Dr. Ömer KÜÇÜKNANE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dr. Ömer KÜÇÜKNANE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2009 Pazartesi

Gebze’de Rüzgar Enerji Gülleri

Rüzgar gülleri döndükçe mekanik enerjiden elektrik enerjisi üretilir para basar Rüzgar Allahın kullarına bahşetmiş olduğu en büyük nimetlerden biridir. Yani yağmurun rahmet olduğu gibi. Rüzgar enerjisi temiz ve ucuz bir enerji kaynağı olup Dünyada Rüzgar santralleri hızla artmaktadır. İzmit'ten İstanbul'a otoyoldan giderken Gebze'de GOSB 'a varmadan yolun solunda tepede sürekli dönen bir rüzgar gülü göreceksiniz. Kocaeli de İlk Rüzgar santrali ÇED'i Gebze den alınmıştır.

Tarih araç gereç yapan, üstün savaş aletleri silahları yapan milletlerin zenginleştiğini ve ordularının zafer kazandıklarını anlatmaktadır. Büyük Denizci Kaptanı Derya Barbaros Hayrettin Paşa Zamanın sultanına Akdeniz'den çıkıp okyanuslara açılamazsanız batarsınız demiş. Nitekim Osmanlı devleti kara devleti olarak kaldı, denizlere açılamadı. Sonunda Denizlere hakim olan  Büyük Britanya İmparatorluğu tarafından yıkıldı. Denizlere hakim olan teknoloji geliştirdi dünyaya hakim oldu.

Mustafa Kemal Atatürk İstikbal göklerdedir demiş. Atatürkçülüğün sırtından geçinenler ve diğerleri bu alanda hiçbirşey yapmadılar. Batıyı bırak  İran, Pakistan, Hindistan  v.b ülkeler  uzaya araç, uydu gönderirken biz hala  rüzgar gülleri bile dikmede geç kalmışız, Ülkemizi enerjide dışarıya bağlamışız.

Kahveleri tıklım tıklım dolu, işsizler ordusuna sahip, çalışanının karnını zor doyurduğu ülkemizde toplumun üretken çözümlere ihtiyacı var.  Bu ACİL bir ihtiyaçtır.

Kocaeli İl çevre ve Orman Müdürlüğünden Rüzgar Santralleri konusunda alınan bir ÇED raporu olduğunu öğrendim. Oysa Körfezin tepelerinden Karadeniz kıyılarına kadar çok sayıda Rüzgar Enerji Santralleri lisanslarının alınmış olmasını bekliyordum. Üretilen Rüzgar Enerjisi Enterkonnekte sisteme bağlanarak ülke ekonomisine kazandırılmaktadır. Rüzgarın  çok şiddetli esmesinden ziyade sürekliliği daha önemlidir.. Bu konu bir uzmanlık konusu olup bu alanda hizmet veren kuruluşlar hızla artmaktadır.

 Google da; Rüzgar enerji santralleri, finansman, Elektrik İdaresi Etüd İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye Rüzgar Haritası gibi anahtar kelimeleri girerek bu konuda çok daha geniş bilgilere ulaşmak mümkündür.

Geçim sıkıntısı içinde kıvranan bir toplum hiçbir şey yapamaz. Devletin, Sermayedar kesimin toplumun ve kendisinin gelişebilmesi için uygun ortamı  üretmesi  (konjöktür) gerekmektedir. Aydın kesimin, devletin dünyada olup bitenlere bakıp ibret alması gerekmektedir. Aksi takdirde yok olup gitmek kaderi olur.

Devamını Oku...

24 Ocak 2009 Cumartesi

Kocaeli’nin Rüzgarları Ekonomi Kokuyor…

Bir zamanlar Avrupalılar  "SEYHAN AKAR TÜRKLER BAKAR" demişler. Şimdi Seyhan yine akıyor ama üstünde üç barajımız, çak sayıda sulama kanallarımız var. Elektrik üretiyoruz, verimli topraklarımızı suluyoruz. Çukurova  bütün Türkiye'yi besliyor, ihracat yapıyor..

Şimdi Avrupa "RÜZGAR ESER TÜRKLER BAKAR" diyorlar. Haklılar. Ülkemiz rüzgar potansiyeli bakımından Avrupa'nın en zengin ülkesi. Kocaeli'de Türkiye'nin zengin rüzgar potansiyeline sahip illerinden birisidir. Ama Kocaeli'nde tek bir rüzgar santralinin kurulduğunu duymadım.

Halkımız, şirketlerimiz ekonomik sıkıntı içindeyken hükümet yeni çözümler üretmesi gerekirken Ergenekon'la yatıp Ergenekon'la kalkıyor. Şimdi bir de Gazze olayları çıktı. Bizimkiler salvolar atan kahraman kesildiler. Neticede binlerce yaralı, binden fazla şehit. üzülüyoruz. Koca başbakan ağlıyor.

Kırım kaybedildiğinde ağlayan padişaha anası - ağla oğlum ağla senin gibi acizlere kadınlar gibi ağlamak yakışır demiş.  Şimdi  bu sözü söyleyecek analar,  insanlar  nerde?..

Kudüs'ün çevresinde  Filistin'de  Suriye topraklarında yatan on binlerce şehidim  bu olaylara ne diyor acaba.?  Osmanlıya başkaldırıp İngilizle, Yahudi ile karşımıza çıkanlar Kudüs'e kol kola birlikte girenlere şimdi ne oldu? Mustafa Kemal Atatürk ordularını Şam'a, Haleb'e , Toros'lara çektiği yılları olayları. birlikte değerlendirilmeli Anadolu  o yıllarda kan ağladı..

Dert söyletir derler. Biz ana konumuza dönelim. Dünyamızda sürdürülebilir kalkınmanın devamı için temiz çevre teknolojilerinin geliştirilmesi ve uygulanması gerekmektedir. Aksi takdirde topraklarımız, yeraltı su kaynaklarımız, akarsularımız, göllerimiz kirlenmektedir. Doğal kaynaklarımız yok olmaktadır.

Bacalardan çıkan sera gazları asit yağmurlarına ve küresel ısınmaya sebep olmaktadır. Asit yağmurları yeşil alanları, ormanları yok etmektedir. Oysa yeşil alanlar ve ormanlarımız Bizim ihtiyaçlarımızı sağlayan ürünler ve olmazsa olmazların başında gelen Oksijen gazını üretmektedir.

Oksijen gazı olmazsa hayat olmaz.  Yüce kitabımız Kuran-ı Kerimin Yasin suresinin 80. ayeti kerimesinde bu husus belirtiliyor. Modern Kimya yeşil ağaçların oksijen ürettiğini son asırda tespit edebilmiştir.

Çevremizin korunması ve sürekli gelişme için başta yapılması gereken iş: enerjiyi temiz kaynaklardan üretmektir. Seyhan nehrinin üzerindeki Hidroelektrik santrali, Rüzgar santralleri gibi temiz enerji üreten santralleri kurmak gerekir. Almanya'da rüzgar santrallerinin üretim kapasitesinin 10,000 MW 'a yükseldiği ifade edilmektedir. Ülkemizde 80,000 MW  Rüzgar potansiyeli olmasına rağmen  kurulu  güç  birkaç  yüz MW civarındadır.

Rüzgar santrallerinde geç kalışımızın en büyük sebebi Hükümetlerimizin bu konuda kanun, yönetmelik, teşvik tedbirleri çıkartmakta gecikmeleridir. Hükümetler ülkemizi doğal gaza bağlamak için gösterdikleri çabanın onda birini  bu sektöre gösterselerdi enerji de dışa bağımlı hale gelmez, halkımız da ısınma sıkıntısına düşmezdi.

Kocaeli'mizin Karadeniz kıyıları da, Dağların tepelerinde esen rüzgarlar, rüzgar santraller kurmak için yeterli gözükmektedir. Bu konuda Türkiye Rüzgar Haritasını ve yerel tecrübeleri incelemek gerekir. Elektik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü Web sitesi bu konuda en güzel kaynaklardan birisidir.

Ayrıca Googlda  " Rüzgar santralleri " yazıp ve entere basarak Türkiye'mizde bu sektörde yapılanları görebiliriz.

Çevre konularında, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konularında www.iso.org.tr den büyük ölçüde yaralanılabilinir.

Doğa bize değil, biz temiz bir doğaya muhtacız.. Muhtacız O'na......

Devamını Oku...

14 Ocak 2009 Çarşamba

Kyoto Protokolu Küresel Isınma ve Türkiye

Sera gazları küresel ısınmaya sebep olmaktadır. Sera gazları içinde en büyük oranı Karbondioksit gazı teşkil etmektedir.

Bacalarımızdan, arabalarımızın egzozundan, fabrika bacalarından  yakıtların yanması ile meydana gelen gaz olan  karbondioksit en büyük küresel ısınma nedenidir.

Doğada karbondioksidi tüketen tek kaynak; ağaçlar ve yeşil yapraklı bitkilerdir. Söz konusu bitkiler güneş ışığı yardımıyla karbondioksiti kullanarak fotosentez yaparlar, kendileri ve canlılar için besin üretirler. Aynı zamanda canlılar için oksijen üretirler. Bitkilerin ürettiği bu oksijenle biz yaşayabilir, ateşlerimizi yakabiliriz. Tabiattaki yanma olayı sadece oksijenle olur. Yeşil bitkilerin oksijen ürettiği yasin-i şerifte anlatılmaktadır. Modern kimya son asırda tespit etmiştir.

Kyoto Protokolüne göre 2008-2012 Yılları arasında Türkiye'nin de içinde bulunduğu   Ek-1 listede yer alan ülkeler   sera gazı salınımını  1990 yılındaki  salınımlarının  yüzde beş altına çekmeleri gerekmektedir. Bu zor bir olay. Hükümetler politikalarını buna göre oluşturmak zorundalar.

Artık Sera gazı salınımı yapmayan temiz enerji kaynakları ile enerji üretimi yapmak daha cazip, ekonomik hale gelecek. Rüzgar enerji santralleri, Hidroelektrik santraller gibi.

Doğal gaz fiyatlarının artması mevcut doğal gazdan elektrik üreten santrallerin cazibesini yok etti. Doğal gaz santralleri kapanma noktasına geldi.

Rüzgar enerji santralleri ile enerji üretmek hammadde bedava olduğu için  en düşük enerji maliyeti olan bir yöntem olup hiçbir  çevre kirliliği de yapmamaktadır.

 Türkiye'miz Rüzgar potansiyeli bakımından Avrupa'da birinci sırada yer almaktadır. Toplam Rüzgar potansiyelimizin en az 80.000MW olduğu hesaplanmıştır. Oysa halihazırda kurulu Rüzgar enerji santralleri kapasitesi 500 MW civarındadır. Almanya'da Rüzgar Enerji Santrallerinin kapasitesi 10.000 MW civarındadır.

Enerji ve enerji kaynaklarının fiyatlarının artması sanayicilerimizi zor duruma sokmaktadır. Birçok fabrika bu nedenle kapanmaktadır. Hükümetin KYOTO uygulamaları demese de yaptığı Kyoto uygulamaları ülkemiz ekonomisine zarar vermektedir.

Doğal gazda yapılan yüzde onbeşlik indirim de bazı kararların  kafaya dank ettiğinin bir açık örneğidir.

Devamını Oku...

7 Ocak 2009 Çarşamba

Adana’nın Kurtuluşu

5 OCAK 1922

Birinci Dünya savaşından sonra Osmanlıyı parçalayan, topraklarını  paylaşan  Avrupa ülkelerinden Fransa'nın payına Çukurova'da düşmüştü.  Çukurova'da verimli bereketli topraklar. Ovanın sırtı maden dolu dağlara, ayakları Akdeniz'e uzanmaktadır. Tabi ki Çukurova'nın merkezi sayılan Adana onların ilk hedefleri idi. Çeşitli ülkelerden büyük vaatlerle Ermenileri toplayıp ordu yapan Fransa, Çukurova topraklarını üstün silah gücü ile istila etti. Adana'da yaşayan Ermeni vatandaşlar da Fransızların tahriklerine kapılarak  müslüman  halka, Türk halkına katliam yaptılar.

Amaçları Çukurova'da onların tabiri ile Klikya'da bir Ermeni krallığı kurmaktı. Ağababaları Fransa Paris'te kurdurduğu Taşnak v.b gizli örgütleri ile bu konuyu işleyerek Ermenileri sürekli tahrik edip onları amaçları doğrultusunda kullanıyordu. Ermenilerde yeme geliyordu.

Günümüzde de öyle değil mi? Ermenilere en fazla  sahip çıkan  ülke  Fransa değil mi? Orhan Pamuk'un Nobel ödülü aldığı saatlerde Fransa'da soykırım kabul  edilmedi mi ? Teşkilat Türkiye aleyhine çok iyi çalışıyor. Ha Osmanlı, ha T.C fark etmiyor.

Fransızlara karşı çete harbi veren Çukurova insanı, Üstün silah gücüne sahip Fransa'ya büyük zayiatlar verdirmiştir.  Fransızlar 5 Ocak 1922 de Güzel Adanamızı terk etmek zorunda kalmışlardır. Fransızlar teker teker bütün Çukurova il ve ilçelerini terk etmişlerdir. Kılavuzları, işbirlikçileri olan Ermeniler sükutu hayale uğramışlardır. Ermeniler gemilerle Mersin Limanımızdan Fransa'ya göç etmişlerdir. Gemilerde hastalıktan, sefillikten ölen Ermenilerin hesabını Fransa'nın vermesi gerekmiyor mu? Bu hallere onlar yüzünden düşmediler mi?

İşgal yıllarında Ermeniler Adana'nın merkezinde Tepebağ'da  bebekli kilisenin yakınındaki Tahtalı Cami'nin imamı Külahlızade Mehmet hocanın önce kulaklarını, sonra burnunu  keserek kendisini ve oğlunu şehit etmişlerdir. Hoca efendinin torunu Halil Üçer Bey canlı şahit olup İstanbul'da vakur ve sakin bir yaşam sürmektedir. Yine torunları Tezhip sanatında Türkiye 'ye yön vermekte ve söz konusu sanatı dünyaya tanıtmaktadır.( Kültür Bakanlığı işbirliği ile) Hangi insanımıza Külahlızade Mehmet Hoca öğretilmiştir? Türk insanı masa başında haksız, özürlü duruma düşürülmeye çalışılmaktadır.

Adana ve Çukurovamız Yöre halkının düşmana karşı verdiği silahlı mücadele ile   Çete harbi ile vatanını temizlemiştir. Milli ordunun Adana'da savaşmasına gerek kalmamıştır.

İman gücü ve silah gücünün birlikte olması gerektiğini Adanalı dünyaya öğretmiştir.

Bir Adanalı.

Devamını Oku...