Mustafa TOKA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa TOKA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2009 Cuma

Neden Allah Yokmuş Gibi Konuşuyoruz?

Kendimi bildim bileli okumuş insanlara karşı hep sevgi ve saygı beslemişimdir. Okumuş insan derken ilim-irfan sahibi demek istiyorum. Sadece ilim sahibi olan insanları nedense kendime biraz uzak görmüşümdür. İlimi ilim yapan, hatta alimi alim yapan bence asıl "irfan" dır. Hadi daha iddialı konuşayım: İnsanı insan yapan en önemli hasletlerinden biri de "irfan" dır.

İrfan, insana hamalı olduğu bilgi yüküne gerçek değerini kazandırır. Bu bilgi seni gerçeğe, mutlak doğruya  ulaştırmıyorsa; mukaddes yüke hamal yapmıyorsa vah ki vah...

Son zamanlarda TV'lerde tartışma programları oldukça revaçta. Ülkemizin gündemi, dünyanın gündemi, olmazsa medyanın istedikleri.

Hemen hemen her şey gündeme giriyor ve tartışılıyor. Kürt meselesi, pkk, ekonomi, sevgililer günü, kriz, dış ilişkiler, Irak, Gazze, Nazım, ergenekon terör örgütü, deprem, Aleviler, Anayasa, Obama, seçimler, Mustafa, AB, Kıbrıs,mahalle baskısı (İslam karşıtlığı),F tipi alerjisi vs. Futbol zaten gündemden düşmez...

Görüldüğü gibi bunca gündem içinde "Müslüman Kimliği" pek gündeme gelmiyor. Bunun sebebi nedir peki ?

Kimliği olmayan Türk, Türk'mü dür sizce? Alnının çatında kimliğin yazmıyorsa sen nesin?

Bir TV programında başka bir konu tartışılırken bir konuşmacının bu konuya temas ettiğini gördüm. Buna çok sevindim. Çünkü bunca gündem, gündelik telaş ve koşuşturma içinde insanımız  en temel konuları kaçırıyor.

İnsanların söylediği sözlerin değeri ve anlamı duruşuna göre bir şey ifade eder. Hani "bir laf söyleyen olursa bir lafa bir de adama bakarsınız ya", onun gibi bir de durduğu yere bakacaksınız. Çünkü durduğu yer aynı zamanda kimliktir. 

Bir Müslüman için kimlik nedir? diye sorarsanız tek kelime ile "her şeyi" derim ben. Bunun dışında her şey  izafi olarak ehemmiyetsizdir.

Bir kere bu kimliğe sahip oldun mu başına buyruk olamazsın.

Entel damak zevkin  için istediğin çiçeğe konup bu zehir baldır diyemezsin.

Çünkü bazı "aksiyon ve reaksiyonların", "sevgin ve nefretin"  ezelden  tayin edilmiştir senin.

Bir kere bu kimliğe sahip oldun mu "müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve zorlu" olmak zorundasın.

Yazımı Mustafa İslamoğlu'nun eski bir yazısından alıntı ile bitiriyorum.. önce nefsime diyerek...

"Neden Allah yokmuş gibi konuşuyorsun? Bilmiyor musun; Allah yokmuş gibi konuşmak günahtır".

Devamını Oku...

22 Ocak 2009 Perşembe

Kocaeli’de bir Alperen

Geçtiğimiz hafta BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ilimize gelerek partisinin Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve ilçelerdeki belediye başkan adaylarını açıkladı.

Kocaeli Büyükşehir'de adaylarının Mehmet Korkmaz olduğunu böylece öğrendim.

Diğer partilerimiz de 29 Mart yerel seçimleri için adaylarını açıkladılar. Doğrusu hemen hiçbirisini tanımadığımdan onlar hakkında bir yorumda bulunamayacağım.

Bence hepsi de çok değerli insanlar. Topluma şu veya bu şekilde katkı sağlamış, partilerince ve  çevrelerindeki insanlarca çokça seviliyorlar ki çok önemli bir amme hizmetine aday gösteriliyorlar.

Adayların arasında tanıdığım tek isim yukarıda adaylığını öğrendiğimi belirttiğim Mehmet Korkmaz'dı. Bu vesile ile BBP adayını size bildiğim kadarı ile tanıtayım istedim.

Mehmet bey 1957 yılında Trabzon'un Beşikdüzü İlçesinin cennet yeşili Türkelli köyü doğumlu. Ankara Ticaret ve Turizm Yüksek Öğretmen Okulunu 1979 yılında bitirdi. Öğrencilik döneminde o zaman Ülkü Ocakları Genel Başkanı olan Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte Nizam-ı Alem Davasının mücadelesini verdi.

Beşikdüzü Ticaret Lisesinde öğretmenlik ve Beşikdüzü İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğü görevlerini ifa etti. Bu dönemde Beşikdüzü'nün ilk yapı kooperatifini kurarak 200 aileyi ev sahibi yaptı.

1993-1995 dönemlerinde BBP Kocaeli İl Başkanlığını yaptı. Emekliliğinden sonra şu anda Kocaeli'mizin başarılı  iş adamlarımızdan biri olarak hizmet veriyor. Yemek yapma işlerinden anlayan ve eşine gerektiğinde yardımcı olan, bu profili ile klasik "Karadeniz tiplemesine" uymayan Mehmet bey aynı zamanda iyi bir eş ve 3 çocuk 6 torun sahibi olan örnek bir aile reisi.

Mehmet Korkmaz sakin, ağırbaşlı yapısı ile güven telkin eden bir insan. Lider kişiliği ile de asla "ben" demeyen, ekip çalışmasını her zaman ön planda tutan bir çalışma tarzı var.

Zaten bu özellikleri nedeni ile bulunduğu ortamlarda kendisi istemese de ön plana çıkarılmıştır. Geçtiğimiz yıllarda da Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkan adayı olduğunu hatırlatayım.

Dışardan gelip te "İzmitli" olmuş nadir insanlardan. Kocaeli'nin problemleri ile hep yakından dertlenmiş, çözümler üretmiştir. Eminim seçim kampanyasını büyük bir ilgi ile izleyeceğiz

Sempatikliği, beyefendiliği ve seviyeli politikacılığı ile Kocaeli siyasetine katkı sağlayacağını şimdiden söyleyebilirim.

Başkan seçilirse şeffaf ve katılımcı yönetimi ile suistimallere meydan vermeyeceğini, kültür yatırımları ile İzmit'i kültürel faaliyetlerin odağı yapacağını, trafik sorununu çözerek şehir merkezini rahat dolaşılabilir bir alışveriş bölgesi haline getireceğini söylüyor her fırsatta..

Mehmet bey Kocaeli'ye hizmet eden herkesi hayırla yad ediyor. Dedikodu ve çamur atma politikası yapmayacağını söyleyerek gerçekten parti yapısına ve kişiliğine uygun bir çizgi çizerek farklılığını ortaya koyuyor.

Yolunuz açık olsun hocam. Sizi izlemeye deva edeceğiz....

Devamını Oku...

30 Aralık 2008 Salı

Hac Esintileri 2

 

Medine'deki Peygamber misafirliğinden sonra kefenlik benzeri ihramları giyinip bir sabah vakti otobüslere binerek Mekke yollarına düştük. 2 yıl önce umre ziyaretinde geçtiğimiz bu yollarda bu sefer hacı adayı olarak yoğun duygularla hep bir ağızdan seslendirdiğimiz 'lebbeyk' nidalarıyla hicretteki peygamber izlerini kokladık.

Ve Mekke... Muhteşem kalabalık... Allah'ın evini ziyaret... Umre tavafı ve Sa'y... O büyük güne hazırlık...

İzmit esnafından Turan Fevzi Develi, Abdulrezzak Kocaelçi ve Gebze eşrafından Yüksel Yaylak beylerle Ahmet Kurucan Hocanın sohbetine gidiyoruz. Tavaf, Sa'y, Arafat, şeytan taşlama ve sembol ibadetler üzerine hocaefendinin müthiş tespitleri... İçimde  "Bu gönül insanları olmasaydı bir şeyler eksik kalırdı' hissi uyanıyor. Kurucan hoca diyordu ki; 'tavaf bir girdap gibi hem dönmek hem derinleşmektir. Mümin bu girdabın içindeki çöp gibi olmalı. Dirençsiz ve teslimiyet içinde derine daha derine gitmeli iç aleminde'.

Hac dönüşünde beni ziyarete gelenlere en önemli tavsiyem "gözü yaşlı,  gönlü kırık gönül insanlarıyla beraber olun" şeklindeydi.

Arafat... Peygamber Efendimiz "Arafatta ağlayın diyordu", " ağlayamıyorsanız ağlar gibi yapın". Hiç ummadığım insanlar bu tavsiyeyi ne güzel de yerine getirdiler.

Müzdelife Vakfesi...  şeytan taşlamaya yürüyüş ve Allah'ın "...Arafat'tan ayrılıp sel gibi akın ettiğinizde Meş'ari Haram'da Allah' zikredin..." ayetinde belirttiği manzara içinde bir figür olmak... Bu zorlu yürüyüş Hacc'ın bedeni olarak imtihanının zirve noktası. Yaşlı ve hasta hacılarımız dahi sanki gençleşiyor. Genç bir doktor arkadaşımız bu "kafileden kimse bana hastayım demesin" diyerek hayret ve hayranlığını ifade ediyordu.

Anlatılanların aksine çok rahat şeytan taşlama imkanları oluşturulmuş. Arife yola çıkıp bayram gününün ilk saatlerinde  yapılan şeytan taşlamadan sonra çok yorgun bir şekilde otele vardık. Yatsak sabah namazına kalkamayacaktık. Eşimle beraber son bir gayretle tavaf ve hac Sa'y ını yaptık. O muhteşem yorgunluğu ve ondan daha da muhteşem olan görevini yapma, hacı olma duygusunu yaşamak ne güzel şeydi Allah'ım.

Mekke de dikkatimi çeken şeylerden biri sigara karşıtı afişlerdi. Sigaraların üzerinde kefenlenmiş bir insan afişi, kalbin üzerinde sigara izmariti söndürülen afiş ve gelin hep beraber Mekke yi sigarasız bir şehir yapalım afişleri çok güzeldi ve gerçekten sokaklarda sigara içen görmedim desem yalan olmaz.

Hac organizasyonunda Kabe de ve çevresindeki kutsal yerlerde güzel hizmetler yapan Suudi rejiminin şehircilik konusunda maalesef pek iyi olmadığını gördük. İşin uzmanlarının dile getirdiği duygu bende de uyanmıştı: Mekke ve Medine yönetimi İslam topluluğunun ortak yönetimine girmelidir.

Her sene güzel organizasyonu ile takdir aldığı bilinen Diyanet İşleri rehberlik ve turizmin alanına giren konuları ehil olan insanlara bırakıp sadece dini hizmet konularıyla ilgilenmeli. Diyanet şunu anlamalı ki her iyi hocadan iyi bir lider, iyi bir rehber olmayabilir. Rehber hocaların konuşma Arapçasını iyi bilmedikleri veya pratiklerinin iyi olmadığını da müşahade ettim.

Yine Hacıların dile getirdiği bir konu da Diyanetin kendi adını değil Türkiye'nin adını daha ön planda tutması gerekliliği idi.

Bütün dünya Müslümanlarının bir araya geldiği bu büyük buluşmada ortak dil olmaması maalesef bazı şeyleri eksik bırakmaktadır. İngilizce konuşma fırsatı bulduğumuz hacılarımızın büyük çoğunluğu Pakistanlı. Bir de bazı Afrika ülkelerinden veya Mısır'dan gelen Müslümanlarla İngilizce anlaşabildik. Maalesef Makedonya'dan Bosna Hersek'ten Irak'tan İran'dan Malezya'dan hatta Doğu Türkistan'dan gelen hacılarımızla ancak gönül diliyle konuşabildik.

Dr. Şefik Postalcıoğlu'nun Kocaeli Aydınlar Ocağı hacı uğurlama toplantısındaki tavsiyesiyle yanımıza Türkiye'den getirdiğimiz ay yıldızlı tesbihler ve Türk bayrağı rozetleri güzel hatıralara sahip olmamıza vesile oldu. Kabe'nin dibinde namaz saatini beklerken ay yıldızlı tesbihimizi hediye ettiğimiz Malezyalı bir çift önlerine dönüp hararetli bir şekilde cüzdanlarını karıştırdıktan sonra eşim ve bana bir Malezya banknotu uzattılar. Tabii şaşırıp almak istemediğimizi gördüklerinde "only for collection (sadece koleksiyon için)" kelimeleri döküldü ağızlarından mahçup bir şekilde. Hediyemizi karşılıksız bırakmak istememişler ve kendilerini hatırlamamız için onlar da bir hediye vermek istemişlerdi. Yine tesbih hediye ettiğim 12 yaşındaki Pakistanlı çocuk (İngiltere'den gelmişler) 'bu benim mi?' diye gözlerini hayretle açarak sorması ve 3 yaşındaki kardeşiyle bu tesbihle şen şakrak oynaması görülmeye değerdi. Ancak dönüş yolunda Cidde havaalanındaki mescidde yan yana saf tuttuğumuz Doğu Türkistanlı 3 yaşlı hacıya Türk Bayrağı rozeti verdiğimde gözlerinin nasıl parladığını ve vedalaşırken beni nasıl sımsıkı kucakladıklarını görmeliydiniz

Bu kutsal görevi yerine getirirken aynı kafilede yer aldığımız Kayseri grubundan Türk Ocaklarından İnşaat mühendisi Metin Soylu bey, Aydınlar Ocağından radyoloji doktoru Ömer Öztürk bey, Prof. Doktor Ali Kurtsoy bey, gönüllü rehberimiz Orhan Keşoğlu bey, Kocaeli'nden Remax temsilcisi Turan Çakar bey, Gölcük'ten kuyumcu Hasan Sarı bey ve yine Gölcükten petrolcü Ömer Kodaman bey,  Gebze TÜBİTAK MAM dan kimya mühendisi Haluk Mete Söhmen bey gibi çok değerli dostlar edindik.

Kendilerini buradan sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Yazmazsam eksik olacak: Harem'de namaz için beklerken ve saflar iyice sıkılaşmışken açılan çok küçük yere bir hacıyı davet etmek için başımı koridor tarafında ayakta bekleyen hacılara çevirince göz göze gelip açılan yere davet ettiğim kişi Kocaeli Aydınlar Ocağı hacı uğurlama yemeğinde beraber uğurlandığımız Elektronik Mühendisi İbrahim Yenice beyin ta kendisi idi. Tevafuk... İbrahim Beye de saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Hac Esintileri

Sodan Sağa:Mustafa Toka, Metin Soylu, Pof.Dr. Ali Kurtsoy, Yahşi Macit ile Mescid-i Kıbleteyn ziyareti sonrası hatıra fotoğrafı.

Hac Esintileri

Ecyad caddesinde sigaraya karşı yapılan kampanya afişi. Şimdiye kadar gördüğüm en etkileyici sigara karşıtı afiş.

Hac Esintileri

Bayrak başörtüleri ile ilgi odağı olan Kocaeli'li bayan hacılarımız.

Hac Esintileri

Kimya Müh. Haluk Mete Söhmen ve eşi Diş Hekimi Ayşe Söhmen Uhud ziyaretinde.

Hac Esintileri

Kocaeli Hereke'den komşularımız Yusuf Albayrak ve eşi Serpil hanımla güzel bir buluşma

 

Devamını Oku...

11 Ocak 2008 Cuma

Hac Esintileri - 1


Allah nasip etti, 2007 hac döneminde eşimle beraber hac vazifemizi yaptık. İnşallah yüce Rabbimiz haccımızı kabul edilenler arasında sayar.


Hacla ilgili süreçte yaşadıklarımızı sizinle paylaşmak istedim. Sürecin başlangıcında gerek Aydınlar Ocağındaki gönül dostları çevresi, çalıştığım özel sektördeki iş arkadaşlarım, Hereke’deki cami cemaati ve yine Hereke’deki komşu ve dost çevremiz ile hemen hemen tamamı Adapazarı’ndan yaşayan, eşimin ve benim akrabalarımızın göstermiş oldukları yakın teveccüh altında ezildik. Ancak bunun altından aslında bu teveccüh bize değil, yüce Allaha ve onun Habibi yüce peygamber Muhammed Mustafa’ya olduğunu anladık. Ancak bu teveccüh gerçekten tarifi imkansız bir yönelişti. O zaman rahatladık ve o teveccühü gösterenlerin selam ve dualarını yerine götürmek en büyük görevlerimizden biri olduğunu asla ihmal etmememiz gerektiğinin bilincine vardık.



Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Şunu ifade etmek isterim ki Hacca, Umreye gidipte oralara yönelik yanık düşünce ve dileklerini iletenlerin yanı sıra beni en çok etkileyen oralara hiç gitmemiş ve muhtemelen gitme ihtimali de olmayan helallik istemeye ve Allahaısmarladık demeye gittiğim insanların daha sözümü bitirmeden “Benden Hz. Muhammed’e selam söyle diyerek ağlayışları aklıma geldikçe hala gözümü yaşartır ve Allahım bu aşkı bana da ver diye dua ederim. Tabii ki selam söyleme ve dua makamında bu aşk ehlinin sözleri ve yüzleri ilk önce hayalimde canlandı.


Hep düşündüm “Allahım sana ve Resulüne bu kadar müştak olan bir millet var mı acaba?” Hacısını bu duygularla gönderen bu millet inşallah layık olduğu yerleri bulacaktır


Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Programımıza göre ilk önce 4 gün Medine’de kaldık. Söylenenlerin etkisinde mi kalıyoruz acaba, bilmiyorum ama söylemeden edemeyeceğim “Allahım o ne yumuşak hava ne rahat otel ne güzel insanlar o ne güzel ibadetler o ne saygılı sevgili kalabalıklar.


Sabahları çekirge sürüsü Mescidi Nebevinin bahçesini işgal ediyordu. Doğrusu ürktük ve rahatsız olduk. Ta ki kafile başkanımız Kartal Vaizi Ali Arıcan “Şu gördüğünüz çekirgeler mübarek çekirgelerdir, sakın ola ki üzerlerine bilerek basmayın. Bunlar Medine müdafaasında Osmanlı askerinin yiyeceği olmuştur. İngilizlerin ve işbirlikçilerin muhasarası altındaki Osmanlı askeri açlıktan kırılırken Fahrettin Paşa bu çekirgeleri kavurup önce kendisi yedi sonra askerlerine yemelerini emretti.” Şeklinde tarihi vakayı anlatıncaya kadar. Ondan sonra bu çekirgelere başka gözle bakmaya başladık.


Medine, Yesrib iken Hazreti Peygamberin hicret etmesiyle Medinetül Münevvere olan, Medinetün Nebi olan yüce şehir. Yok edilmeye çalışılan ama başarılı olunamayan Osmanlı tren garı ziyareti hocamızın anlattıklarıyla derin bir hüzne dönüştü. Osmanlı yıkılış döneminde bütün dünya yapılamaz derken dünya müslümanlarının desteğiyle Osmanlının yapmayı başardığı Hicaz demiryolunun bitiş noktası. Hicaz demiryolunun bitiminden sonra kısa bir süre içerisinde Medine nüfusu 5-6 kat artıp cazibe merkezi oluyor. Ancak ardından gelen Vehhabi zihniyeti ağırlığınca şilin verilen rayları söküp İngilizlere satınca maalesef bu proje günümüze kadar atıl kaldı.


Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Arkasından yapmış olduğumuz Uhud ve Hendek ziyaretlerinde, savaşların yapılmış olduğu bölgelerde yok edilen tarihi miras yüreklerimizi oyuk oyuk etti. İskana açılmış olan bu bölgeler tarihin mirasından hiçbir şey taşımayacaklar.



Devam edecek.


Devamını Oku...