Volkan ŞENEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Volkan ŞENEL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2009 Pazartesi

İzmitli Tütün Tüccarı Hacı Hasan Bey

Tütünün İzmit yöresinde ilk defa ne zaman, kimler tarafından ekildiği hakkında elimizde net bilgiler bulunmamaktadır. Ancak, tarihi kayıtlara bakıldığı zaman tütüncülüğün bu yörede çok eski zamanlardan beri önemli bir uğraşı alanı olduğu görülmektedir.

Tarihi kayıtlar İzmit ve çevresinde iki önemli tütün üretim merkezinden bahsetmektedir. Bunlardan birinci Eşme, diğeri ise Hendek'tir. Eşme ve Hendek tütünleri her dönem hatırı sayılır değerleriyle hep ön planda olmuşlar, beğenilmişlerdir.

İzmit yöresi için önemli bir geçim kaynağı olan tütüncülük, ekonomik olarak ta ticaret hayatında her dönem yerini almıştır. Zira, İzmitli birçok tüccar tütün ticareti yapmış, yine birçok insan tütüncülükten geçimlerini sağlamışlardır.

İzmitli Tütün Tüccarları

Osmanlının son dönemleri ve Cumhuriyetin ilk yıllarında hareketli bir tütün piyasasına sahip olan İzmit, meşhur tütünleriyle de tanınmaktaydı. Tütün piyasasını yönlendiren İzmitli tüccarlar kentin ticaret yaşamında önemli bir yerleri vardı. 1920'li yıllarda; İstiklal Caddesi'nde Kavalalı Zühtü Bey, Orta Han'da Kavalalı İsmail Hakkı Bey, Ankara Caddesi'nde Ahmetzâde Muhittin Bey, Sefazâde Ahmet Muhtar Bey,

Şerif Bey, Muratzâde İshak Bey, Herman Espirer, Hürriyet Caddesi'nde Kozlucalı Hacı Hasan Bey, Hacı Hüsnüzâde Mehmet Bey, Saraçzâde Hüseyin Bey, Kapanönün'de Hacı Osmanbeyzâde İhsan Bey, Acı Çeşme'de Hakkı Selçuk Bey, Adalılar Çarşısı'nda Yüce Rifat ve Mahdumu Kemal Bey, Arabacı Meydanında İskender Mehmet Bey gibi                                 

isimler büyük tütün tüccarlarının başında gelmekteydi.

Değerli okurlar, bu yazımızda sizlere İzmit'in en büyük tütün tüccarlarından birisi olan Yunanistan Drama kökenli, Lozan Mübadili Tütüncü Hacı Hasan Bey'i tanıtmaya çalışacağız. (İzmit, Yeniköy ve Akmeşe'de akrabaları vardır. İzmit'teki Kozluca Otel'in sahipleri Şaban Kozluca ve Cahit Kozluca'nın amcalarıdır.)

Tütüncü Hacı Hasan (Kozluca) Kimdir?

Tütüncü Hacı Hasan Kozluca'yla ilgili yapılmış en kapsamlı çalışma Kocaeli Dokümantasyon Merkezimizin üyesi rahmetli Nihat Durak'a aittir. Nihat Durak Tütüncü Hacı Hasan Kozluca'nın torunu Nail Yenice'yle röportaj yapmış ve anılarını yayınlamıştır.

Şimdi sizleri rahmetli Nihat Durak'ın ağzından Tütüncü Hacı Hasan Kozluca'yı tanıtmaya çalışalım:

Tütüncü Hacı Hasan Kozluca,1881 yılında Drama'ya bağlı Kozluca Köyü'nde doğdu. Babasını küçük yaşta kaybetti. İlk iş olarak Kozluca Köyü'nde Kosacılık (çayır biçme işi) yaptı. Bu arada tütün işine de başladı. Bu işten iyi para kazandı. İlk kazandığı para ile köyünün mezarlığını duvar ile çevirtti.1910 yılında Hacca gidip Hacı oldu. Kozluca' da 1924 yılına kadar tütün işine devam etti.

1924 yılında Drama mübadili olarak Türkiye'ye gelip İzmit'in Yeniköy Köyü'ne yerleşti.

Türkiye'ye zengin bir tütün tüccarı olarak geldiğinden bu işine devam için İzmit Salim Efendi Sokak'ta kiralık bir yer tutup tütün işine devam etti. 1927 yılında İstanbul'a taşındı. Bu arada İzmit'te mülk edinmeye başladı. Şimdiki Gökseller İş Hanı altındaki Yapı Kredi Bankası'ndan Hürriyet Caddesi'nde Efelerin Apartmanı'na kadar olan binaları satın alıp tütün deposu yaptı.

Çocukluğumda hatırlarım büyüklerim bana bu binayı gösterip bunlar "Türkiye'nin en zengin adamlarından Tütün Tüccarı Hacı Hasan Kozluca'nındır..." derlerdi. Bu binalardan başka İzmit'in deniz kenarında eski Hapishane civarında, bir ara tütün tüccarı Halit Ulusoy'unda depo olarak kullandığı binayı aldı. İstasyon Oteli, İstiklal Caddesi'nde Gebeşler Mağazası'nın yerindeki binayı (Bu binada bir ara Fevziye Camii İmamı İsmail Akyıldız Hoca kiracı olarak manifaturacılık yapmıştır.) Kertil Tekke Sokak'taki Mehmet Yılman'a ait bugünkü bina da İzmit'te satın aldığı mülkler arasındadır.

İzmit'te tütün işine devam ederken İstanbul'da da tütün ihracatına başladı. Bu iş için de İstanbul, Galata Rıhtım Caddesi'nde İtalyan Mimarlara Kozluca İşhanı'nı yaptırıp yanındaki Felemenk Deposunu'da aldı. Kantarcılar'da 1945'de Ethem Paşa Konağı'nı alıp bahçesine 1951 de Yeni Kozluca Hanı'nı, 1953 de Yaprak İş Hanı'nı yaptırdı. (Ben araştırmamı yaparken torunu Nail Yenice ile bu handa buluştum.)

İzmir'de de tütün işi yapıyordu. Alsancak'ta arsa alıp muazzam bir tütün deposu yaptırdı. İhracat işlerine devam ederken İzmit depolarındaki 1948 senesi mahsulü 450 ton tütünü Çekoslovak'lara sattı. Bu arada kendisine pek çok ortaklık teklif ediliyordu. Hatta bunlardan Amerikalı sigara fabrikatörü Rum asıllı Mister Kahya da vardı. Fakat hiçbirini kabul etmedi.      

Son senelerini kendini emekli edip Kadıköy Feneryolu Konak Durağı'nda 1933 yılında aldığı evinde huzur ve sükun içinde geçirdi. Yeniköy'de halen çok yakın akrabaları da olan Hacı Hasan Kozluca'nın 3 kızı, 2 oğlu vardır.

Tütüncü Hacı Hasan Bey'in, Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal Paşa'ya bir uçak alıp hediye ettiği söylense de bu doğru olmayıp, İsmet İnönü zamanında Türk Hava Kurumu'na uçak alınması için bir miktar para yardımında bulunduğu bilinmektedir. (Torunu Nail Yenice bu konuyu bana anlattı.)

Anılardaki, Tütüncü Hacı Hasan

2003 yılının Haziran ayında Bahçecik Havuzlubahçe'de röportaj yaptığımız Hafize Ar Tütüncü Hacı Hasan Bey'le ilgili kendisine sorduğumuz soruya şu cevabı vermişti.

Volkan Şenel           :"Tütün tüccarı Hacı Hasan Bey'i tanır mısınız?"

Merhume Hafize Ar: "Tanımaz olurmuyum.  Tütüncü Hacı Hasan'dır onun adı. Babam iyi tanırdı kendisini. İyi bir adamdı O. Biz yetiştirdiğimiz tütünleri kurutup O'na satardık. Babamla arası çok iyiydi. Sattığımız tütünlerin parasını hemen verirdi. Hatta bize de gelmişliği vardır. Biz o zaman Bahçecik'te oturuyorduk. Oradaki evimize gelmişti. Babamla birlikte yemek yemişlerdi."

Tütüncü Hacı Hasan Bey
Tütüncü Hacı Hasan Bey

Tütüncü Hacı Hasan Beyi tanıyan Havuzlubahçeli Hafize Ar
Tütüncü Hacı Hasan Beyi tanıyan Havuzlubahçeli Hafize Ar

Reji idaresinin İzmit demiryolu caddesinde yaptırdığı binalar
Reji idaresinin İzmit demiryolu caddesinde yaptırdığı binalar

İzmitte yapılan bir törende İzmit tütünlerini tanıtmaya çalışan insanlar
İzmitte yapılan bir törende İzmit tütünlerini tanıtmaya çalışan insanlar

Devamını Oku...

12 Ocak 2009 Pazartesi

Mustafa Kemal Ve İzmit

Mustafa Kemal ve İzmit. Tarihsel süreç içerisinde kader çizgisinin birçok kez bir araya getirdiği ikili...

Biri; bir ulusun kaderini değiştiren bir kahraman, biri ise; dünyadaki önemli bütün yolların kavşağındaki bir şehir...

Biri; kıt imkanlara rağmen nelerin başarılabileceğini en güzel örneğiyle ortaya koyan bir komutan, birisi ise; bir çok medeniyete ev sahipli yapmış bir yerleşim birimi...

Biri Anadolu insanının önüne geçerek ona yol gösteren bir evlat, birisi ise denizi, havası ve doğasıyla her dönem dikkatleri üzerine çeken bir yöre...

Biri... Birisi...

İzmit tarihiyle ilgili bilgilerimizi yokladığımız zaman bu ikilinin, İzmit ve çevresinde birçok kez bir araya geldiğini görüyoruz.

Tarihi kayıtlar Mustafa Kemal'in İzmit'e ilk gelişini Haziran 1922 olarak göstermektedir. İzmit'e yapılan bu ziyaret, Mustafa Kemal'i burada Fransız Yazar Claude Farrere ile bir araya getirir. Mustafa Kemal, Yazar Farrere'ye Türk Milletinin haklı mücadelesini anlatma imkanı bulur İzmit'te. Anlatır bu ülkeyle ilgili özlemlerini...

Bu tarihten bir yıl sonra Mustafa Kemal'le İzmit'in yolları yine kesişir. Mustafa Kemal 1923 yılı Ocak ayında geldiği İzmit'te, devrin en ünlü gazetecileriyle birliktedir. Kimler yoktur ki İzmit'te; Ahmet Emin (Yalman) Beyler, Velit Ebüzziya Beyler, Suphi Nuri (İleri) Beyler, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) Beyler, İsmail Müştak (Mayakon) Beyler, Falih Rıfkı (Atay) Beyler, Hakkı Kılıç Beyler, Hamid Beyler, Adnan (Adıvar) Beyler, Halide Edip (Adıvar) Hanımlar...

Mustafa Kemal, 1924 yılı Eylül'ünde eşi Latife Hanımla birlikte gelir İzmit'e. Hayatında önemli bir yeri olan bu hanımefendiyi, yine hayatında önemli bir yeri olan bu şehirle tanıştırır.

1925 yılı Eylül'ünde, 1927 Temmuz'unda, 1928 Haziran'ında Mustafa Kemal'in yolu yine geçer İzmit'ten...

Mustafa Kemal, 1934 Mayıs'ında İzmit'ten geçerken oldukça duygulanır. Çünkü İzmit halkı Türkiye'nin yedinci, İzmit'in birinci heykeli olma özelliğini taşıyan "Gazi" heykeliyle karşılamıştır Mustafa Kemali. Ona güzel bir sürpriz yapmıştır yine İzmit. Mustafa Kemal, trenin penceresinden yapılan heykeli görünce oldukça sevinir. Sever yapılan heykeli, oldukça duygulanır...

1938 Kasım'ına kadar yine birçok kez İzmit'ten geçer Mustafa Kemal. Ya İstanbul'dan Ankara giderken, ya da Ankara'dan İstanbul'a giderken yolu geçer İzmit'ten.

1938 Kasım'ında bir kez daha gelir Mustafa Kemal İzmit'e. Ama bu geliş diğerlerine benzemez. Çünkü İzmit, hüzünlüdür. Mustafa Kemal ise susmaktadır, konuşamamaktadır, Gar'da gezememektedir, Saray'a doğru bakamamaktadır artık. Yummuştur gözlerini ilelebet Mustafa Kemal. Bırakıp gitmiştir artık sevdiği bu şehri. Yalnızdır artık İzmit.

Sevgili Okurlar,

Mustafa Kemal'in İzmit ziyaretlerini anlatmaya çalıştık sizlere. Bir insanla bir şehrin arasındaki sevginin sıcaklığını hissettirmeye çabaladık.

Mustafa Kemal'in İzmit ziyaretleri içerisinde dikkatimizi en fazla çekeni, 1923 yılı Ocak'ında yapılmış olan ziyarettir. Mustafa Kemal'in ziyaret sırasında İzmit Sineması'nda gazetecilerle yaptığı söyleşide, bu şehir için söyledikleri oldukça önemli. Burada söylenen cümleler her İzmitlinin bilmesi gereken cümlelerdir. Mustafa Kemal'in ağzından dökülen bu cümleleri sizlerle paylaşmak istiyoruz.

"Efendiler!

İzmit'in muhterem ahalisini bu suretle yakından selâmlamakla çok bahtiyarım. İzmit, Türkiye'nin en kıymetli ve en mühim bölgelerinden birisidir.

Çok mühimdir, çünkü dünyanın çok mühim olan bir şehrinin adeta bir mahallesidir. Çok mühimdir, çünkü lâtif bir koyun sahilinde kurulmuştur. Etraf ve havalisi cennetâsâdır. Münbittir, feyizdârdır. Menabi-i serveti kıymetlidir.

Bu kadar kıymetli olan bu şehir ve bu yerler pek güzel hatırınızdadır ki, yakın günlerde düşmanın ayakları altında çiğnenmekteydi. Tahrip ediliyordu. Masum ahalisi kesiliyordu. Zulüm ve itisâfât icra ediliyordu. Nihayet bütün memleketi, bütün milleti kurtarmayı deruhte eden civanmert evlatlarımızdan mürekkeb ordu, bütün düşman orduları üzerinde tesirini hissettirmeye muvaffak olduğu gün, burada sizi taciz eden düşmanlar, sizi bırakıp gitmek mecburiyetinde kaldılar. İşte ben ondan sonra idi ki, ilk defa olarak buraya gelmiştim. O vakit güzel memleketinizi ve muhterem halkınızı yakından görmek ve onları deragûş etmekle büyük sürûr ve haz hissetmiştim.

O günlerin hatıratını şimdiye kadar çok derin hislerle muhafaza ettim ve daima muhafaza edeceğim. Bu gün ikinci defa olmak üzere aynı hatırayı mahallinde ihyâ etmekle çok memnunum."

Mustafa Kemal

İzmit Sineması - 19.01.1923

Mustafa Kemal  Ertuğrul yatından İzmit halkına mendil sallıyor (1 temmuz 1927)

Mustafa Kemal  Ertuğrul yatından İzmit halkına mendil sallıyor (1 temmuz 1927)

Mustafa Kemal Atatürk'ün cenazesi İzmit Körfezinde Yavuz Zırhlısında (kasım 1938)

Mustafa Kemal Atatürk'ün cenazesi İzmit Körfezinde Yavuz Zırhlısında (kasım 1938)

Mustafa Kemal İzmit'te trenden inerken

Mustafa Kemal İzmit'te trenden inerken 

Mustafa Kemal konuğu Claude Farrere'yle İzmit sarayında (kasrı hümayun)  yemekte

Mustafa Kemal konuğu Claude Farrere'yle İzmit sarayında (kasrı hümayun)  yemekte

Mustafa Kemal tren istasyonunda halkın arasında

Mustafa Kemal tren istasyonunda halkın arasında

Mustafa Kemal ve Claude Farrere İzmit tren garında

Mustafa Kemal ve Claude Farrere İzmit tren garında

Mustafa Kemal ve Fransız yazar Claude Farrere'nin İzmitliler tarafından karşılanışı(haziran-1922)

Mustafa Kemal ve Fransız yazar Claude Farrere'nin İzmitliler tarafından karşılanışı(haziran-1922)

Mustafa Kemal'in İzmit Sarayı önünde filmi çekiliyor

Mustafa Kemal'in İzmit Sarayı önünde filmi çekiliyor

Tevhid-i Efkar Gazetesi Mustafa Kemalin İzmit ziyaretini haber veriyor

Tevhid-i Efkar Gazetesi Mustafa Kemalin İzmit ziyaretini haber veriyor

 

Devamını Oku...

21 Aralık 2008 Pazar

Mübadil Havva Hanım’ın İskeçe’den Gelişi

16. yüzyılda Karaman ve çevresinde bulunan birçok aile, bu dönemde uygulanan iskân politikası gereğince Rumeli’nin çeşitli bölgelerine yerleştirilmişlerdir. Drama ve çevresi de bu göçlerin olduğu alanlardandır.

Havva Hanım adlı hanımefendinin kökeni, 16. yüzyılda Karaman Bölgesi’nden Drama’nın Kozluca (Kozlu) Köyü’ne iskân edilmiş olan bu ailelere dayanmaktadır. Kozluca doğumlu olan Havva Hanım, evlendikten sonra eşinin görevi nedeniyle İskeçe’ye taşınmıştır.

1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması’na göre Türkiye ve Yunanistan’da oturan Türk ve Rum nüfusun mübadelesi gerçekleştirilmiştir. Havva Hanım’ın köyü olan Kozluca‘da mübadele kapsamı içerisine alınmış, halkı da İzmit’in Bahçecik Nahiyesi’ne bağlı olan Yeniköy’e yerleştirilmişlerdir.

Mübadele sırasında (1924)  İskeçe’de ikamet eden Havva Hanım’ın 1927 yılında kocası vefat etmiştir. Kocasının vefatıyla birlikte büyük bir sıkıntı içerisine düşen Havva Hanım Yeniköy’de oturan yeğeni Rahimoğlu Bektaş’a haber göndererek kendisinin Yeniköy’e gelmek istediğini bildirmiştir.

Bunun üzerine 1 Ağustos 1927 tarihinde bir arzuhal yazarak Kocaeli Vilayeti İskan Müdüriyeti’ne başvuran Rahimoğlu Bektaş, halası Havva Hanım’ın Yeniköy’e gelebilmesi için gerekli işlemlerin yapılmasını istemiştir.

Yapılan bu girişimler sonucu, Havva Hanım -Yunan Hükümeti’nin tüm engellemelerine rağmen-  Türkiye’ye gelmeyi başarmış ve akrabalarına kavuşmuştur. Mübadele sonrası yaşanan bu ilginç olay, o günlerden günümüze acıklı izler taşıyor.

Kocaeli, Lozan Mübadillerinin yoğun bir şekilde iskân edildikleri bir şehir. Ne yazık ki şuana kadar, bu dönem tarihiyle ilgili ciddi araştırmalar yapılmamıştır. Bu nedenle mübadele dönemi tarihiyle ilgili her belge ve bilginin ayrı bir önemi bulunmaktadır.

Mübadil Havva Hanım’la ilgili Cumhuriyet Arşivi’nden aldığımız belgelerin ışığı altında sizlere sunduğumuz bu ilginç olay, mübadele dönemi ve sonrasıyla ilgili önemli ipuçları vermektedir.

Umulur ki bu ve buna benzer olaylar tarihin tozlu sayfalarında kalmaz, araştırmacılar tarafından ortaya çıkartılarak, yakın dönem tarihimize ışık tutar…     

Rahimoğlu Bektaş Tarafından YazılanArzuhal

İskân Müdîriyyeti  Umûmiyesi Cânib-i Alîsi’ne

Efendim;

Acizleri Drama’nın Kozluca Karyesi Mübadillerinden olup, İzmit  Vilâyeti’ne tâbii Bahçecik Nahiyesi’ne merbûd Yeniköy’de  iskân edildik. Aynı suretle mübadeleye tâbii olup bizimle beraber Yeniköy’de iskânı icap eden halam Havva Kadın; mahdumunun İskeçe’de mektep muallimi bulunması dolayısıyla bi-l-mecburiye İskeçe’de kaldı. Fakat ahîren mahdumu vefat ettiğinden akrabası ve köylüsü namıyla hiçkimsesi olmayan mahalli mezkûrede her türlü himayeden mahrum zaruret içinde pûyân olmaktadır Merkume halamdır. Bilûmum köyümüzün sâkin olduğu Yeniköy’e gelmek içün  can atmaktadır. Fakat ora şehbenderliğine vûku bulan müracâatı müsmir olmamış ki hükümetimiz cânib-inden emir verilmedikçe buraya gelmesi için pasaport i’tâsının mümkün olmadığı cevabı verilmiştir. Merkumenin daha bir müddet orada kalması fevkalade sefaletini ve belki de bu yüzden telef olmasını intâç edeceğinden İskeçe’de Venizelos Caddesi’nde 14 numaralı Osmanoğlu Hacı Şakir nezdi’nde ikâmet etmekte olup merkume halamın anavatanda akrabası ve köylülerine kavuşturulması esbâbının istikmâlini kemâl-i suz’işle istirhâm eylerim efendim.

Pul ( Üzerinde)
Fi 1 Ağustos sene 927
Yeniköy’de sâkin Kozluca Karyesi mübadillerinden
Ve İskeçe’de mukime Havva...
Rahimoğlu Bektaş

İskan Müdiriyeti’ne Yazılan Yazı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ
KOCAELİ VİLÂYET-İ  
İSKÂN MÜDÎRİYYETİ 

Numarası:
Sırası:
494

Dâhiliye Vekâlet-i Celîlesi’ne

9/8/ 927  tarih ve 32130/161 iskân numaralı emir-nâme-i aliyi vekalet penâhileri arizeyi cevabiyyesidir.

İskeçe’de Venizelos Caddesi’nde  14 numaralı hanede mukim Osmanoğlu Hacı şakir  nezdinde bulunan Havva Hanım’ın fi-l-hakika Bağçecik’in Yeniköy Karyesi’nde  meskûn Kozluca mübadillerinden Rahimoğlu Bektaş’ın halası bulunduğu gibi kendisininde Kozlucalı olduğu  mahallince icra ettirilen tahkikatten anlaşılmış ve mürsil arzuhal leffen iade ve takdim kılınmış olmağla iktizâsının infasına müsâade buyurulması arz olunur efendim.

Kaynakça

1 İzmit İskan Müdüriyeti’ne Yazılan 1 Ağustos 1927 Tarihli   Arzuhal, Cumhuriyet Arşivi Ktl, Fon Kodu: 272..0.012, Yer No: 56.144..3.

2 Cumhuriyet Arşivi Ktl, Fon Kodu:272..0.012, Yer No:56.144..6.

Devamını Oku...

29 Kasım 2008 Cumartesi

Drama’dan İzmit’e Göçün Hikayesi

Lozan Barış Antlaşması’nda yapılan sözleşmeye göre;1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren, Türkiye topraklarında yerleşik Rum Ortodoks dininde bulunan Türk tebaası ile Yunan topraklarında yerleşik, Müslüman dininde olan Yunan tebaası zorunlu olarak mübadeleye tabi tutulmuşlardır.

Drama, Selanik, İskeçe, Kavala, Dedeağaç, Serez, Kesendre, Yanya, Karacaabat, Kozana, Grebene, Nasliç, Yenicevardar, Zeytüncü vb. gibi yöreler mübadelenin yapıldığı bölgelerdendir.

Drama, mübadelenin yapıldığı diğer birçok bölge gibi örfü, âdeti, geleneği ve göreneğiyle Türk kokan bir yerdir. Drama’nın bu özelliğini kültürümüzün birçok özelliğinde de görebilirsiniz. Hatta o günlerden günümüze ulaşan o meşhur Drama türküsü hala birçoğumuzun dudaklarındadır:

“Drama köprüsü Hasan, dardır geçilmez
Soğuktur suları Hasan, bir tas içilmez
Anadan geçilir Hasan, yardan geçilmez
At martini de bre Hasan, dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan, dostlar dinlesin

Mezar taşlarını Hasan, koyun mu sandın
Adam öldürmeyi Hasan, oyun mu sandın
Drama mahpusunu Hasan, evin mi sandın
At martini de bre Hasan, dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan, dostlar inlesin”

Mübadeleyle birlikte Anadolu’nun birçok yerine Türk aileler iskân edilmiştir. İskân bölgelerinden bir tanesi de İzmit’tir. Bu yazımızda Drama’nın Kozluca Köyü’nden başlayıp İzmit Akmeşe’ye uzanan, Akmeşe’den de Yeniköy’e geçişle sonuçlanan bir göçün tanığı olan mübadil Zeynel Ayaz’la yaptığımız röportajı sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Umulur ki bu tarihi röportaj ve yerel tarih araştırmaları, hala yazılamamış olan İzmit’in mübadele dönemi tarihinin yazılması için bir başlangıç oluşturur…

V. ŞENEL     : Sayın Zeynel Ayaz, Yeniköy’ün en yaşlı insanlarından biri olduğunuz söyleniyor. Kaç yaşındasınız? Nerede doğdunuz? Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Z. AYAZ        : 1912 doğumluyum. Drama’nın Kozluca Köyü’nde doğdum. Babamın adı Ali, annemin adı Ayşe’dir. Kozluca’ da doğdum amma dedelerimiz Karaman kökenliymiş. Çok öncelerden göç etmişler Kozluca’ya.

V. ŞENEL     : 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması’yla Yunanistan ve Türkiye arasında mübadele oldu. Sizde yapılan bu mübadele ile İzmit’e geldiniz. O göç günlerini anlatır mısınız?

Z. AYAZ        : Tabi anlatırım evlat. O günleri çok iyi hatırlıyorum. Ben o zaman 11(12) yaşında bir çocuktum. Duyduk ki mübadele yapılacakmış. Hepimiz Türkiye’ye gidecekmişiz, oradaki Rumlarda buraya geleceklermiş. Bu haberin duyulmasından sonra köyümüzdeki herkesi heyecan sardı. Nasıl heyecanlanmayalım ki? Yıllar sonra dedelerimizin geldikleri topraklara geri dönecek, oraları görecektik.

Mart sonunda çıktık Kozluca’dan. Komşu köyümüz olan Hüseyinköy’e geldik. Çünkü tren Hüseyinköy’den geçiyordu. Herkes bir şaşkınlık içerisindeydi. İçimizde, köyümüzden ayrıldığımız için üzülenler de vardı, sevinenler de. Çok zor günlerdi çok... Neyse, ben anlatmaya devam edeyim. Kozluca’dan Hüseyinköy’e gelenler neredeyse 110-120 haneye yakındı. Bizden başka gelenler de vardı. Mesela, Meşelli(Meşeli) Köyü’nden, Mamatlı (Mahmudlu) Köyü’nden, Malgrit Köyü’nden, Horozlu(Cebelhorozlu) Köyü’nden aileler. Birde trenin geçtiği Hüseyinköy’den bizlere katılan kişiler.

Akşama doğru bir tren geldi. (Sonradan öğrendiğime göre trenin geliş saati 18:00 dır.) Bizleri sırayla trene yerleştirmeye başladılar. Herkes yanında götürebileceği üç beş parça eşyayı da yanına almıştı.  Hazırlıklar tamamlanınca bizleri vagonlara bindirdiler ve yola çıktık. Bir zaman sonra Kuleliye (Kuleliköy) geldik. Kuleli Yunan tarafındaki bir köydü. Oradan da Uzunköprü Kazası’na ulaştık. Uzunköprü’de bizi 2-3 saate yakın beklettiler. Daha sonra ise bizleri tekrar bir trene bindirdiler. Ve yine yolculuk başladı.

Bir müddet sonra İstanbul Sirkeci’ye ulaştık. Gar çok kalabalıktı. Çünkü bizim gibi mübadeleyle çeşitli bölgelerden İstanbul’a getirilmiş olan insanlar burada bekliyorlardı. Biz de Sirkeci’de bir-iki güne yakın bekledik. Zaten burada göçmenlerin kalması için bazı yerler ayarlanmıştı. Bu bekleyişin sonunda nereye gideceğimizin belli olduğunu öğrendik. Bizi bir vapura bindirdiler. Vapur yolculuğunun ardından İzmit’e ulaştık. O dönemde şimdiki Seka’nın bulunduğu yerde bir liman vardı. Burada bizi gemiden indirdiler. Yanımıza gelen hükümet yetkilileri bazı aileleri mübadele nedeniyle boşalan evlere, bazı aileleri de hükümet tarafından yaptırılmış olan barakalara yerleştirdiler. Bu evlerde bir süre kaldıktan sonra bizleri Akmeşe’ye gönderdiler.

V. ŞENEL     : Bu noktada bir şey sormak istiyorum. O dönemin İzmit’i nasıldı? Hatırlayabildiğiniz kadarıyla, gördüklerinizi anlatır mısınız?

Z. AYAZ        : Ben pek fazla bir yer görmedim. Ama geçtiğimiz her yerde çok güzel evler vardı. Ve her şey şimdikinden sadeydi.

V. ŞENEL     : Evet en son Akmeşe’ye geldiğinizi söylemiştiniz. Daha sonra ne oldu?

Z. AYAZ        : Bizi Akmeşe’ye yerleştirdiler. Akmeşe’de eskiden Ermeniler yaşıyormuş. Orada bir süre kaldık. Daha sonra ise Yeniköy’e geçtik. Bizimle gelenlerin bir kısmı Akmeşe’de kalmayı tercih etti. Yeniköy’e geçenler ise 100 haneye yakın vardı.

V. ŞENEL     : Akmeşe’den Yeniköy’e geçmenizin nedeni neydi?

Z. AYAZ        : Bizim köylüler Akmeşe’yi pek beğenmemişlerdi. Ayrıca su problemi de yaşanıyordu.

V. ŞENEL     : Peki Yeniköy’e ilk geldiğinizde nasıl bir tablo ile karşılaştınız? O dönemin Yeniköy’ü nasıldı?

Z. AYAZ        : Yeniköy’deki evlerin büyük bir kısmı tahrip edilmişti. Ayrıca yangın izleri de vardı. Etraf çok çalılıktı. Yeniköy’de eskiden Rumlar oturuyorlarmış.

V. ŞENEL     : Yeniköy’e yerleştikten sonra neler yaptınız?

Z. AYAZ        : Köye yerleştikten sonra herkes ailesiyle kalabileceği çadırlar kurmaya, barakalar yapmaya başladı. Çadırların ilk kurulduğu yer günümüzde belediyenin bulunduğu alan ve çevresidir.

Bir gün iskan memurları geldi. Yeniköy’de incelemeler yaptılar. Sonra ise ev yapmak için bizlere 800 m²’lik arsalar verdiler. Herkes evini yapmaya başladı. İlk yapılan evler bir iki gözlü küçük yerlerdi. Aha gördüğün bu ev (Eliyle içinde bulunduğumuz evi işaret ederek) sonradan yapıldı. Bu evin yerinde babamın yaptığı iki gözlü eski bir ev vardı.

V. ŞENEL     : Yeniköy’ün son 80 yıllık tarihine tanıklık etmiş bir insansınız. Sizinle röportaj yapmak bizim için önemliydi. Verdiğiniz bilgilerden dolayı size çok teşekkür ediyoruz. Son olarak bizlere söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Z. AYAZ        :Daha ne söyleyeyim ki. Sorduğun her şeyi anlattım. Zaman bir su gibi akıp geçti gitti. Her şey çok deyişti. Söyleyeceğim budur… 

Drama'dan İzmit'e gelen mübadil Zeynel Ayaz

Drama'dan İzmit'e gelen mübadillerle ilgili belge

Hilal-i Ahmer Cemiyeti Dramadan göç edecek mübadillere çorba dağıtıyor

Bir göçmen ailesi

Sirkeci'de bekleyen muhacirlere ait araba ve hayvanlar

Devamını Oku...

28 Ekim 2008 Salı

İzmit’te Çeşme Kültürü ve Canfedâ Hatun Çeşmesi

 

İzmit Hakkında

İzmit, coğrafi konum itibariyle Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan önemli ticaret yollarının üzerinden geçtiği bir noktada bulunmaktadır. Bu konumun doğal sonucu olarak, İzmit her dönem ilgi duyulan bir şehir olmuştur. Birçok medeniyet bu şehre sahip olabilmek için birbirleriyle mücadele etmiştir.

Bir süre Roma ve Bizans’ın egemenliği altında kalmış olan İzmit, Osmanlı Sultanı Orhan Gazi tarafından 14. yüzyılın ikinci çeyreğinde fethedilerek, Osmanlı topraklarına dâhil edilmiştir.

1337 yılında gerçekleşen fetihten sonra, İzmit Osmanlıların elinde yeniden imar edilmiş şehir, külliye, han, hamam, kervansaray, cami, mescit, medrese, çeşme vb. eserlerle donatılmıştır.

İzmit’te Çeşme Kültürü

İzmit’te saray mensuplarının, önemli devlet adamlarının (kadınları), yerel yöneticilerin ve halkın yaptırmış olduğu çeşmeler bulunmaktadır. Meydanlara, mescitlerin yakınına, sokak başlarına-aralarına, mahalle girişlerine yapılan çeşmelerin İzmit tarihinde ayrı bir yeri vardır.

Paşa suyunun İzmit’e getirilmesiyle kendi haline bırakılan çeşmeler, bakımları yapılmadığı için zamanla tahrip olmuşlardır. Ayrıca yeni açılan yol ve caddelerden ötürü birçok çeşmede yıkılmış, ortadan kaldırılmıştır.  

Canfedâ Kethüda Hâtun Çeşmesi (Orhan Çeşmesi), Pertev Mehmet Paşa Çeşmesi, Ali Ağa Çeşmesi (Nev Çeşmesi), Zeliha Çeşmesi, Saat Kulesi Çeşmesi, Hacı Hızır Çeşmesi, Kabaran Çeşmesi, Kertil Tekke Çeşmesi, Emine Çeşmesi (Tüysüz Çeşmesi), Tahsin Efendi Çeşmesi, Hacı Ayvaz Çeşmesi, Topçu Çeşmesi İzmit çeşmeleri akla gelince isimleri zikredilmesi gereken yapılardır. 

İzmit çeşmeleri içerisinde ayrı bir önemi olan yapıda, Orhan Camii (Gazi Süleyman Paşa Camii) karşısında bulunan Canfedâ Kethüda Hâtun Çeşmesi’dir. Osmanlı sarayında kethüda olarak görev yapan Canfedâ Hâtun tarafından yaptırılmış olan bu çeşmeyi tanıtmak istiyoruz sizlere.

Canfedâ Kethüdâ Hatun Kimdir?

Canfedâ Kethüdâ Hatun, Sultan III. Murad zamanında, Osmanlı Sarayında yaşamış hayırsever bir zattır. Sultan III. Murad döneminde Harem Kethüdalığı yapmıştır. Vefatından sonra Eyüp Sultan Mezarlığı’na defnedilmiştir. Şehrimiz Kocaeli’de dahil olmak üzere, pek çok yerde hayratı bulunmaktadır. (İstanbul Karagümrük Kethüdâ Kadın Camii, İzmit Kilez Deresi Kız Köprüsü vb.)

Çeşmenin Tarihçesi

Canfedâ Kethüdâ Hatun, Orhan Mahallesi’nde Orhan Camii karşısında yer alan ve kendi ismi ile anılan bir çeşme yaptırmış, bu hayrının devamı için gerekli akarlar bırakmıştır.

Çeşme zamanla harap olmaya yüz tutunca, Sultan II. Mahmud tarafından suyun kaynağından itibaren tamir edilmiştir.

Sultan II. Mahmud tarafından yaptırılan bu onarımı gösteren kitabede şunlar yazılmaktadır:

Kitabesi
(1)Sahibetü’l-hayrat Canfedâ Kethüda Kadın merhûmenin İznikmid derûnunda inşâ ve  icrâsına muvaffaka oldukları

(2)çeşmeleri su yollarının murûr-i zaman ile müşrif-i harâb ve mu’attal olmağla

(3)mu’ahharan menba`ından külliyen ta’mir ve çeşmelere icrâya muvaffak olan hâlâ ser levha-i

 (4)şehinşâh-ı cihân hazret-i Gâzi Sultân Adlî Mahmûd Hân  medde zilâl-i

(5) devletehü ilâ ahiri’d-devrân efendimiz hazretlerinin harem-sarây-ı hümâyûnlarında hazinedâr ustalık

(6)rütbe-i celilesiyle şerefyâb olan aliyyetü’ş-şân Su`âda Usta hazretlerinin i’mârına  muvaffak oldukları hayrâtdır. Sene 1242 (M.1826)

Mimari Özellikleri

Dikine dikdörtgen formlu olan çeşmenin yapımında, kesmetaş ve mermer malzeme kullanılmıştır. Çeşmenin mermerden yapılmış aynalığı vardır. Aynalık üzerinde oyma tekniğinde yapılmış süslemeye yer verilmiştir.

Çeşmenin üst kısmında II. Mahmud döneminde yapılan onarımı gösteren bir kitabe bulunmaktadır. Altı satırdan oluşan kitabe oldukça büyüktür.

Kitabenin üst kısmında alınlık yer almaktadır. Alınlığın ortasında Sultan II.Mahmud’un tuğrası bulunmaktadır. (Tuğra, 1928 yılında kazıtılmıştır.) 

Canfedâ Kethüdâ Hatun Çeşmesi’nin kitabesi, İzmit’te bulunan Osmanlı çeşmeleri içerindeki en büyük onarım kitabelerinden birisidir. Örcün Köyü Molla Hasan Çeşmesi’nin kitabesiyle benzeşmektedir.

Çeşme, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi İSU Genel Müdürlüğü tarafından 2008 yılında restore edilmiştir.

Devamını Oku...

5 Ekim 2008 Pazar

Batumlu Hafize Ar ile İzmit’in İşgal Yılları Üzerine

I.Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan Mondros Mütarekesi’yle birlikte, ilk önce İstanbul, daha sonra ise İzmit yöresi işgal edilmiştir. İzmit yöresinin işgaliyle birlikte bu bölgede yaşayan Rum ve Ermeniler, nüfuslarının yoğun olduğu yerlerde Türklerin aleyhinde çalışmalar yapmaya başlamışlardır.

Bahçecik Nahiyesi’de bu yerlerden bir tanesidir. Yuvacık, Döngel (Karşıyaka), Yeniköy gibi yerleşim birimlerinin bağlı olduğu Bahçecik Nahiyesi, özellikle Ermeni faaliyetlerinin yoğun olarak yaşandığı bir bölgedir.

Bu dönem Kocaeli tarihinin acı bir kesitini oluşturmaktadır. Bundan beş sene önce Bahçecik’te oturan işgal tanığı Hafize Ar ile yaptığımız röportaj, o günlere ışık tutuyor. Umulur ki, tarih bir daha tekerrür etmez ve o günler bir daha yaşanmaz.

Sizleri, Hafize Ar ile 25.08.2003 tarihinde yaptığımız röportajla baş başa bırakıyoruz. (Hafize Ar röportajdan bir sene sonra vefat etmiştir.)

V. ŞENEL: Sayın Hafize Ar, bize kendinizi tanıtır mısınız? Kaç yaşındasınız? Nerede doğdunuz? Bahçecik’e nereden geldiniz?

H. AR : Oğlum, inan ki yaşımın kaç olduğunu bilmiyorum ( Sonradan kendisi ile yaptığımız hesaba göre, Hafize Ar 1898 veya 1899 doğumlu olmalıdır.) Biz buraya Moskof’tan (Rus) kaçarak geldik. Batum’un Çığaleti (Borçka-Çıhala) Köyü`nden. Ben o köyde doğdum.

V. ŞENEL: Köyünüzden çıkış nedeninizi, buraya hangi yolla-nasıl geldiğinizi anlatır mısınız?

H. AR: Ben o zamanlar çocuktum. Rus köyümüzü basınca herkes dağlara kaçtı. Bir süre dağlarda saklandık. Babam, Rusların bize bir kötülük yapabileceğini, bu yüzden köyden gitmemiz gerektiğini söyledi. Düştük yollara. Dağ yollarından Artvin’e ulaştık. Oradan Rize’ye, Trabzon’a, Ordu’ya. Ordu’da bizi kayıklara (taka) bindirdiler, denize açıldık, ama gidemedik. Tekrar sahile döndük. Baktık ki gidemeyeceğiz, yamaçtaki bir köye çıktık. Hepimiz çok açtık. Yiyecek yok, içecek yok. Çok zor günlerdi. Halamlar yakın köylere yiyecek bir şeyler bulmaya gittiler. Birkaç gün böyle idare ettik. Babam, buradan da gideceğiz dedi. Ve uzun bir yolculuktan sonra yürüyerek Ankara’ya ulaştık. Yollarda çok sıkıntı çektik. Ankara’da bir kafileyle karşılaştık. Bizi kafiledeki öküz arabalarından birisine bindirdiler. Bu kafileyle İzmit’e geldik. Oradan da Bardızağ’a (Bahçecik) doğru yürüdük. Duyduk ki Bardızağ’da Ermeniler varmış, yanındaki köyde de (Yeniköy) Rumlar.

V. ŞENEL: Peki siz nereye yerleştiniz?

H. AR: Biz, ilk olarak yukarıdaki dağ köylerine doğru çıktık. Daha sonra, Ermeniler Bardızağ’dan gidince de (Tehcir) buraya indik.

V. ŞENEL : O dönemdeki Bahçecik’le ilgili bize bilgi verir misiniz? Bahçecik nasıl bir haldeydi?

H. AR: Bir sürü boş Ermeni evi vardı. Taştan yapılmış evler. Koza fabrikaları vardı. Ermeni çocukların mektebi vardı.

V. ŞENEL: Sizinde bildiğiniz gibi, -bizzat yaşadığınız- İzmit 1921 yılında Yunan işgaline maruz kaldı. İşgalle ilgili neler hatırlıyorsunuz?

H. AR : Duyduk ki Yunan gelmiş, çok korktuk. Biz o zamanlar Bahçecik’te oturuyorduk. Rumlar ve Ermeniler Yunanlıların gelişine çok sevindiler. Yunan askerlerinin Bahçecik ve Yeniköy’de çadırları, yiyecek ambarları vardı.

V. ŞENEL : İşgal yıllarına ait, unutamadığınız bir anınız var mı?

H. AR: Olmaz olur mu evlat. Ne acılar yaşadık, ne korkular çektik. Hiç unutmam bir gün Yunanlılar babamı (Molla Ahmet) evden alıp götürdüler. Annem ağlamaya, bağırmaya başladı:

-Yardım eden yok mu? Yardım eden yok mu? Askerler Molla Ahmet’i götürdüler.
Bunun üzerine adamın biri gelip anneme kızdı:

-Bağırma kadın ! Bağırma ! Yoksa, Yunan askerleri yine buraya gelirler. Bizlere kötülük ederler.
Annem, o gün çok ağladı. Hiç yardım eden de olmadı. Çünkü herkes korku içindeydi.

Babamın bize daha sonra anlattığına göre; O’nu Seymen’e götürmüşler. Götürdükleri yerde silahlı Ermeniler de varmış. Babamın ellerini bağlamışlar. Babam bakmış ki, Ermeniler den birisi tanıdık. Adamda onu tanımış. Hatta, Bahçecik’te oturan bu adam babamı çok severmiş. (Babam hocaydı. Birçok insana iyiliği dokunmuştur.) Neyse, adam babama demiş ki;

-Bak bu adamlar akşama seni kesecekler, onlar yemek yerken, ellerini çözeceğim hemen buradan kaç. Babamda Ermeniler yemek yerken kaçmayı başarmış.

Biz evde ağlaşırken bir de baktık ki babamın sesi geliyor. Biraz sonra babam eve girdi ve hemen buradan gitmemiz gerektiğini söyledi. Hemen birkaç parça eşya alarak evden çıktık ve Çayırdağı’na doğru kaçtık. Bir süre oralarda yaşadık.

Başka bir olay daha var. O da aklımdan hiç çıkmaz onu da anlatacağım:

Yukarı köylerden birisinde oturan Mehmet adlı bir adam vardı. İşte o adamı Ermeniler kestiler.

V. ŞENEL: Nasıl kestiler? Öldürdüler mi adamı?

H. AR: Hayır öldürmediler. Ama, adamın bazı yerlerini kesmişler. Kulaklarını kesmişler, kasaturayla vücudunu yaralamışlar. Ben adamı gördüm. Çok acıdım ona. Daha sonra ilaç getirip adamın yaralarına sürdüler. (Hafize Ar’ın bizzat tanık olduğu bu olayla ilgili yaptığımız araştırmada, kulakları kesilen kişinin Ferfadiye Köyü’nden Mehmet Ulusoy (Kulaksız) olduğunu tespit ettik. Araştırmacı Ahmet Nezih Galitekin’de Gölcük Ferhadiye Köyü’yle ilgili yaptığı araştırmada, bu olayla ilgili bilgilere ulaşmış ve yaşan korkunç olayın doğru olduğunu belirtmiştir. Bkz. Ahmet Nezih Galitekin, a.g.e., s.136 )

V. ŞENEL: İzmit’teki birçok köyün, işgal sırasında Yunanlılar tarafından yakılmış olduğu biliniyor. Sizin yaşadığınız bölgede bu dönemde yakılan yerlerden birisi. Bu dönemle ilgili hatırladıklarınızı bize anlatır mısınız? 

H. AR: Biz o zamanlar yukarılardaydık. Dumanlar çıktığını görünce Panayır Tepesi’ne geldik. Birde baktık ki Yeniköy yanıyor. Köyün birçok yerinde yangınlar vardı. Çok korktuk yangın yukarılara doğru gelecek diye. Sonradan duyduk ki köyü Yunanlılar yakmışlar.

(NOT: Yukarıdaki bilgiler Hafize Ar ile yapılan röportajın bir bölümünü oluşturmaktadır.

Batumlu Hafize

Bahçecik dolaylarnda Yunanlılarla mücadele eden biriklerimiz (A.Oral Arşivinden)

Batumlu Hafize

Bahçecik ve çevresindeki yerleşim yerlerindeki, ermenilerden toplalan silahlar

Batumlu Hafize

Batumlu Hafize Ar

Batumlu Hafize

Ermenilerin silah sakladıkları Amerikan Koleji

Batumlu Hafize

Milli kahraman Fatma Seher Hanım (Kara Fatma)

Batumlu Hafize

Yunanlılarn İzmit Körfezi kıyılarında yaptıkları katliamı gösteren belge-Osmanlı Arşivinden

Kaynakça
- Ferudun Emecen, “Akçakoca”, DİA, Cilt:11
- Âşıkpaşazâde, Tevârih-i Al-i Osman, (Haz:N.Atsız), İstanbul, 1947
- Hadîdî, Tevârih-i Al-i Osman, (Haz:N.Öztürk), İstanbul, 1991
- Hoca Sadeddin Efendi, Tacü’t-Tevarih, (Haz:İ.Parmaksızoğlu), Ankara, 1999
- Atilla Çetin, Kocaeli Tarihinden Sayfalar, İzmit, 2000   

 

Devamını Oku...

11 Eylül 2008 Perşembe

Kandıra’daki Türkmen Beyi “Akçakoca”

Hayatı Hakkında

Uzun bir süre Roma ve Bizans’ın egemenliği altında kalmış olan Kandıra, Osmanlı Sultanı Orhan Gazi tarafından 14. yüzyılın ikinci çeyreğinde fethedilerek, bir Türk yurdu haline getirilmiştir.

Orhan Gazi’nin emrinde, Akçakoca, Konuralp, Turgutalp, Saltukalp, Samsa Çavuş, Gazi Rahman, Köse Mihal gibi tanınmış komutanlarla birlikte gerçekleştirilen bu fetihler, Osmanlının kuruluş aşamasında oldukça önemliydi.

Kandıra ve çevresinin fethedilmesinde görev alan Akçakoca Bey, Ertuğrul Gazi, Osman Gazi ve Orhan Gazi’nin silah arkadaşı ve yoldaşıydı. İlk devir Osmanlı tarihi yazarlarının eserlerinde adı geçen bu alp-erenin, kendisi ve ailesi hakkında bilinenler oldukça kısıtlıdır.  

Öz Türkçe olan “Akça” ismi Kayı geleneğinin izlerini taşımaktadır. Ak-ça’dan oluşan bu isim “oldukça/hayli beyaz” anlamındadır. “Koca” ise kocamış fiilinin kökü olup, “büyük/ihtiyar” anlamındadır.

Tarihi hafızamızı yoklayacak olursak bu ismin Türk tarihinde sadece bu komutan tarafından kullanılmış olduğunu görürüz. Akçakoca Bey’in, baba veya büyük babasının Süleyman Şah ile Ertuğrul Gazi’nin yakını olması kuvvetle muhtemeldir.

Akçakoca Bey’in doğum tarihi 1234 yılı civarı olmalıdır. Torunu Gebze Kadısı Fazlullah’ın Ekim 1434 tarihli vakfiyesine göre babasının adı Abdülmelik oğlu Abdülfettah’tır.

Fetihleri

Sapanca gölünde İzmit’e, İzmit’ten Kandıra’ya kadar olan yerlerin fethini Akçakoca Bey üzerine aldı. Sapanca Gölü kıyısında Ayan Köyü’nü üs edinerek İzmit bölgesine doğru akınlarda bulundu. Bizans tekfurlarıyla gazalarda karşı karşıya geldi. Akova, Akçaköy, Kaymas, 1326’ya doğru Kandıra ve civarını Osmanlı Beyliği topraklarına kattı. Tarihe bilhassa “Kandıra Fatihi” olarak geçti. Ayrıca, Konuralp ve Gazi Abdurrahman ile beraber Kartal civarında Aydos’u, kuzeydeki Samandıra bölgesi kendisine mülk olarak bağışlandı.

Yukarıda bahsedilen yerlerin alınışıyla ilgili bilgileri birçok tarih yazıcısının eserlerinde görmekteyiz. Âşıkpaşazâde ve Hoca Sadeddin gibi tarihçilerin bizlere aktardığı şu bilgiler oldukça önemlidir:

“Konur Alp Akyazı ve Konrapa İlini ve Bolı’yı ve Muturnı’yı ve ol vilayetleri tamam ve müsahhar ve mukarrer itdi ve kendüye döndürdi ve girü Karaçepiş’e ve Absuyı’na geldi ve Gazi Rahman’ı anda koyup kendüsi gine gitdi. Bu tarafda Akça Koca dahı Kandırı’ya ve İrmen’e erler kodı berkitdi. Maksudı Samandıra’ya varmak oldı…( Âşıkpaşazâde)”

“Söz konusu edilen yılda, durağı Cennet olan Osman Gazi’nin ölümü üzerine Orhan Gazi, baş ve buğluk davulunu vurdurmuş, sadasını gök kubbeye ulaştırmıştı.

Yarlığayan Tanrının çağrısı ulaşınca Osman’a

Erişti şimdi beylik nevbeti oğlu yiğit Orhan’a

İlk iş olarak bu beyliğin töreleri gereğince, komutanları beylerin her birini yine gaza ve cihat yolunda görevlendirmişti. Bu yıl kendini gösteren hoş bir rastlantı şu oldu: Osman oğullarının devlet fidanlığında, Orhan Gazi’nin ikbal dalında olgunlaşan bir meyve yere düştü. Şimdiye kadar bu ayarda bir mahsul alındığı kimsenin kulağına erişmiş değildi. Mutluluk getiren yeni doğan, Murad adıyla şeref buldu ve sonraları Gazi Hüdavendigâr diye tanındı. Bu yıla rastlayan başka bir olay ise, Konur Alp’in Tanrının rahmetine kavuşan Osman zamanında, Bolu, Konrapa, Akyazı ve Mudurnu illerini İslam devletinin uğuruyla baştan başa açmış olmasıdır. Yine aynı yıl içinde Akça Koca savurduğu kılıçlarla Kandıra, Ermeni Pazarı (Akmeşe) ve Ayan Gölü’nü ele geçirmişti… (Hoca Sadedin)” 

Ölümü

Akçakoca Bey, İzmit üzerine sefere çıkacağı sırada Kandıra’da vefat etmiştir. 1328 yılında 94 yaşında vefat eden Akçakoca Bey’in, Türk töresine uygun olarak otağının bulunduğu yere gömüldüğü bilinmektedir. Nasıl öldüğü ile ilgili elimizde herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Tarihçilerin yaptığı araştırmalar bu yerin Kandıra’ya bağlı Baba Köy’de bulunan Baba Tepesi olduğunu göstermektedir. Burada bulunan çandı türbesinin yerine 1974 yılında Kocaeli Valisi Ertuğrul Ünlüer’in desteğiyle, Kocaeli Anıtları Koruma Derneği tarafından otağı andıran planda yeni bir anıt mezar inşa edilmiştir. Bilecik Söğüt’te de makam türbesi bulunmaktadır.

Akçakoca Bey’in soyundan gelen birçok kişi, hem Osmanlı döneminde hem de, Cumhuriyet döneminde bazı devlet görevlerinde bulunmuşlardır. Oğlu Hacı İlyas Bey ve torunu Gebze Kadısı Fazlullah Osmanlı Devleti’nde önemli görevler yapmışlardır. Akçakoca Bey’in adını soy isim olarak taşıyan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Eski Başkanı Engin Akçakoca torunlarından birisidir.

Tarihçi Hadidi’nin şu mısralarıyla Kocaeli ilimize adını veren Türkmen Beyi Akçakoca’yı, bir kez daha rahmet ve mağfiretle anıyoruz…

         “Hem aldı Kandıra’yı Akça Koca
            Koca-ili’n eyledi feth ucdan uca…”


19 yy akçakoca beyin candı türbesi ve mescidi


1974 yılında yapılan otağ şeklindeki anıt mezar


Akçakoca Bey, Konuralp ve Osman Gazi'yi gösteren temsili resim


Akçakoca'nın torunu Engin Akçakoca


Baba tepesinin daha yakından görünümü


Babaköy yakınlarında bulunan Baba Tepesi

Kaynakça
- Ferudun Emecen, “Akçakoca”, DİA, Cilt:11
- Âşıkpaşazâde, Tevârih-i Al-i Osman, (Haz:N.Atsız), İstanbul, 1947
- Hadîdî, Tevârih-i Al-i Osman, (Haz:N.Öztürk), İstanbul, 1991
- Hoca Sadeddin Efendi, Tacü’t-Tevarih, (Haz:İ.Parmaksızoğlu), Ankara, 1999
- Atilla Çetin, Kocaeli Tarihinden Sayfalar, İzmit, 2000   

 

Devamını Oku...

12 Temmuz 2008 Cumartesi

İzmit’in İlk Hava Şehidi Pilot Remzi Bey

Anadolu coğrafyasında hangi şehre giderseniz gidin, Osmanlı kokan eski mezarlıklarla karşılaşırsınız. Çoğunlukla cadde, sokakların bitişiğine, camilerin yanı başına, külliyelerin içerisine yapılmış olan mezarlıklar, oradan geçenlere ötelerden bir şeyler fısıldarlar.

Bizim toplumumuzda mezarlıklar insanlarla öylesine iç içedir ki, herhangi bir yerden bir yere giden kişi mezarlığın içerisinden geçebilmekte, oranın yanı başında durup dinlenebilmekte, mezar taşlarına bakarak uhrevi düşlere dalabilmektedir.

Eski bir Osmanlı şehri olan İzmit’te de bu böyledir. Pertev Paşa Külliyesi (Yeni Cuma Camii), Hüseyin Paşa Camii, daha düne kadar Mehmet Bey Camii (Fevziye Camii) haziresi, Cumhuriyet Parkı’ndaki mezarlık insanların yanı başındadır.

Ama İzmit’teki mezarlıkların en ilgi çekici olanı ise Bağçeşme mezarlığıdır. Bu mezarlığın, İzmit tarihinde ayrı bir yeri vardır. Bir tarihçi olarak şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki, İstanbul için Karacaahmet Mezarlığı ne kadar önemli ise, İzmit içinde Bağçeşme Mezarlığı da o kadar önemlidir.

Zira, bu mezarlık ait olduğu kentin tarihsel süreci içerisinde rolünü oynamış ve tarih sahnesinden çekilmiş nice insanları taşımaktadır içerisinde. Bağçeşme Mezarlığı, İzmit tarihini ve bu tarihle bütünleşmiş birçok şahsiyeti üzerinde yatıran bir yatak gibidir…

Ve nice şahsiyetler vardır Bağçeşme Mezarlığı’nda… Nice şahsiyetler...
Nice kahramanlar, nice yiğitler, nice şehitler, nice manevi dinamikler, nice garipler…

Sizlere Bağçeşme Mezarlığı Namazgâh Şehitliği içerisindeki ebedi istiratgahında yatan bir kahramanı tanıtmak istiyoruz. Türk havacılık tarihinin ilk pilotlarından birisi olan, Remzi Bey’i.

Şehit Remzi Bey’in Hayatı Hakkında

Remzi Bey, 1895 yılında İstanbul’da doğar. 1906’da Küçük Subay Okulu’ndan mezun olur. Yeşilköy Tayyare Okulu’na devam ederek bu okulu başarıyla bitirir ve pilot olur. Bir süre sonra İzmit Üçüncü Tayyare Bölüğü’nde göreve başlar.

28 Şubat 1923 tarihinde bir görev uçuşu sırasında tayyaresi arızalanıp, İzmit Körfezi’ne çakılmasıyla 28 yaşında şehit olur.

Mezarı Mehmet Bey Camii (Fevziye Camii) haziresinde gömülü iken, hazirenin İzmit Namazgâh Şehitliği’ne nakli ile Remzi Bey’inde mezarı taşınır.

Remzi Bey’in Mezar Kitabesi

-Hüvelbaki
-Sevgili şehidimiz Remzi Bey güzel İzmit’in
-Üzerinde ilk taşıdığı sevimli hilalinin tealisine
-Uçarken düştü şimdi ruh-ı mübareki el’an nur
-Hilalile havada fakat kıymeddar vücud bu kitabe
-Altında medfundur
-Sevimli tayyarecimizin
-Ruh-ı mukaddesine
-Fatiha

Fi 28 Şubat 1339 (1923)

Mezar Kitabesinin Önemi

1923 yılında Osmanlıca olarak mermer üzerine yazılan mezar kitabesi, hem yazılış şekli hem de üzerindeki süslemeleriyle oldukça dikkat çekicidir.

Kabartma karakterli olan kitabe üzerinde, ay yıldızlı hilali çevreleyen kartal kanadı süslemesi bulunmaktadır. Havacılık alanında uçmayı temsil eden bu figür, mezar kitabesi üzerinde oldukça başarılı bir şekilde işlenmiştir.

Şehit Pilot Remzi Bey mezar kitabesi, Kocaeli’nde bu formda yapılmış tek ve en önemli örnektir

Vatanımızın birlik ve beraberliğini, bölünmez bütünlüğünü korumak için hayatlarını feda eden bütün şehit pilotlarımızı rahmet ve mağfiretle anıyoruz…


Şehit Pilot Remzi Bey


Pilot Remzi Bey'in namazgah şehitliğindeki mezarı


Şehit Pilot Remzi Beyin Mezar Kitabesi


Tayyare Madalyaları


Cumhuriyetin ilk yıllarında kullanılan uçaklar


Tayyare Cemiyeti İzmit Şubesi yöneticileri

Kaynakça

  • K.D.M Bülteni, Nihat Durak
  • Cemal Turgay, Ben, İzmit, İşte Suretim (Fotoğraflarla Bir Kentin Hikayesi, İstanbul, 2008
  • Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Fotoğraf Arşivi

Devamını Oku...

1 Temmuz 2008 Salı

Gönül Kuruluşları: Vakıflar

Vakıf; hür, akıllı, ergenlik çağına gelmiş bir kimsenin, kendisinden faydalanılması mümkün olan menkul veya gayrimenkul mallarından bir kısmını veya tamamını, Allah’ın rızasını kazanmak niyeti ve amacıyla, toplumun herhangi bir ihtiyacını karşılamak üzere “ben bu malı edediyyen vakfettim” demek suretiyle tahsis etmesidir.

Bir kısım İslam hukukçuları ve bir kısım batılı bilim adamlarına göre, İslam vakıflarının dayanağı doğrudan doğruya İslam prensiplerine dayanmaktadır. Ayrıca bu alan üzerine araştırma yapmış olan kişiler vakfiyelerde yer alan şu ayetlere dikkat çekmektedirler.

“…Hayır, işlerine koşun…” (Bakara /148)


Canfeda Hatun vakfına ait bir çeşme


Canfeda Hatun vakfından bir belge (N.Galitekin'den)


Pertev Mehmet Paşa Camii


Pertev Paşa vakfından bir belge (N.Galitekin'den)


Pertev Paşa vakfına ait çeşme

Kaynakça

Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi, Ramuz’ul Ehadis, İstanbul, s.528

Kemal Seyithanoğlu, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, İstanbul, 1993, s.3

Sahih-i Buhari Tecridi Sarih Tercümesi, T.T.K Basımevi, Ankara, 1979 s.158

Mustafa Keten, ”Türk Vakıf Kültürü ve Yönetimi”, Vakıf ve Kültür, s.3Ankara, 1998, s.3

Sadi Bayram, “2000 Yılara Girerken Vakıflarımız “, Vakıf ve Kültür, s.2, Ankara, 1998, s.11

Nihat Baz, “Medeniyetin Vakfı Osmanlı”, Akit Gazetesi, 2000

Devamını Oku...