenekon mu; CHP.. Gazze mi; CHP..

 

1-) Siyasi partiler demokrasinin 3 temel olmazsa olmaz'ından biri değil miydi?

(Bkz. İlköğretim Sosyal Bilgiler kitabı)

2-) Madem ki CHP Türkiye'nin karabasanıdır, o halde bu ülke 85 yıl bugüne nasıl gelmiş?

3-) Asıl dert CHP'yle mi yoksa Atatürk'le hesaplaşma mıdır?

4-) Soğuksu'da şarap içip de şeriatın gelmesi için oy verdiğini söyleyenler kendi ahvâl ve şerâitlerini düzelttiler mi?

4-) Dini şuur diye parti şuuru alanların Cihad Emir'leri değişse de partizanlığı değişiyor mu?

5-) Siyasetçilerin anlattığını ayet - hadis zanneden, menkıbelerden din üreten, ibadetle ilgili şekilleri ve camide oturma usûlünü İslâmiyet sanan yaratıklar Allah'ın tüm insanlığa vahyi olan kitabı okumuşlar mı yoksa bu işlerden vakit bulamamışlar mı?

Ne tuhaf! Dini; hayatının yörüngesine oturtamamış ve günlük hayatının Top - 10 listesine bile koyamamış insan yığınları oy verirken dini kaygılarla verdiklerini söylüyorlar. Oysa bütün dinlerin varlık sebebi insanların mutluluğu (saadet), doğruluğu (sıdk), dürüstlüğü (istikamet), erdemliliği (fazilet), paylaşmacılığı (infak) ve kurtuluşu (necat) içindir. İnsanın yeryüzünde halife olma sorumluluğu da bozgunculuğa, fesatçılığa, aldatmacılığa, çıkarcılığa ve zûlmediciliğe karşı farz olan görevi (A'raf 33, Ra'd 22, Nahl 90) sırtlanmasıdır.

Bu yazıdan sonra 'Beni bir tek sen anladın, sen de yanlış anladın' komikliğine maruz kalmamak adına şimdiden diyorum ki 'Parmağıma değil işaret ettiğime bakın'. Son son - ismini versem reaksiyonerlik hastalığı depreşecek kimseler için - kaynak kişisini vermeden alıntılayacağımız bir halk türküsüyle nokta vurayım:

"Sevdiğimin dini var, imanı yok."

Devamını Oku...

10 Şubat 2009 Salı

6,5 Yıldır Beklenen Duruş; Altın Vuruş

"Şudur benim cihanda en beğendiğim meslek;

 Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek"

M. AKİF

Biz tarihçiler tarih derslerinde, din görevlileri camilerde, sivil ve siyasi temsilciler kendi mekânlarında; Fatihleri, Yavuzları, Kanunileri ve ecdadın yapıp ettiklerini anlata anlata bitiremedik. Son kurmuş olduğumuz devletin banisi Atatürk'ten başka düşmanla anladığı dilden konuşan adam da yetiştiremedik.

Kimi Stalin'in lafından ürktü, kimi Johnson'un mektubundan. Arada milli duruş sergileyenler de oldu ama 'Batı, Batı' deyince dizlerinin bağları gevşeyen kadrolarla doluydu ormanımız. Kendimize acıyarak ve acizlik terapileriyle geçti gitti zamanımız.

Sayın Başbakan'ın Davos'taki milli kıyamını canlı canlı izlerken öyle gaza geldim ki aklımdan Türk tarihi bir şerit gibi aktı. Zira bizim tarihimiz biraz da tavır ve devrim tarihidir. Ve hayatımızın gayesi; bu milleti tarihi misyonuna döndürme ameliyesidir.

En son şiir kasedini zevkle dinlediğim Recep Tayyip Erdoğan'ın 7 yıl sonra tekrar dirilişi miydi bu? Yoksa kimsenin kaale almadığı dış politikamızın sözü haykırmaktan başka birşeyi kalmadığının tükenişi miydi?

Bu dönemde; askerimize çuval giydirildi ama misillemesini yapamadık.

Bu dönemde; 1.5 milyon komşumuz, kardeşimiz kadın-çoluk-çocuk demeden Irak'ta katledildi. Ve halen katlediliyor. Sessiz kaldık, sükût ettik ve Kuzey Irak'taki parsadan ne kapabileceğimize baktık. Ne de olsa Saddam'ın yüzünden olmuştu her şey. Oysa Saddam'ın kemikleri bile un-ufak omaya durdu.

Bu dönemde; Çeçen cihadının üst düzey komutanları İstanbul'da faili meşhur gizli servislerce keklik gibi avlandı.

Bu dönemde; Kuzey Kıbrıs'ta var olan devletten vazgeçilerek Rumlarla tekrar ortak yaşama ve maceraya evet denildi.

Bu dönemde; Batı Trakya Türklerine Yunanistan'ın tek taraflı racon koymasına izin verildi.

Bu dönemde; TBMM'nin yarısından fazlası ve ilimizden de 4 tanesi İsrail Dostluk Gurubu'na üye oldu. Sanki İsrail 61 yıldır devlet terörü uygulamıyormuş gibi.

Bu dönemde; biz gâvur kolası içmemeye ahd etmişken 'sermayenin dini - imanı olmaz' diye Yahudi şirketlerine özelleştirme ballı lokmalarını ve GAP'ın kaymaklı baklavalarını gümüş tepside sunmadık mı?

Bu dönemde; Dünya Yahudi Komitesi'nden alınan Üstün Cesaret Madalyası halen konutumuzun en mutena yerinde sergilenmiyor mu?

Bu dönemde; çıkarttığımız yasalar sayesinde misyonerlik hortlamadı mı?

Bu dönemde; sıfır terör, borsa eğrisi gibi bir artıp bir azalmadı mı?

PKK ve DTP temsilcileri Kasımpaşa kabadayısı edasıyla konuşmaya başlamadı mı?

İş ortaklarımız Talabani ve Barzani, Türk Ordusuna posta koymaktan bahsetmedi mi?

Bu dönemde; Dış Politika Ali Babacan'la Egemen Bağış'a bırakılmadı mı? Herkes, 'içerde saadet zincirini aile boyu nasıl sürdürürüm'ün vurdumduymazlığında olmadı mı?

Bu dönemde; içi boşalan dindarlığa, toplumsal akıl tutulmasına ve tüketim endeksli cinnet seanslarına rağmen "Allah'tan kork ya Ömer!" deme babında kaleme alınmıştır bu yazı. Bilmek de sorumluluktur anlamamakta. Zira hükümdür; 'İçinizde her zaman hakkı söyleyen bir topluluk bulunsun'.

Son söz: Allahu Ekber !

Devamını Oku...

19 Ocak 2009 Pazartesi

Gaz Müslümanları ve Gaz’ze

"Ey İslam Ümmeti! Birinci vazifen zulmi durdurmaktır."

Filistin dramının son naklen vahşet sahnesine farz-ı ayn duruşunu sergilediniz ama ya diğer zulümler?

Cizre'de hapşırsanız Telafer'den duyulur. Felluce sallansa Şırnak hisseder. 5'inci senesinde Irak zulmü, Bosna zulmünü 5'e katladı, gidiyor. Kayıplar 2 milyona, yetimler 4 milyona, evsizler 6 milyona yaklaştı. Ve yüzbinlerce sistematik tecavüz..

Mostar Köprüsü vurulunca yutkunamaz olmuştuk. İmam-ı Azam Camii, Hz.Ali Türbesi vurulurken maç seyrediyorduk. Irak'taki kardeşlerimizin bir El - Fetih'i, bir Hamas'ı bile yok. Lakin Nazi zulmünün bir benzeri olan Irak zulmünde kalp ve kafa olarak yokuz.

Oysa 'Müslümanın kafirle cihad edenine Türk denir' derdi İsmet Özel. Ne kadar zulüm ayeti var; Kur'an okuyan Müsüman yok mu? Yoksa 'abiler en iyisini bilir' veya 'efendibaba gereğini yapar' deyip maç seyrini sürdürüyor muyuz?

Yahudilere ve Siyonizme karşı taşan tepkimiz iş ABD olunca nasıl bıçak

gibi kesiliyor?

Komünizme karşı yapılan cihad Kapitalizme karşı niçin sökmüyor?

Müslümanın imanının anten ayarlarıyla kim oynuyor?

Amerika deyince dizlerinin bağları gevşeyen Müslümanlar, ABD'ye zati

ve subuti sıfatlar yüklemiş olmuyorlar mı?

'Oku' diye başlayan bir dinin okumayan mensupları hakkında hüküm

nedir?

Ve en önce biz varacağız Arasat'a kerdeşlerim

Gideceğiz ve en önce biz

Havzın başında bekleyen Peygamber'in yanına

Çünkü biz cihadı alnımızın çatına vurduk

Her sabah şehadeti koyduk dualarıızın başına

diyen İbrahim Sadri'lerimiz ne işle meşgul?

Zulme en büyük destek tepksizliğimiz (sonuncusu hariç). Zulme en büyük ders ve direniş; b-o-y-k-o-t. Hani hiç yapamadığımız.. hani olay olunca 'İsrail şaşırma, sabrımızı taşırma' diye bağırdığımız ama hadiseler küllenince Ariel'le yıkandığımız..

Bırakın tüm yabancı ürünleri sadece Şer Üçgeni'in (ABD, İsrail, İngiltere) ürünlerini almayalım, zulüm kesilir dedik; alışkanlıklarını terkeden olmadı. Bir Marlboro'yı bile bırakamayan, bir Coca Cola'dan bile vazgeçemeyen dünyanın kötü gidişine neyle ve nasıl nizam koyacak?

Anlaşılan o ki İslam inancı Müslümanlara bir numara büyük geliyor. Onlar hala particiliği İslamcılık zannediyor. 40 yıldır verilen maya tutmuş; zahiri bizden, batını ecnebilerden bir tür oluşmuş. Camide tadil-i erkan, piyasada Kapitalist racon.

Aldatan bizden değil, zulmeden bizden değil, zulme ortak olan bizden değil; iyi de biz kimiz? Asr-ı Saadet'te kimin izdüşümüyüz? Fitne ve nifak iliklerimizin neresine kadar yükselmiş?

Bize ne lazım: 220 voltluk bir elektro - şok mu yoksa Amerikan uçaklarının İzmit'i ve İstanbul'u bombalaması için mektup mu? Veyahut sıradışı ilahi bir tokat mı?

Gaz'la çalışan tüm Müslümanlar adına, Gazze'nin yükselttiği tansiyonumuz düşmeden boykotla bedenimizi ve vicdanımızı temizleyelim. Onlar sırayla bizi temizlerken biz de onların necaset markalarını bu toptaklardamn temizleyelim. İran'ın Ayetullahı bile 'haram' fetvası verdi; yok mu arttıran?

Abiler, ablalar.. Efendibabalar, hocaefendiler.. 90'lı yılların meşhurlarından Patagonya'nın Sesi Radyosu'ndan sizin için bir istek parçası çalıyorum:

"Yürü bre yalan dünya

Senin aslın Amerika

Etekliğin basma olsa

Kefen bezin Amerikan"

Devamını Oku...

6 Ocak 2009 Salı

Mazlum Milletler & Haydut Devletler

"Kâbil'de, Bağdat'ta, Gazze'de kan oldu aktı ikibinsekiz;

 Anlaşılan o ki ikibindokuzda da kan tüküreceğiz."

Dünya şiddeti manyakça kutsayan bir Şer Üçgeni tarafından yönetiliyor: ABD, İngiltere ve İsrail. Amerika bu ekibin elebaşısı ve raconcusu, İngiltere kurnaz erketeci, İsrail ise gözü dönmüş câni.

ABD'yi zaten haydutlar, maceracılar ve Avrupa'nın tutunamayanları kurmuştu. Ona buna dayılık yapması, kafa göz yarması, elinin her daim silaha uzanması kalıtsaldır. İngiltere işin beyin kısmında yer alıp hep sinsi bir tehlike olarak arz-ı endam etmeyi tercih etmiştir. Ama Ortadoğu'da hangi taşı kaldırırsanız altından o çıkar.

İsrail ise bambaşka: 1948'de Ortadoğu'ya saplanana hançerdir İsrail, bir habis ur. İslâm Dünyası'nın içine atılmış bir katil virüstür İsrail, bir terörist devlet. En câninin en başa getirildiği ve öldürebildiğince koltuğunu sürdürebildiği bir demokrasi. Ezoterik yapılanmalarla devam edegelen bir sistem.

Yeryüzünün mazlum milletlerinin ise Allah'tan başka sahibi yok. Ülkelerinde kimyasal silah var diye 5 yılda 1.5 milyon Iraklı Müslümanın canına kıyıldı. Tâliban bahanesiyle son birkaç yılda hem Afganistan'a çöküldü hem de binlerce Afganlı Müslüman öldürüldü. Ve şimdi sırada Pakistan var.

Zimbabwe'de bile beğenmedikleri devlet başkanını (Mugabe) değiştirmek için halk arasında kolerayı yaymadalar. Şu anda bile ölü sayısı onbinleri bulmuş durumda. Çeçenistan ayrı dram, Doğu Türkistan ve Keşmir ayrı dram. Endonezya'dan sonra Sudan ve Somali'de ise fitne imalatı yapılıyor.

 Âlem-i İslâm'ın kabuk bağlamayan yarası olan Filistin'deyse zulüm 60 yaşını doldurdu. Dünyanın gözünün içine baka baka vatanları uğruna mücadele eden insanlara mikrop ve haşerat muamelesi yapılıyor. Dahası birbirine vurdurulup kırdırılıyor.

Zulüm fırtına olmuş, kasırga olmuş mazlum milletlerin başında muhtelif çap ve markada yağıyor. Biz ise eğreti camdan bakıyoruz. Fakat bu kez, yani uzun bir aradan sonra ilk kez solcusu - sağcısı, milliyetçisi - muhafazakârı Yahudi zulmüne karşı tek yumruk. İslâm Dünyası şehir şehir ayakta. İşte budur haksızlık karşısında susmamak.

Yeryüzünde hiç sömürge edilememiş ve dev emperyalist güçlere karşı mazlum milletlere örnek olmuş bir Milli Kurtuluş Savaşının yapıldığı ülkeden radyoları, televizyonları, bilgisayarları başındaki bütün 3.Dünya ülkelerine sesleniyorum: Er yada geç Türk Milleti - muhakkak - tarihi misyonunu eda edecektir. Ve adalet ve şecaat soluklanacaktır dünya bir gün.

Cengiz Aytmatov'un kitabının adıdır; "Kopar zincirlerini Gülsarı".

Biz de diyoruz ki "Koparın zincirlerinizi ey dünyanın bütün halkları".

O güne değin virdimiz bu olsun.

Devamını Oku...

25 Aralık 2008 Perşembe

Lânet Olsun İçimizdeki Bu Ermeni Sevgisine

Atillâ İlhan, ‘Türkiye’de her zaman yüzde 10 hain kontenjanı vardır’ derdi. Ki ihanet Türk Tarihinde vaka-yı âdiyedendir.

I.Dünya Savaşı ve öncesi Ermeniler Ruslarla işbirliği halinde Doğu Anadolu’yu kırıp geçirirlerken Dışişleri Bakanı  Noradunkyan isimli bir Ermeniydi. Ve Türkiye Ermenilerinin temsilcisi de Bogos Nubar Paşa.

Elbette savaşta bizimle kader birliği yapıp şehit düşenleri de oldu. Ama çifte kavrulmuş hıyanet insan havsalasının bile idrakte zorlanacağı bir boyutta idi.

Osmanlı ne zaman merhamete yanaşsa, nasihat etse, affa yeltense; “Korkunun adını af koymuşlar” teranesiyle merhameti âcizlik bildirisi sayarlardı. Zaten bizi yaptıklarımızdan ötürü değil yapmadıklarımızdan ötürü cezalandırmak istiyorlar. Komplekslerin dışavurumu böyledir.

Geçmiş zamandaki ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sloganı aslında birçok insan için kimlik ifadesiydi. Oysa Selçuklu’dan  beri Ermeni’yle, Rum’la  yan yana yaşamışız ama ayrı mahallelerde. Şimdiki sorun kendini Ermeni olarak ifade eden Ermenilerde değil,Türk olarak ifade eden Ermenilerde. Bkz: www.ozurdileyin.com

Truva Atı bir tek Çanakkale’de olsa dert değil. Muhtelif çap ve markada memleketin bilfiil her köşesinde. Ve bilhassa üniversitelerimizde.. Nasılsa ülkede özgürlük kamaşması var. Çıldırın çıldırabildiğiniz kadar.

Cengiz Aytmatov’un MANKURT tiplemesini bilirsiniz. Güzel yurdumun güzide mekânları mankurt fotokopileriyle dolu. Sağım – solum sobe, milletine sövmeyen ebe.

Antranik, Vahan, Deli Yani, Kocabaş Hristo, Donik Çeteleri Kocaeli’de misket oynamıyorlardı; adam kesiyorlardı. Hala Yuvacık’ta, Bahçecik’te, Arslanbey’de, Karatepe’de, Kullar’da, Yeniköy’de, Gündoğdu’da, Akmeşe’de, Kandıra’da, Geyve’de, Şile’de dedeler torunlarına katliam hikâyeleri anlatır dururlar.

Bu millet sabrı ve tahammülü göğsünde madalyon deyu taşır. Özür’lü aydıncıklarını bile bir kalemde silip atmaz, akıllanmalarını bekler. Ne var ki öçten gözü dönmüşlerin akılları salyalarındadır.

Bu aymaz ve utanmaz aydın(!)lar yine bu milletin asaletinin gölgesinde ekmeksiz kalmadan yaşar dururlar. Lakin milli hafıza da bu isimleri cisimleriyle birlikte kayda geçer.

Bu milletin ekmeğini yiyip de ihanet edenler,ekmek yedikleri elden bir gün sille de yerler”. Velhasıl, abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan endişeye düşelim. Bkz: www.sizozurdileyin.com

Tekerrür, tekerrür de bir yere kadar.

Devamını Oku...

6 Aralık 2008 Cumartesi

İsmail’i Doğrayanlar Koç’u Pazarlayanlardır

Saatlerini çabuk tüket ey ulu gece;
 Kurban Bayramıdır en derin bayram bence”

İlk cinayet Kabil’in işlediğidir. Gerekçesi ise haset. O gün bu gündür Kabil’in uzatmalı torunları (Avrupa+Amerika) kıtalararası balistik şer şampiyonluğunu rakipsiz sürdürürler.

Biz; iyi adamlarız, Habil’in tarafıyız. Adadığımız kurbanlar Sesin Sahibine gider. Ki zaten kurban edilsek de boyun eğişimiz bundandır.

Lâkin ‘şekere alışmış akrep, şekerden zehir yapmaya’ devam etti. Öldürmek vâcipti, farz oldu. Milenyum Müslümanlığında zûlme karşı sessiz kalmak tarz oldu.

Yaradılışın sırrı ve sorumluluğu, yeryüzünde Allah’ın adaletinin gölgesi olma, ‘Veliyyün külli Mazlûmin’lik kayboldu gitti. Sanki iyilikler, güzellikler Bağdat’a düşen ilk bombayla bitti.

Dur, bir seçim geçsin. Dur, bir geçim geçsin. Borsa seansları, küresel kriz ve “Yemekteyiz” biz. Evet, adamakıllı birbirimizi yemekteyiz.

On’ar günlük bayram aralıklarında gezineceğiz. - Allah kabul etsin - kurban kavurmalarını pişireceğiz. Kurban sonrası, seçilen-geçim trendine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Siz onları görseydiniz ‘deli’ derdiniz. Onlar sizi görseydi ‘bunlar Müslüman değil’ derlerdi”. Âlem-i İslam; 1.5 milyar âdem, 57 adet devlet. İran’ı saymazsak Amerika’ya karşı tık yok.

Acaba birileri, imanımızın anten ayarlarıyla mı oynuyor? Allah’ın emri cihad, Amerika’nın emri olmadan yürürlüğe giremiyor mu? Din bir etiketten mi ibaret hayatımızda?

Namaz, niyaz, oruç, zekât; hep riyadır, hep riya
Bir acayip ümmet olduk, ey Resûl-ü Kibriya.

İlk cinayetin fâiliydi Kabil. Sonu olmayan cinayetler bugün yine Kerkük’te, Kâbil’de işlenmeye aralıksız devam ediyor. İsmail’in çocukları her daim bıçak altında..

Üstelik bıldırcın ve kudret helvasını sermaye yapıp biriktirenler gibi ilâhi ikram koç’un bile pazarlamasını yapanlar var. Ve onların distribütörü, bayisi mübarek Müslümanlar.

Rabbim bayramları; nefsi muhasebeye, imanı murakabeye ve olan biteni müşahedeye vesile kılsın. Kuran’ı düşünme ve değerlendirme alışkanlığı versin. Ve Peygamberine kutlu beldelerde ihanet edenlerden eylemesin.

“Saatlerini çabuk tüket, ayını ve yıldızlarını yak ey gece;
Bizim kalbimizdeki kurbanlar kesilmeden önce”

Cümle mazlumların da güleceği bir Bayram hayâliyle..

Devamını Oku...

15 Kasım 2008 Cumartesi

Napolyonlar Ölmez Vatan Bölünmez

Türk halkının kaleciliği iyidir ama penaltı kabiliyeti sıfıra yakındır. Tarih boyu 9 kusurlu hareketten neşet eden onlarca küsur penaltıda hep ters köşede avlanmıştır.

Mesela; Napolyon 1798’de toprağımız olan Mısır’ı işgale kalkarken Müslüman olduğunu ve Osmanlı Halifesi adına bu topraklara çıkartma yaptığını söylemişti. Tam 4 yıl uğraştık Bonapart Efendi’yi Mısır Eyaletimizden çıkarmak için. Adeta göbeğimiz çatladı.

Peşinden Yüzbaşı Noel’le, Binbaşı Lavrens’le uğraştık. Her ikisi de şeyhliğini ilan ettiği Ortadoğu’da evliya gibi hürmet gördü. Elin sapsarı İngiliz’i Müslüman Arabı Müslüman Türk’e düşman etti, gitti. Hala ceremesini çekiyoruz.

Bir zamanlar Hitler için de Müslüman dendi, asıl adının Haydar olduğu söylendi. Sonra baktık ki Haydar (Haider) 50 sene sonra Avusturya’ya Başbakan olan en ırkçı ve en koyu Hıristiyan lider imiş.

Kıbrıs’ta Şeyh Nazım diye biri türer. İngiliz Kraliyet Ailesinin 40. göbekten Peygamber (Hz. Muhammed) torunu olduğunu, prenslerin doğuştan sünnetli olduklarını, Çarls’ın da ‘Hüseyin’ adıyla maruf gizli Müslüman olduğunu yayar. Bizim mütedeyyin (ağız alışkanlığı) televizyon kanalarımızda Allah dostlarından biri olarak VCD’si pazarlanır durur.

Nedense bu Allah dostları (!) ya İngiliz muhiplerinden, ya Amerikanofillerden, ya Frankofonlardan yada Alamanlardan çıkıyor. Bizim halkımız da her defasında ters köşeden golü yiyor. Balık hafızalı olduğumuzu söyleyenlerin hakkı var.

Şimdi sırada Obama var. Malumunuz; Hüseyin Burack OBAMA. Bir tarafı Afrika (Kenya),  bir tarafı Asya (Endonezya), diğer bir tarafı Karayipler (Havai), başka bir tarafı Amerika (İllinois). Anası ak, babası kara, bahtı yaver. Üvey kardeşlerin biri Müselman öbürü Hristo. O kadar tarafı, yönü var ki insanın başı dönüyor.

Buş’un kıra – döke uygulamaya çalıştığı ve başarısız olduğu Küreselleşme (Yeni emperyalizm) Canavarı Obama’yla yedi başlı olacak demek ki.

Klinton, Amerika Birleşik Milletler Hapishanesinin ömrünü 8 yıl uzatmıştı. Ve giderken ekonominin 5.5 trilyon dolar fazlası vardı. Buş oğlu Buş o 5.5’u bitirmekle kalmayıp kriz deyu 850 milyar dolar açıktan para dilendi Kongre’den. Bu da yetmiyor, 1.5 trilyon dolar daha bekliyorlar. Hoş, dolar dediğin kâğıt masrafı; bas – dur karşılıksız. Ta ki biri çıkıp ‘dolar çıplak’ diyesiye kadar.

İmdi Obama’yla yaraları tımar ede ede sağacaklar dünyayı ve dünyanın tüm halklarını. Rusya’nın Avrasyacılık’ı, Çin’in Şanghay 7’lisi, Afrika Birliği, 3.Dünya Bağlantısızlar Hareketi, Hugo Şavez’in Güney ve Orta Amerika (Karayipler dahil) anti sömürgecilik ittifakı.. Bir taşla vurulabilecek en çok kuş; Buş değil Obama.

Doğuluların hayata lider merkezli bakmak gibi kronik saplantıları var. Bir’i gelir ve her şeyi çözer. Bu İran’da da böyle, Turan’da da böyle. Kenya’ya gitmenize gerek yok Van’da da böyle. Ne diyelim; onlar ermiş muradına biz bakalım önümüzdeki maçlara.

Yarın fırtına koptuğunda nasılsa başka seçenekleri sahneye koymaya başlarsın (başlarlar) nasılsa. Sen de kendininmiş gibi üzerine atlarsın. Nasılsa Mehdi – Mesih bekleme geleneğimiz milenyumda da bozulmadı. Halkımızın sağduyusuna ve ferasetine güvenmeye devam. Son babda şiirle selam:

Koyun gibisin kardeşim
Kabahatin tümü senin
Diyeceğim ama değil
Kabahatin çoğu senin
Koyun gibisin kardeşim

Devamını Oku...

5 Kasım 2008 Çarşamba

Sosyo-Ekonomik Teröre Karşı Uyarı Paketi

Dünya tıpkı 1929 yılı gibi derin ve orta vadeli bir krizle uğraşıyor. ABD, Japonya, Rusya, Çin ve AB ülkeleri krize karşı tedbirler alsa da krizin yönlendiricileri onların da üstünde gözüküyor. Gerekirse devletler batırılacak ama kapitalizm yaşatılacaktır. Paranın ve gücün dünya egemenliğinin sürmesi için İkiz Kulelerden sonra kontrollü ama devasa boyutlarda bir krizle karşı karşıyayız.

Bu tip durumlarda genellikle “Filler dövüşür, çimenler ezilir.Hükümet, etkilenmeyeceğini iddia etse de kriz asıl bizi ve bizim gibi ülkeleri derinden etkileyecektir. Zira ülkemiz, dış ticaretinin %50'sini AB ülkeleri ile yaklaşık %10'unu da Rusya ile gerçekleştirmektedir. Özelleştirmelerle içimize soktuğumuz büyük şirketler battığında tabi ki bundan etkileneceğiz. Sıcak parayla ayakta durmaya çalışan bir ekonomi para trafiği değiştiğinde elbette etkilenecektir.

Biz ne yapabiliriz? Asıl önemli olan bu. Yıllar yılı yerli malı kullanma ve yabancı malları boykot kampanyalarına pek ilgi göstermedik. Küreselleşeceğiz diye düzenli geliri olmayan çiftçi, üniversite öğrencisi hatta işsizin bile 3 - 5 tane kredi kartı oldu. Lüksten asla taviz vermedik. Maaşımızın 2 - 3 katı  cep telefonumuz, ayran içmeye peşin para bulamasak da tatile gitme alışkanlığımız hep varoldu. Tüketerek ve tükenerek yaşamaya ömür dedik, aldandık.

Zararın neresinden dönersek kardır. Yeter ki bunların küresel oyunlar olduğunun bilincine varalım. TÜRKİYE KAMU - SEN AR-GE MERKEZİ vatandaşlarımız için öneri paketi hazırlamıştır. Sosyal sorumluluğumuz gereği vatandaşlarımızı uyarmayı bir görev görüyor, yetkilileri de sosyo-ekonomik hayatta bir an önce tedbir almaya çağırıyoruz:

  • Borçlanarak araba ya da ev almayın, bu ihtiyaçlarınızı erteleyin.
  • Bankacılık işlemlerinde internet ve ATM'leri kullanın. Daha az masraf ödersiniz.
  • Kara gün için biriktirilen altın benzeri yastık altı tasarruflarınızı bozdurmayın.
  • Kredi kartlarınızın sayısını azaltmaya bakın veya düşük faizli borçlanmayla kapatın.
  • Kredi kartıyla zorunlu kalmadıkça alışveriş yapmayın.
  • İnternet, telefon, elektrik ve su gibi fatura giderlerinizi minimuma indirin.
  • Zorunlu olmadıkça ev eşyalarınızı yenilemeyin ve gereksiz tadilat yapmayın.
  • Her ay başında bir bütçe yaparak gelecek ayın harcama planını çıkarın.
  • Kış öncesi kombinizin bakımını, cam ve kapılarınızın izolasyonunu yaptırın.
  • Televizyon, bilgisayar gibi elektrikli gereçlerinizi kapattığınızda fişini de çekin.
  • Çamaşır ve bulaşık makinelerini tam doldurmadan çalıştırmayın.
  • Evinizin tüm bölümlerini düşük ısıda sürekli ısıtırsanız daha az doğalgaz yakarsınız.
  • Çok zorunlu olmadıkça dışarıda yemek yemeyin.
  • Tasarruflu ampul ve düdüklü tencere kullanın.
  • Küçük alışverişler için büyük marketlere gitmeyin.
  • Alışverişe çıktığınızda sadece ihtiyacınız olanları alın. Özellikle liste yaparak gidin.
  • Yürünebilecek yerde araç kullanmayın veya toplu taşıma araçlarını tercih edin.
  • Mümkün olduğu kadar ev halkını da tasarrufa teşvik edin.
  • Lüks ve israfa dayalı yaşantıların TV’lerden ailece seyrine son verin.
  • Komşuyla, akrabayla ve arkadaşla yarış duygunuza ket vurun.

.

Devamını Oku...

15 Ekim 2008 Çarşamba

Ben Nerede Yanlış Yaptım ‘Emice’

Çeyrek asırlık terör belamız var. Bazen ezdik geçtik, bazen elebaşını paketleyip teslim aldık ama bitmedi. Bitmez de..

İyi nişan almalı insan; kuklayı değil kuklacıyı vurmalı” demiş Malcom X. ‘Kahrolsun PKK’ sloganları değil ‘Kahrolsun Amerika’ sloganları kahreder PKK’yı. Hatırlarsanız, Hükümet ve Genelkurmay sert tavır koyunca sınırdışı etmişti terörist başını Suriye.

Hatta hangi ülkeye kaçtıysa o ülkenin eli yandı adeta.

Diyarbakır’da 92 - 93’lü yıllarda askerliğimizi yaparken takımıma ‘Silvan Apo’ya mezar olacak’ diye hiç bağırtmadım. Bizim muhatabımız terör itleri değildir. Bu örgütleri emperyal enstrüman olarak kullanan küresel güçlerdir. Savaşların aşırı maliyetli oluşundan dolayı bu bir kuraldır; düşük yoğunluklu ve kontrol edilebilir çatışma stratejileri uygulanır.

Amaç o ülkeyi ya teslim almak ya da diz çöktürmektir. Muavenet’ten Çuval’a bu işin akışı budur. Ülke içinde faili meçhul cinayetler oluyor ve bulunamıyorsa sahibi dışarıdadır.

Dağdakini ovaya indirme, pişmanlık kapsamını cinayet işleyenlere bile açma, Güneydoğu sorununu ekonomik geri kalmışlık yada haklar ve özgürlükler sorunu sanma, kimi zaman popülist ‘Kürt kimliğini tanıma’, teröre karşı ABD’den istihbarat ve İsrail’den de destek umma bizi her şehit cenazesi geldiğinde işte böyle kara kara düşündürür.

Hiçbir şey 17 pırlanta civanı geri getirmez. Tek teselli, Allah’ın onları katına alması ve şefaatlerine bizleri muhtaç etmesidir. İyi de on’lu rakamlara şehit olan askerlerimiz terörün bitmesi noktasında bizi tetikliyor mu, tedbir almaya sürüklüyor mu? Hayır, sadece kararlılık mesajları ve intikam yeminleri ediyoruz.

Peki, iktidar – muhalefet – medya kavgalarında kullanılan aşağılayıcı kelimeleri hiç terör için kullandılar mı? Birbirine ‘şerefsiz’ diyen siyasetçiler bir kere olsun bunu Bush için, Barzani için, Talabani için hatta ve hatta Teröristbaşı için demişler mi? Kimden ve neyden çekiniyorsunuz?

Onlar kâfirlere karşı şedit, müminlere karşı ise şefkatlidirler” hükmü bizim için değil mi?

Aldığımız Amerikan, İngiliz ve İsrail ürünlerinin bize veya kardeşlerimize silah ve zulüm olarak döndüğünü ne kadar kavradık bilmem ama Irak’ın kuzeyini imar eden bizimkilerin bu teröre bilerek ya da bilmeyerek katkı sağladığını kavrayabiliyor muyuz?

Kandil Dağı’nın elektriği hangi ülkeden veriliyor? Barzani’nin GAP bölgesinde kaç şirketi var? Bu şirketlerle hangi siyasetçilerimiz ve hangi işadamlarımız ortak, Leyla Zana’nın adaletçe verilmiş hükmünü AB baskısıyla biz kaldırmadık mı? Hergün meclisten devlete meydan okuyan ve şimdilerde Türk Milleti’ne bile sövme noktasına gelen PKK Uzantısı Parti’nin vekillerine ‘Höst’ diyen oldu mu?

Yönetmek ekonomiden ibaret midir ki? Askerliğini ABD’de gemilerde yapan oğullarımız İngiltere Prensi kadar cesaret gösterip Güneydoğu’ya gidebiliyor mu? Büyük şehirlerdeki bombalı kitlesel eylemlerde reklâm olmasın diye anmadığınız PKK’nın ismini şehit cenazelerinde niçin koroyla beraber anmakta beis görmüyorsunuz.

Tamam, bayrak asalım, tepki gösterelim. ’Alın bizi de askere’ diyelim. İyi de hiç sorgulamayalım mı? Memleketin yarısı olarak oy vermişiz, hesap sormayalım mı? Yoksa kime soracağız ki?

İpsiz Recep’in dizisi TV’lerde; torunu nerde? Teröristler dışarıda terörle mücadele edenler nerde? Ya biz nerdeyiz?

 

Devamını Oku...

2 Ekim 2008 Perşembe

Bayramlık Kefen

Irak; üç beş damla kan, gözyaşı; üç beş damla su..

Öyle bir vahşete çattık ki dayanmak zor doğrusu.

Geldi neo barbarlık, söndü milyonla ocak!

Siz; zulüm yardakçıları, sizi kim kurtaracak?

Üstad’ şair böyle diyor. Ya dertli şair Akif ümmetin halini görünce ne demiş: ‘Yattım ağladım, kalktım ağladım.’ Ben de çevrimiçinde işlenen işkence ve vahşet resimlerini görünce; baktım ağladım, yumruklarımı sıktım ağladım. “Zalimler için yaşasın Cehennem!

Kendime kızdım. Sadece buğz, o da Irak iklimine girdikçe.. Sendika, eğitim, çoluk – çocuk; sorunlar bitmiyor. Irak’a ne kadar ırağım. Oysa Bosna’ya, Filistin’e, Çeçenistan’a, ta Doğu Türkistan’a kadar ulaşmıştı ruhum. Bu zâfiyet neremden kaynaklanıyor?

Zulüm mazeret kabul etmiyor ama. Zulme rıza zulümdür, diyor. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır, diyor. Zalime karşı koymak ibadettir, diyor. Müslümanlar bir bedenin uzuvları gibidir. Bir organ zarar görürse bütün vücut hasta olur, diyor.

Ramazan’da yedik içtik, Allah kabul etsin. Şimdi 10 günlük bayram ve bunlar aklımıza yine gelmeyecek. Oysa tarihin şahit olduğu en büyük katliamlardan biri yanı başımızda biz de vebal altına soka soka sürüyor.

Yarın, ahrette bizi bununla muaheze eder misin Allah’ım?İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi de helak eder misin Allah’ım?

Yok, yok; sahabeler görse ‘bunlar Müslüman değil’ derler doğrudan bize. Bizim Müslümanlığımız sandık Müslümanlığı. Seçimden seçime vicdan yapıştırıcısı. Gayrı hissiz, tepkisiz ve cesaretsiz. Sünepe mi sünepe, korkak mı korkak, cahil mi cühela..

İsmet Özel, ‘Müslümanın kafirle cihad edenine Türk denir’ derdi. Gelsin görsün Türk Milleti nasıl 3 maymundan ödül alıyor. Allah cem-i cümlemizi ıslah etsin.

Rabbim bayramları ümmet için necat kılsın. Amerikan askerlerine kendi postallarını mezar kılsın. Rabbim zulmü bütün müştemilatıyla kahretsin. Bizim ülkemizi eşdeğer belalardan korusun.      

Onlar ölüyorken,

Siz orada yoktunuz!

Ben gözlerini gördüm

Ölmüş bir çocuğun.

Yıpranmış bir gazetede

Annesini yanına yatırmışlardı

Annesini ölü sanmıştım!

Sonra annesi kalktı

Ağlamıyordu!

Çünkü suyu çekilmişti kuyusunun

 

Bir gözü yoktu.

Annesi çocuğunu kucaklamak için eğildi

Bütün anneler eğildi!

Sonra bir ses duydum.

Korkunç bir ses duydum

Dişliler dönüyordu

Kadın bütün seslerden kesilmişti!

Çocuk ölüydü zaten

Siz orada yoktunuz!

Ama ben gördüm

Bir tankın geldiğini.

 

Çocuğun esmer alnında kırmızı, küçük bir delik vard

Annesi karasinekleri uzaklaştırmaya çalışıyordu

Bütün anneler çalışıyordu

Sonra tank hızlandı

Askerlerin kahkahalarını duydum

 

Annesi bomboş size bakıyordu

Tank gittikçe hızlandı

Anne kaç diye bağırdım

Hiçbir şey duymuyordu

Askerler kahkahalar atıyordu

 

Annesi kucağında ölü çocuğu

Coni'lerin tankına döndü

Sonra anlamsızca gülümsed

Tank çığlık attı

Altına bu masumları alırken

Oysa annesi hiç bağırmadı

 

Tankın geçip gittiğini gördüm

Şimdi öbür gözü de yoktu

O gülümseyişinden başka

Çocuğun annesi öldü

Bütün anneler öldü!

Siz orada yoktunuz

Bütün bunlar olurken

Felluce'de bir sabah..

Mustafa Burak SEZER’in şiiri

Devamını Oku...

13 Eylül 2008 Cumartesi

Abhazya ve Osetya Yetmez Acarya’yı da Tanımalıyız

“Övemem, kendi yaşamının seyircisisin. Yeremem, davranışlarının kaynağı gerçek.”

Olup olmadığını anlayamadığımız Türk Dış Politikası Irak’tan sonra Gürcistan’da da çuvalladı. Neredeyse son 10 yılın özeti; çuval.

Soros Baba’nın Çiftliği mensuplarından Şaakaşvili’nin uçan süpürgesine 73 milyonluk Türkiye’yi bindirme çabalarına son zamanlarda diplomasi başarısı diyoruz.

Allah hiçbir milleti, liderinin ciğeri beş para etmez oluşunun canlı yayınla servis edilmesiyle cezalandırmasın. ‘İmaj her şeydir’ reklamları iyidir, hoştur ama tüm foyalar yağmura kadar oyalar.

İsteyene buradan bedava kitaplık dersler çıkar ama huzurumuz kaçar. Yine de meraklısına notlar kabilinden:

1– Gürcistan, Amerikan saçması fanatik ve şoven bir lider tarafından yönetilmektedir.

2 – Bu lider, Türkiye’nin 1921’den beri garantörlüğündeki Acaristan’ın özerkliğini tankla tüfekle kaldırma yoluna gitmiştir.

3 – Acaristan Özerk Devlet Başkanı Aslan Abaşidze Türkiye’den yardım istemiş, yüzüne bile bakılmadığından Moskova’ya sığınmıştır.

4 – Acaristan’daki Müslüman Gürcüleri zorla Hıristiyanlaştırma politikası uygulanmaktadır. İslam nüfusunun tarihinde ilk kez bölgede % 50’nin altına düştüğü söylenmektedir.

5 – Acara Gürcüleri Ağaçeri Türkleri olup dil haricinde Hıristiyan Gürcülerle (Kartvel) hiçbir yakınlıkları yoktur. Gürcistan’ın yanında savaşmaktan bahseden bazı dernekler – eğer gaflet içinde değilse – kendi kendine ihanet içindedir.

6 – Türkiye derhal Abhazya’yı ve Osetya’yı tanımalıdır. Artı, Acarya’nın özerkliğine müdahaleyi hukuken suç sayıp 1921 Kars Antlaşması’nın verdiği garantörlük hakkını kullanarak, Rusya’yla birlikte bağımsızlığını talep etmelidir.

7 – Türkiye Cumhuriyeti kendi içinde milyonlarca Gürcü, Abhaz ve Oset kökenli vatandaşlarının sesine kulak vermeli ve isteklerini kendi isteği saymalıdır.

8 – Türkiye, tanıdığı Kafkas ülkelerine karşılık olarak KKTC’nin tanınmasını istemelidir. Eğer Kuzey Kıbrıs’ın Güney’e terki politikası sona erdirilmek isteniyorsa.

9 – KKTC, Abhazya ve Osetya’yı resmen tanımalı, hatta diplomatik temsilcilik açarak mütekabiliyet talep etmelidir.

10 – İslam Konferansı Örgütü, hem yeni Müslüman devletlere hem de şiddetli misyonerlik baskısı altındaki Batum ve Ahıska Müslümanlarına sahip çıkmalıdır.

11 – Türkiye’deki ılımlı İslamcı (!) iktidar; Irak’taki ve Gürcistan’daki Müslümanlık aleyhindeki – dini terminolojiye göre – kâfir yanlısı politikalarına son vermelidir. Hiç yoktan Karadeniz’i peşkeş çekmemelidir.

12 – Allah’ın ipi yerine Amerika’nın ipine sarılanlar Al-i İmran 103’ü acilen hatırlamalıdırlar.

 

Devamını Oku...

5 Eylül 2008 Cuma

1915 Yılı Asgari Geçim Haddi

Hani siz Çanakkale Muharebelerinde bu biraz dünyalık ve bol manevi kuvvetle düşmanın hakkından geliyordunuz ya;

Hani siz ‘Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam’ düsturunun yakasına destanlar diziyordunuz ya;

Hani siz İstanbul’da ‘Sanki Yedim’ diyerek ve tam da bu adla cami yaptırıp ta bu günlere kadar yaşatıyordunuz ya;

Hani siz askere giden evlatlarınıza kına yakıyordunuz ya vatana kurban olsunlar diye..

Hani yemeden yaşamayı ve Afrikalıları daha iyi anlayabilmeyi sürdürüyordunuz ya Ramazan diye..

İşte tekrar o mübarek demlerin iklimindeyiz. Çalışanlar kurban olsun da Hükümete Allah seçtiklerimize zeval vermesin. Ki sütte leke var, onlarda yok.

Zaman zaman sendikalar eylem falan yaparlar ya; acaba kim için ve ne için? Mesela kamu çalışanları her yıl senede 1 defa Ağustos ayında başlayan Toplu Görüşmelere mi ilgi gösterirler yoksa Ağustos ayında başlayan Top’lu Müsabakalara mı? Alabileceği zam oranının mı idrakindedir devlet memuru yoksa alabileceği kombine biletin mi?

4 – 5 yıllığına seçip bırakan bir zihin elbette maaşının artıp artmamasını çok umursamayacaktır. Zira şairin dediği gibi ‘Bedava yaşıyoruz, dostlar bedava. Hava bedava, su bedava..’

Lüküs hayat, lüküs hayat. Oh, ne rahat.. Cırt cırt kredi kartlı, dıt dıt cep telefonlu, zırt pırt uzaktan kumandalı, tık tık internetli bu ayağa uyduracak yorgan bulmak da zor. Bekliyoruz ki yeni özelleştirmelerle piyasaya girecek olan sıcak para bize de ihtiyaç, araba ve konut kredisi olarak dönsün.

Kim demiş kişi başına yılık gelir Türkiye’de 9.300 dolar diye. En yüksek gelirli Lüksemburg’dan daha afili yaşamıyorsak ne olayım. Zamlar otomatiğe bağlanmışmış, okul harcamaları şu kadar artmışmış, kuraklık varmışmış, savaş çıkmışmış; hikaye.. Yiyoruz, içiyoruz, seçiyoruz. Dindarlık oy verme ölçümüzmüş pozlarına geçiyoruz. Irak’ta milyon şehitten sonra ikiyüzbin Müslüman kadının Amerikan piçine hamile olduğu haberlerine gülüp geçiyoruz.

Bu ülkede sendikacılık zor zenaat. Bu ülkede fikir işçiliği ise başa bela. Mizah ve müzik de olmasa nefes alamayacağız.

Bizim evde 2 kural vardır: 1-Hanım her zaman haklıdır. 2-Hanımın haksız olduğu durumlarda 1. kural geçerlidir. Yani Hükümet her zaman haklıdır, Hükümetin haksız olduğu durumlarda 1. kural geçerlidir.

“Ah bir ataş ver; gâvur sinem ko yansın.
Arkadaşlar uykulardan uyansın !”

Devamını Oku...