12 Ağustos 2008 Salı

Beyin Yıkama

Yıkama denince akla temizleme, kirlerden, kötülüklerden arındırma gelir. Gerek görüntüsünü gerekse içeriğini beğenmediğiniz bir şeyin üzerinde aslınla alakası olmayan şeyler gördüğünüz zaman onu yıkarsınız. Aslı gibi olması için onu temizlersiniz. Bu su ile de olabilir başka malzemelerle de olabilir. Amaç temizleme,arındırmadır. Ama “ beyin yıkama” sözcüğü kullanılırken amaç yukarıda söylediklerim gibi olmamaktadır. Bu iki kelime bir arada kullanılırken beyindeki fikirleri değiştirme anlamında kullanılıyor ki, bu tabir yanlıştır.
Bu zamanda keşke beyinler yıkanabilse. Çünkü basılı ve görsel medya ile birlikte sokaklar insan beynini o kadar kirletiyor ki, kabil olsa da bu kirlenmiş beyinler sık sık yıkansa. Belki bu kadar kötü bir tablo ile karşılaşmayız.

Bence gerek medyadan gerekse sokaktan edinilen kirliliklerle beyin yıkanmıyor. Beynin formatı bozuluyor. İyi düşünceler beyinden çıkarılarak beynin içine her türlü kötülük  belli metodlarla enjekte ediliyor. Küçük yaşlarda playstation oyunları ile çocuklar canavarlaştırılıyor. Magazin sayfaları ile serbest ilişkilere, aykırı beraberliklere alıştırılıyor.
Bir zamanlar kızdığımız, yadırgadığımız görüntülere bizde zamanla alışıyoruz.

Aslında istenende bu. Bu metoda “birden bire  ürkütme, zaman içinde alıştır.” diyorlar.
Sizlerde kendinizi yoklayın. Zaman içinde ne çok şeylere alıştığınızı göreceksiniz.

Alıştığınız bir çok şey önceleri size itici gelmiyormuydu? Ne çabukta alıştınız.
Bu düzenin ahlaksızlığını özgürlük kabul edenler, ahlaki eğitim içerikli müesseseler gördüler mi beyin yıkama tabirini kullanmakta mahir olurlar. Aslında o müesseseler, gerçekten beyni kirliliklerden arındırmaya çalışıyorlar da bu beyefendilerin işine mi gelmiyor?
Hem bataklığı genişletmek için çaba sarf edeceksiniz, hem de sivrisineklerden şikayet edeceksiniz. Bu akıllıca bir iş mi?. Tabiiki değil. Ama yapılan bu.

İnsanlar yaratılırken içleri iyilikler ve güzelliklerle doludur. Onun içindir ki bebeklerin yüzleri tertemizdir. İnsan ne renk olursa olsun o yüze baktıkça hayran olur. Çünkü o yüzde hiçbir kirlilik yoktur. O yüz yaratılırken tertemiz yaratılmıştır. Zaman içinde o  temizlik ve berraklık yaşamın kirlilikleri ile bozulur. Kendini o kirliliklerden koruyanların yüzü 100 yaşına geldiğinde bile aynı güzellikte kalır. Bu devirde bu gibilerin sayısı çok azalmıştır.
Her türlü dalavere ve ahlaksızlığın içine batmış olanların iyilikleri hazmedememesini yadırgamam. Fakat manevi anlamda güzellikleri savunurken beyinler yıkanıyor gibi bir kelimeyi kullanmaktan çekinmeyeni yadırgarım. Bir yurt ta tüp patlar. İçinde yılan taşıyanlar hemen yılanlarını sokağa salarlar. Ortalık karışsın isterler. Ağızlarına gelmedik sözleri söylemekten çekinmezler. Sorarsanız muhafazakardırlar. Fakat yurtları hazmedemezler.

Cemaatler manevi konularda devletin laiklik adı altında dinden kaçışı sonucu doğmuştur. Milletin manevi ihtiyaçları devlet tarafından yeterince yerine getirilmiş olsa idi, ortaya cemaatler çıkmazdı. Bir dönem, insanlar Allah deyince suç sayılmadı mı?
Dindarlar vebalı gibi görülmedi mi?. O günlerden kalan insanların kaç ta kaçı dinini biliyor.
Dindarlık sadece “ ben müslümanım” demekle oluyor mu? Kuralları bilmek gerekmiyor mu?
Öyle ise birileri bu boşluğu dolduracaktır.

Gençliğe unutulan ahlakı birileri öğretecektir. Ana baba hakkını, komşu hakkını, fakir fukara hakkını, yetim hakkını, saygıyı, sevgiyi, devletine bağlılığı, bayrağına sadakati, yan gelip yatmamayı, hortumlamamayı öğretecektir.

Hiç yorum yok: