Server YILDIRIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Server YILDIRIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2009 Cumartesi

İkna Sanatıyla ‘’Evet’’ Dedirtmenin Yolları

Konumuz ikna veya diğer bir deyişle kandırma. Seçim sürecinde geri sayım günlerinin başlaması ile birlikte en çok karşılaştığımız konu bu. Seçmenlerin oy için ikna edilmesi konusu.

Belediye Başkan  Adayları tarafından her gün çeşitli vaatlerle karşı karşıya bulunuyoruz. Vatandaş olarak kabul edilebilir veya kabul edilemez vaatlerle kapımızı çalan yerel yönetici adaylarına da çok çabuk  kanıyoruz. Adaylar vermiş oldukları vaatlerle hayallerimizi süslüyorlar. Fakat gerçekte böyle bir şey olmadığını çok geçmeden seçtiğimiz kişinin icraatlarından anlıyoruz.

Yerel seçimlerin yaklaşmasıyla, adaylar tarafından seçmenlere yönelik verilen vaatlerde artış var. Bu vaatlerin gerçekleşme oranı ne kadar doğru ve gerçekçidir? bunun sorgulanması gerekir. Olmayacak işlerden daha çok, Dünya ve Türkiye'nin durumunu gözden geçirerek, günümüz koşulları göz önünde tutularak söylenen sözlere inanmalı veya inanmamalıyız.

Başkalarının bizi kandırmasına niçin izin veriyoruz? Karşı olduğumuz pek çok konuya niçin ''evet'' demek zorunda kalıyoruz? Hiç beğenmediğimiz bir fikri ve siyasi düşünceye evet dememizin nedeni nedir?

Bunları merak edenler için, hangi ikna tekniğinin etkili olduğunu, hangi psikolojik silahın daha vurucu olduğunu, eğilim konusunda insanların nasıl ikna edildiğini açıklamaya çalışalım:

Karşılık verme

İnsan topluluklarında karşılık vermek bir nezaket kuralı olarak değerlendirilir. Hediye almak beklenmedik bir anda ve herhangi bir istekte bulunulmadan potansiyel yardımseverlerde ellerini ceplerine atma eğilimini doğurur. Siyaset yapanlar için de destek bulma eğilimi sağlar.

Siyasilerin halka dağıtmış olduğu ürünler, vermiş olduğu vaatler, vatandaşı karşılık verme yükümlülüğü altında bırakır. Geçmişte basına da yansıdığı şekilde bir gece de dağıtılan sahte altınlar seçmenlerin oyunu önemli ölçü de etkilemişti.

Yine günümüzün en önemli sorunu işsizlik konusunda, adayların elle tutulur bir projesi olmadığı halde 100 binlerce işsize iş vereceği vaadi seçmenleri eğilim konusunda yönlendirir.

Oysa asıl olan, dağıtılan ürünlerden çok yerel yönetime aday olanların projelerinin neler olduğu ve bunları nasıl gerçekleştireceği üzerinde durulmasıdır.

Tutarlılık-sözünde durma

Sözünde durma seçmenler tarafından önemli ölçü de değer bulur. Bir adayın geçmişte yaptıkları, sivil toplum örgütlerindeki çalışmaları ve yapmış olduğu projeleri gerçekleştirme oranı seçmenlerce değerlendirilir. Geçmişte verilen bir sözün yerine getirilmemesi seçmenler tarafından sorgulanır.

Aynı zamanda, vatandaş siyasilere ulaşarak sorununun bir an önce çözüme kavuşmasını bekler. Siyasiler ise, bu konuda sözler vererek en fazla da yönetime gelindiğinde telefonlarının  24 saat açık kalacağını belirterek taahhütte bulunurlar. Böylelikle seçmenin kendisine olan eğilimini etkilemeye çalışırlar.

Toplumsal onay

İnsanlar bir topluluk içinde nasıl davranacaklarını kestirmek için diğerlerinin nasıl davrandığına bakarlar. Bir fikri ne kadar çok insan destekliyorsa, topluma yeni katılan bir bireyin de o fikri benimseme olasılığı aynı oranda artar, çünkü o fikrin doğru ve geçerli olduğuna inanma eğilimindedir.

Siyasiler seçmenleri etkilemek için en fazla bu eğilimden yararlanırlar. Anketler düzenleyerek en fazla oyu kendilerinin alacakları açıklamasında bulunarak kararsız seçmenleri yönlendirmeye çalışırlar.  Kararsız seçmen , toplumun en fazla destek verdiği aday konusunda fikrini belirleyecektir.

Beğenme
İnsanlar beğendikleri şeylere ''evet'' demeyi tercih ederler. Beğenme olgusundan yararlanmak isteyenler, bazı taktiklerden yararlanma yoluna giderler. Fiziksel cazibe bu taktiklerin başında gelir. Seçmenler karşısında kişilerin fiziksel güzelliğinin kullanılması, seçmenleri doğrudan etkileyen bir faktördür. Seçimlere katılan cazibeli adayların daha fazla oy toplaması rastlantıya bağlanamaz.

Övgü de beğeniyi arttırır. Doğruyu yansıtmayan bir övgü bile işe yarayabilir. İşbirliği de övgü gibi olumlu duygular doğurur. Bu durum seçmenler tarafından dikkate alınmalıdır.

Otorite

Bir araştırmada,  trafik ışıklarında bekleyen yayaların yeşil ışık yanmadığı halde takim elbise ve kravatlı bir yayayı bilinçsizce izledikleri görüldü.  İnsanların otoriteyi izleme eğiliminden yararlananlar adaylar, ekibinde toplum tarafından tanınan, sevilen önderleri yanlarında tutarak seçmeni otorite ile etkilemeye çalışırlar. Biz de adayımıza destek oluyoruz'' düşüncesi seçmenleri  kararsız kalma sıkıntısından kurtarır.

Düşünme yetisinin devreye girmediği durumlarda, insanlar otomatik olarak yanlış bir otoriteyi de izleyebilir. Seçmenlerin bunu da dikkate alması gerekir. Cemaat liderleri, aşiret liderleri, sivil toplum liderleri, dernek başkanları gibi toplum önderlerinin düşüncelerinin kararsız seçmenlerin etkilemesinde büyük rolü vardır.

Az bulunma-kıtlık

Bir üniversite kafeteryasında durup dururken ortaya çıkan talep patlamasının nedenleri araştırıldı. Menüde herhangi bir değişiklik olmadığı halde öğrencilerin kafeteryaya doluşmasının altında, yemekhanenin iki hafta boyunca onarım dolayısıyla kapatılacağı duyurusunun yattığı fark edildi.

Az bulunulurluk özelliği yalnızca ürünlere bağlı değildir. Gerçekleşecek önemli bir proje ve verilecek hizmetlerde, vatandaşın adaya destek olmasını etkileyen önemli bir unsurdur. Şu anda belediye başkanlığına devam eden ve tekrar başkan adayı olanlar için, yapılan hizmetlerin yönetimde kalındığı sürece verilmeye devam edileceğinin söylemesi de ikna edilmede etkili olur.

Bilgi güçtür

Yapılan iyilikleri karşılıksız bırakmamak, tutarlı ve ilkeli davranmak, çoğunluğunu gittiği yolu izlemek, beğendiğimiz kişilerin isteklerini yerine getirmek, otoritenin sözünden çıkmamak ve kıt kaynakları değerlendirmek bugüne dek insan topluluklarına zarar değil, yarar sağlamıştır.

Peki, biz bu ilkeleri silah olarak kullananların elinde oyuncak mı oluyoruz? Kesinlikle hayır. İkna teknikleri hakkında bilgi sahibi oldukça, bize yönelik stratejileri ve talepleri sağlam bir temel üzerine oturtabiliriz. Bu durumda dikkat edeceğimiz tek şey, bizi ikna etmeye çalışan profesyonellerin pazarladıkları hizmet veya düşünce konusunda ne denli dürüst olduklarını keşfetmektir. Bu ayırımı yapabildiğimiz sürece profesyonel iknacıların bizi tuzağa düşürmelerini engelleyebiliriz.

Devamını Oku...

10 Şubat 2009 Salı

Benimsenen Lider

Herkesin benimsediği bir lider tipi muhakkak vardır ve örnek alır liderini. Benimse en çok beğendiğim lider tipinin tanımı şöyle;

Lider, özüyle ve kendine has özellikleriyle her zaman kendini hissettiren ve gönüllerde yaşamasını bilen bir şahsiyettir. O, görünüşündeki inandırıcılığı, anlayışındaki derinliği, görüşlerindeki inceliği, ufkundaki genişliği, tespitlerindeki sağlamlığı...

öğrenme aşkı, öğretme yeteneği ve sorumluluğunu aldığı her şeyin üstesinden gelebilme yeteneği ile istemediği halde dikkatleri üzerinde toplayan, sevilen, sayılan, gözdeleşen, dolayısıyla da binlerin, yüz binlerin her zaman uğrunda ölmeye hazır oldukları bir seviye insanıdır.

Lider, yemesinde-içmesinde, oturup-kalkmasında, davranış ve muamelelerinde hep dikkatli, hep temkinli ve hep emniyet telkin edicidir. Doğru düşünür, doğru konuşur, doğruluğu sever, ve yalandan tiksinti duyar. Sinesi vefa ile çarpar, gözleri samimiyetle açılır-kapanır ve her zaman güven ve itimat  soluklar..

Lider, çevresine karşı saygılı, güler yüzlü, ciddi ve alabildiğine vakurdur. Onun yanında bulunanlar laubaliliğini görmez, uzakta kalanlarda uzaklığın mahrumiyetini hissetmezler. Sorumluluğunu yüklendiği toplumun büyüklerini babası, küçüklerini evladı bilir ve himaye ve şefkatine sığınan herkese bağrını açar, herkesi kanatlarının altına alır ve korur...

Lider, vazifesini bilir. Sorumluluklarını yerine getirme konusunda, ne karşısına çıkan engellerin zorlu ve aşılmaz olması, ne de imkanların genişliğiyle gelen yaşama zevki, rahat ve rehavet onu yolundan döndüremez ve ona mükellefiyetlerini unutturamaz. Üzerine aldığı mesuliyetleri önemle yerine getirir. Hep yürekten ve cansiperane davranır. Sonra da yapıp ortaya koyduğu hizmetler karşısında herhangi bir ücret ve mükafat beklemeden çeker yoluna gider.

Lider, üstün idraki, cesaret ve kararlılığı, sabır ve metanetiyle her zaman çevresinin tek dayanağı ve ümit kaynağıdır. Süratli kararla isabet, dikkati ve temkiniyle cesaret, sabır ve tahammülle atılganlık gibi zıtlıklar, onun sihirli dünyasında birleşir, bütünleşirse birbirinin tamamlayıcısı olurlar. Cesaret ve kararlılığı sayesinde, aşılmaz gibi görülen tepeler aşılır ve bütünüyle yollar düzlüğe erer. Tahammül ve metaneti karşısında "Olmazlar" olur hale gelir, imkansızlıklar toz duman olur giderler.

Lider, bir ahlak ve fazilet kahramanıdır. O, merhamet ve yumuşak huyluluğuyla bütün canlıların çarpan yüreği, atan nabzı; cesaret ve yiğitliğiyle, millet ve ülkenin yılmaz ve sarsılmaz muhafızı; his ve gönül dünyasıyla zayıfların en emin sığındığı; tevazu ve mahrumiyetiyle kapı kapı kovulmuşların biricik teselli kaynağıdır.

Lider de bulunması beklenen özellikler yukarıda anlatıldığı gibi olabilir. Fakat, kimseden dört dörtlük davranış sergilemesini bekleyemeyeceğimiz gibi bir liderden de bu özelliklerin hepsini kişiliğinde barındırmasını bekleyemeyiz. Liderde olması gereken temel niteliklerin önemi bir kısmının yer alması, lideri, kendini takip edenler için vazgeçilmez kılar.

Sözde özgürlük toplantılarında, milyarlarca insanın dile getirmeye çalışılan his dünyası susturulmak istenirken yukarıda da belirtildiği üzere kendi sınırlarını aşmış bir dünya liderinin bunu dile getirmesi acı yüreklere birazda olsa su serpmiştir. Aradığımız lider modeli kendini Davos'da ''Özgürlük Toplantısında'' göstermiştir. Doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, doğru söyleyen ve mazlumun hakkını savunan bir lider olarak Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan mazlum Filistin halkı için konuşmuştur.

Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, kendini ifade ediş tarzı, hareketleri, sözlerindeki doğruluğu, dikleşmeden dik duruşu, cesaretiyle Türk gençliği tarafından örnek alınmaktadır.

Devamını Oku...

14 Ocak 2009 Çarşamba

Adaylık Yarışında Dikkat Edilmesi Gerekenler

Şu sıralarda ilimizde olan hemşerilerimizden siyasete ilgi duyanlara ve siyasetle uğraşanlara önemli bir uyarıda bulunmak istiyorum. Siyaset yapacağım diye bölünmeyin, iftira atmayın, dolduruşa gelmeyin; bir olun, iri olun, diri olun, birbirinizin olumlu özelliklerinden bahsedin, dürüst davranın.

Siyaset çetrefilli yönüyle bir kez daha yerel yönetimlerin belirlenmesi dolayısıyla karşımızda. Siyasi kimseler ve siyaset yapmak isteyenler kendilerini makamlara mevkilere yeter gördüklerinde adaylıklarını açıklamaktadırlar.

En güzel hizmeti kendisinin sunacağı hissine kapılan adaylar bu sebeple kendilerini tanıtmakta ve anlatmaktadırlar. Özetle projelerinden bahsetmekte ve seçmenlerden destek beklemektedirler.

Siyasetin çıkış noktası olan ''kendim için bir şey istiyorsam namerdim, arkadaşlar uygun gördü onlar zorladı, bu sebepten dolayı aday oldum'' ifadelerini şu günlerde siyaset yapmak isteyen her siyasetçinin ağzından duyuyoruz. Belki de doğrudur!

Yerel yönetimlere başkan veya meclis üyesi olmak isteyen adaylar için yarış, aday adaylığı sürecinde başlıyor. Aday adaylığı sürecinde kalabalık bir toplulukla müracaatını yapan adaylar benim arkamda coşkulu bir insan topluluğu var. Bu yarışı ben kazanırım.'' mesajı vermeye çalışıyorlar.

Aday adaylığı müracaatından sonra adaylar kendilerini tanıtmak için, basınla röportaj yapıp, gazetelere reklam ilanları veriyorlar. Sokaklara bilbord afişler asıyorlar ve çeşitli tanıtım çalışmalarında bulunuyorlar. Şunu da belirtelim ki, bu durumdan en çok faydayı reklam şirketleri, ajanslar sağlıyor.

Adaylar, reklam çalışmalarının sonrasında üyesi olduğu parti teşkilatının mensuplarını ziyaret ederek onların desteğini arkasına almaya çalışıyorlar. Teşkilatların toplantı günlerinde, onları ziyaret ederek burada da kendilerini tanıtma imkanı buluyorlar. Aday kendini tanıtırken siyasete girmeden önceki geçmişine değinerek iş hayatındaki tecrübelerden, başarılarından eğer varsa almış olduğu ödüllerden bahsediyor. Fakat bu durumun karşısındaki hedef kitlesi için ne kadar önemli olduğu tartışılır, çünkü teşkilat mensupları için burada önemli olan  kendileri arasından meclis üyeleri tercih edilmesini istemek ve sadece aday adaylığı sürecinde değil, belediye başkanı olduktan sonrada kendilerinin hatırlanması onlar için önem arz ediyor. Teşkilat mensubu kendine yakın gördüğü adaya oyunu kullanarak onun bu yarışta yol almasını sağlıyor.

Partilerde aday belirlendikten sonra, seçim kampanyaları hızlı bir şekilde gerçekleşiyor. Ajanslara tekrar müracaat yapılarak, seçmenlere dağıtılmak üzere promosyon malzemeleri siparişi veriliyor. Afişler ve bayraklar gerekli görülen yerlere asılıyor. Aday belirlendikten sonraki çalışmalara bundan böyle parti müdahil oluyor. Partinin yönlendirilmesi ile de seçim çalışmaları daha da hızlanıyor.  

Adaylar her gittikleri yerde kendilerini tanıtmanın ve anlatmanın yanında, rakip olarak gördüğü diğer partilerin adaylarından da bahsediyor. Rakiplerin olumsuz özelliklerinden, icraatlarından, yapamadıklarından bahsederek onları yıpratmaya, kendi projelerini de anlatarak destek bulmaya çalışıyorlar.

Muhakkak ki, seçmenlerle karşı karşıya gelindiğinde söylenen her şey doğru değil. Karşı tarafı yıpratma ve destek bulma politikası. Çünkü politikanın içeriğinde propaganda var. Propaganda içerisinde ise yalan ve iftira..

Günümüzde bu durumdan çok fazla etkilenen olduğunu düşünmüyorum. Çünkü seçmenlerimizde çok uyandı. Onlarda yıllarca politikacıların kazığından en büyük nasibini almış kimseler. Seçmenler ''bu gidişe artık yeter!'' demektedirler.

Vatandaş geçmiş ve bugünü çok iyi değerlendiriyor. Geleceği hakkında ise kendi seçimini kendisi verecek kadar akıllı. Çünkü geçmiş siyaset anlayışına yönelik kötü tecrübeleri var. Kuru kalabalıklara ve parayla tutulmuş adamlara çok fazla itibar etmiyor. Adaylardan yapabileceğinin sözünü almak istiyor ve her zaman yanlarında hissedebileceği birinin başkan olmasını tercih ediyor.

Vatandaş adayın başkan seçildikten sonra ise parti rozetini bir kenara bırakmasını ve herkesin, herkesimin başkanı olunmasını istiyor. Bu konuda kim vatandaşın gönlüne köprü kurmuşsa, vatandaştan destek için yol alacaktır.

Benim özellikle belirtmek istediğim; siyaset yaparken birilerini karalayarak yükselmeye çalışmayın. Adaylığınız süresince öne geçmek için birbirinize iftira atmayın. Samimi olun. Mümkünse projelerinizle öne çıkın. Başkasının dolduruşuna gelerek birbirinize kötü söz söylemeyin. Sadece yapabileceklerinizi söyleyin, yapamayacağınız şeyler için kimseye ümit vermeyin. Gittiğiniz ve konuştuğunuz her yerde söylediklerinizi ve vaatlerinizi sonrası için kayıt altına alın.

Yeni yıla yeni ümitlerle giriyoruz. Genç, dinamik, üretken, kendini yenileyen bir toplum olarak görüyorum kendimizi. Nice krizler atlattık, bu krizlerden de fırsat oluşturarak çıkacağımızı düşünüyor, yeni yılınızın size sağlık, mutluluk ve aydınlıklar getirmesini dileyerek kutluyorum.

Devamını Oku...

28 Ekim 2008 Salı

İnovasyon'la Öne Çıkın!

Günümüzde farklılık yaratan kazanıyor. Herkesin yapmadığı farklı, yeni, yaratıcı bir çalışma sizi rakiplerinizden bir adım öne geçirebilmektedir. İş dünyasında bu farklılığı tanımlayan İnovasyon kelimesi, içeriği ve örnekleriyle Dr. Tülay Gülümser’in yayımladığı sunumda anlatılıyor. Bize değer katacak bu faydalı sunumu da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Pazarlama konusunda günümüz Türkiye’sinde yenilikçilikten daha önemli bir konu yoktur Çünkü, teknolojik ve ticari sınırlar kalkarken, coğrafi ve demografik, sosyal ve politik sınırlar da her geçen gün farklılaşmaktadır. Dünyanın en büyük şirketlerinin birçoğu geride bıraktığımız yüzyılın sonlarında kurulmuş, üründe, hizmette ve işte farklı düşünmeleri, fark yaratmaları onları kısa sürede zirveye çıkarmıştır. Yeni dünya düzeninde zirveye çıkmak için artık gelenekselden ayrılmak gereklidir.

Farklılaşmak için büyük firma olmak kesinlikle gerekli değildir. Büyük ya da küçük her firma, a) ürün ve hizmetlerini yeniden tanımlamak ve bunun ardından yeniden konumlamak ve b) yeni talep alanları keşfedip, yaptıkları işi yeniden tanımlamak suretiyle farklılaştırabilmektedir.

Reklam ve tanıtım farklılaştırma çabalarını önemli miktarda desteklemektedir ancak işi farklılaştırmak için tek ya da önemli yol, reklam ve tanıtım değildir. İş hayatında asıl amaç sürüden ayrılmaktır. Farklı olmak, çarpıcı olmak, şok edici olmaktır. Dikkat çekmektir. En olmayacak gibi görünen sektörlerde bile farklılaşma fırsatları bulunmaktadır

Farklılaşma önce düşüncede başlar. Herkesin düşündüğünü düşünmek sizi farklılaştırmaz. Sürüden ayrılmak için öncelikle her şeye, herkesin baktığı gözlükle bakmamak gerekmektedir. Mesele gözlüğü değiştirme meselesidir. Müşterinizin rekabet gücünü artırıyorsanız, o zaman tercih edilme şansınız artmaktadır. Eğer müşterinizin rekabet gücüne, onun işini ve ürünlerini farklılaştırmasına katkıda bulunmak yolu ile yardımcı olursanız, o zaman müşterinizin gözünde vazgeçilmez olursunuz. Tavsiye yolu ile karar verme, hemen hemen her toplumda giderek daha yaygın hale gelmektedir. Reklamlar, bu tavsiye sürecini başlatmaya yardım ettikleri sürece, bugünün pazarlama gereklerine hizmet etmektedirler. Konuşulmak elzemdir. Ama ancak sıradışı olanlar konuşulmaktadır.

İnovasyon Latince kökenli bir sözcük olan ”innovatus”tan gelmektedir. Kelime anlamı olarak toplumsal, kültürel ve idari anlamda yeni yöntemlerin kullanılmasıdır. Merriam-Webster ise inovasyonu “yeni bir şeyler ortaya koymak” olarak olarak tanımlamaktadır. Aynı kavramı ifade etmek için innovasyon, yenilikçilik, yenilik, yenişim gibi pek çok kelime ortaya atılmıştır. İnovasyonun, “yenilik” ve “farklılık” gibi sözcüklerin içine sığdırılması mümkün değildir. İnovasyondan beklenen yeni fikrin yeni bir katma değere dönüşmesidir. Yani para kazandıran yaratıcılık ya da yenilikçiliktir.

Son birkaç yıldır her sanayicinin her ekonomistin dilinde olan inovasyon, kalkınmanın temel koşullarından birisi olarak işaret edilmekte, büyümek ve zenginleşmek için şart koşulmaktadır. Prof.Dr. Arman Kırım’a göre İNOVASYON, ucuza satmamak ya da ucuza satmak zorunda kalmamak için gereklidir. Yani para kazanmak için gereklidir.

İşte size dünyadan İnovasyon örnekleri

  1. Sony 1946’da radyo tamir şirketi olarak kurulmuştur. Transistörlü radyo, renkli video kaydedici gibi ilklere imza atan şirket 1979’da en önemli inovasyonlarından biri olan Walkman’i geliştirmiştir.
  2. 1937 yılında Amerikalı Sylvan Goldman, bugün marketlerde kullanılan sepetli arabaları geliştirip bir anda rakibi olmayan bir pazarın sahibi olmuştur.
  3. Robert Plath 1989’da tekerlekli bavulu icat ederek 1 yılda 50 milyon dolar kazandırmıştır.
  4. Türkiye’den birkaç örnek verilecek olursa;
  5. Sultans of the Dance dans grubu
  6. Tike Restoranları kebapçı zincirleri
  7. Laila “food-court” mekanları
  8. Biletix, bilet alma işini kolaylaştıran sistem
  9. Zeki Triko sürekli inovasyon üretip kendisinden bahsettiren tekstil firması
  10. Dünya Göz Hastanesi, bir organ üzerinde uzmanlaşıp, tüm alt branşları tek bir çatı altında toplayan bir hastane
  11. Kemer Country konut projesi

 

Tarih sıradışı olayların, sıradışı ülkelerin ve sıradışı kişilerin öykülerini anlatmaktadır. Zira ilginç olan onlardır. Ders çıkarılacak olanlar onlardır. Sıradan olanlar kimsenin dikkatini çekmemektedir. Bu karmaşanın arasında görülebilmek, sıradışı olabilmekle mümkündür. Her alanda, her işte, her sektörde sıradışı olabilmek için pek çok fırsat mevcuttur. Önemli olan bunları bulabilmek, çıkarabilmek ve farklılıkları yaratabilmektir.

Dünyadaki inovatif şirketlerin çalışmalarından örnekler:

  1. Business Week dergisinin yayımladığı “Dünyanın En İnovatif Şirketleri” listesinin ilk üç sırasında Apple, Google ve 3M yer almaktadır.
  2. Google ve 3M, çalışanlarına serbest zamanlar kullandırarak inovatif fikirlerin oluşmasına destek olmaktadırlar. İş saatlerinin % 10 kadar bir bölümünü kendi seçtikleri, üzerinde çalışmak istedikleri projelere ayıran çalışanların, şirkette inovatif getirileri ise çoğu zaman milyon dolarlık cirolarla ölçülmektedir.
  3. Listede yer alan 25 şirketin çoğunu hamurunda inovatif bir başlangıç olduğu görülmektedir. Apple, Microsoft, Google gibi şirketlerin kurucularının zekaları herkesçe bilinmekteyken, Amazon, Starbucks, eBay gibi şirketler yıllardır var olan ürünlerden yola çıkarak yeni pazarlama inovasyonu gerçekleştirmişlerdir.
  4. IKEA ve Wal-Mart, iş modellerinde sürdürdükleri inovasyonla sektörlerinde dünya devi olmuşlardır.
  5. Beyaz eşya devlerinden Whirlpool, 80 yıllık geleneksel yönetim şeklinde radikal bir karar alarak tüm çalışanlarının inovasyon sürecine katılımını sağlamıştır. Tüm çalışanları 61000 kişiyi bulmaktadır. Büyük şirketlerde çalışanların tamamının inovasyon sürecine katılması çok önemli bir etkendir. Whirlpool’un o dönemdeki CEO’su ancak herkesin katılımıyla şirket kültürünü değiştirebildiklerini, aksi taktirde inovasyonu yakalayamayacaklarını ifade etmiştir.

 

Devamını Oku...

17 Ekim 2008 Cuma

Öğrenememe Hastalıkları

Bir kurumda, bir iş yerinde çalışıyor veya belli bir gaye için bir organizasyonda, bir sosyal çevrede bulunuyorsunuz. Bulunduğunuz kurum veya organizasyonda işler iyi gidiyor mu, gitmiyor mu? Eğer orada sizin görüşlerinize değer verilmiyor, bilgi paylaşılmıyor, varolan problemler yok sayılıyor ve problemlerle değil kişilerle uğraşılıyorsa, o kurum veya organizasyon hasta demektir.

Başarı için önce hastalıkları tanımak gerekir. Eğitimci Hamza Yılmaz’ın belirttiği öğrenememe hastalıklarımıza değinelim:

Sözlük manasıyla ''öğrenme'', bir tecrübe ya da bilgi edinme sonucunda davranışlar da meydana gelen sürdürülebilir ve kalıcı değişikliklerdir. Öğrenme, hayatımız boyunca devam eden bir yenilenme sürecidir. Hiçbir yenilenme ve değişim süreci yoktur ki, dirençle ve engellenme ile karşılaşmış olmasın. Öğrenme ile belirttiğimiz yenilenme sürecinde de yeniliğe ve değişime karşı duran bazı paradigmalar vardır. Öğrenme Kavramının tanımında belirtilen kalıcı değişiklikleri ortaya koyabilmek için, öğrenme sürecini engelleyen yanlış paradigmalarımızla (Öğrenmeme hastalıkları ile) tanışmamız gerekir. Çünkü hasmını tanımayanın, başarıya ulaşması boş bir kuruntudan ibarettir. Kurumların başlıca Öğrenmeme hastalalıklarına bir göz atarsak, başarısızlığımızın arkasında yatan sebepleri daha iyi anlayabiliriz. İşte en önemli hastalıklarımız:

1. Aslında problem yok - Problemi kabul etmeme: Öğrenme sürecine girecek kişi veya organizasyon içindeki en önemli hastalıklardan biridir. Çünkü hasta, hasta olduğunu kabul etmemektedir. Bu yüzden, tedaviden bahsetmenin hiç gereği ve geçerliliği yoktur. Bizim hemen hemen tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızda görülen tipik hastalık budur.

2. Biz problemi çözdük - Problemi görüp de görmeme: Bu durumda ya hiçbir şey yapılmaz ya da daha önce yapılagelen ne ise o sürdürülür. Yeni bir şeyler yapma yoluna gidilmez. Yeniliğin olmadığı yerde de durağanlık, peşi sıra kokuşma ve çürüme boy gösterir.

3. Herşey aklımda - Bilgiyi paylaşmama: Enformasyon ve bilgiler şahsî olarak saklandığı zaman, bu bilgilerin organizasyon başarısına uzun vadede katkısı olmayacaktır. Bilgi sadece bilen kişilerin kafasında kalır ve paylaşılmaz ise, rekabet üstünlüğü sağlayacak bilgi ve becerilere dönüşmez. Bu da hem kişi bazında, hem de organizasyon bazında, çatışmaların doğmasına ve kısır döngülerin yaşanmasına neden olur. Bizim çalışma şeklimiz, sistemden ziyade şahıslara bina edildiğinden, yıllarca önemli bir konumda çalışan bir insanın görevden ayrılmasıyla birlikte, şahsın edindiği tüm bilgiler ve tecrübeler de o şahısla birlikte emekli olur.

4. Gördüğüm bana yeter - İlişkilendirememe: Eylemleri ve işleri ilişkilendirip büyük resmi göremediğimiz sürece; inanılmaz başarılar elde etme imkânı varken, tesadüfi eylemler ve birbiri ile bağlantısız olaylar silsilesi içinde kalırız. Okyanuslara açılmak varken, diz boyu derelerin içinde boğulma nöbetleri geçiririz.

5. Ders almama, ders veririm - Ders almama: Daha önce çözülmüş problemi ve meseleyi bir daha yeniden yaşamaktır. Chris Argyris 1993 yılında danışmanlık yaptığı bir şirkette 300 kadar kalite problemini çözmüştür. İş dünyası ve basın bunu büyük bir başarı olarak gösterirken, Argyris, bunun berbat bir durum olduğunu söylemiştir. Önemli olan problemin ortaya çıkmasını engellemektir. Konfüçyüs''ün hikâyesini burada hatırlatabiliriz: Konfüçyüs, en iyi hekimin hangisi olduğu konusunda üç hekimi anlatır. Birinci hekim; hastalıkların ne olduğunu bilir: İkinci hekim; hastalıkların tedavisini bilir. Üçüncü hekim ise hastalıkları ortaya çıkmadan hastalığı önlemenin yollarını bilir. Konfüçyüs en iyi hekim olarak, hepimizin tahmin ettiği gibi üçüncü hekimi gösterir.

6. Ben bilirim sendromu - Bilgi üretilmesini engelleme: "Ben bilirim" sendromunun yaşandığı şirketlerde çalışan fertler, görüşlerine değer verilmediğinden, sadece kendilerine verilen işi yaparlar. İşe katkıda bulunma konusundaki motivasyonları önceden yok edildiğinden, kendilerinden hareketle bir şeyler yapmazlar; organizasyonlarımızda çok sıklıkta görebileceğimiz, ''bay ben bilirim''e bırakırlar.

7. Suçlu kim? - Problemlerle kişileri karıştırma: Bir işletmede veya kişiler arası ilişkilerde ortada bir problem olduğunda, sorulan ilk soru "kim yaptı?" sorusudur. Esas olan problemi ortaya çıkaran sebeplerin neler olduğudur ve bunun tekrar oluşmasının nasıl engellenebileceğidir. Başarıyı yaygınlaştırmak ve başarının tekrarlanmasını sağlamak için, başarının arkasındaki sebepleri ve nedenleri anlamak gereklidir. Problemlere takılıp kalmanın hiçbir haklı mantalitesi yoktur.

8. Çözüm şu, hayır bu.. - Mimariyi ve sistemi anlamamak: Ünlü kalite uzmanı Edwards Dewing, kitaplarında, problemlerin % 85''inin sistemden kaynaklandığını vurgulamıştır. Evinizle işiniz arasında üç saatlik bir mesafe varsa her zaman yorgun olursunuz. Ne işe gitmekten ne de eve dönmekten memnun olursunuz. Burada sistemden kaynaklanan bir problem vardır. Bu problemi gideremediğiniz sürece başarıya ulaşma adına diğer gayretlerinizden verim alamazsınız.

9. Biz başarılıyız - Geçmişin başarılarına sığınma: Önceden elde edilen başarılar, eğer yeniliğe açılma ve en iyiye ulaşma yolunda bize destek olmuyorsa, öğrenmenin önünde bir engel olarak yer alır. Başarı için, her seferinde bunların aşılması gerekli ve şarttır.
Netice: Şahıs ve müesseselerin öğrenme süreçlerinde karşılaşılan paradigma hataları ile tanıştık. Bu tanışıklığımızı hataları düzeltmekte kullanırsak, kendimize ve içinde bulunduğumuz müesseseye karşı iyilik yapmış oluruz. Son bir not daha; örgütlerde öğrenmeme hastalığının çözümü olarak, rotasyon şeklinde, elemanları çalıştırmak olmaktadır. Özellikle Japonya ‘da çalışanlar işyerindeki her işi hemen hemen bilir, bir işi ise detaylı bilir. Yönetim organizasyonda öğrenen organizasyon önemli bir modeldir. Bilgi çağında çalışanların birbirinin işini az çok bilir ve yapabilir olması ve sürekli işi geliştirmesi esastır. Bilgi güçtür. Ve bir iki çalışana işyerinin kaderi bağlanmamalıdır.

 

Devamını Oku...