19 Aralık 2007 Çarşamba

"Hocaların Hocası" Pek Muhterem Prof. Dr Sabahaddin Zaim Beyefendi Hocamızı Rahmetle Anıyoruz








Herşeyden önce bu büyük ve değerli insan, idealist müslüman, ehl-i ilim ve hilim, ahlak-ı hamide, edeb ve fazilet sahibi samimi can hocamıza Cenab-ı Hak'tan rahmet ve mağfiretler dileyerek sözlerime başlamak istiyorum. Kendileri doktora yöneticim ve danışmanım olması dolayısıyla öğrencisi olma, onu çok yakından tanıma, hele gözleri kamaştıran bazı hareket ve davranışlarını görme, örnek insan haza müslüman bir sahib-i ilim ve irfandan ders alma şerefine nail olduğum için Allah'a hamdediyorum.




Çağımız ekonomi çağı olması dolayısıyla 1970 yıllarında İzmir İmam Hatip Lisesinde öğretmenlik yaparken aynı zamanda İslam Ekonomisi üzerine çalışmalara başlamıştım. Bazı büyüklerimizin arkadaş ve dostlarımızın teşviki ile bu çalışmalarımızın doktora yaparak daha bilimsel bir nitelik kazanması arzu edildi. Böylece biz İslam ekonomisinin esaslarını Kur'anda arayıp bulup tesbit etmek istiyorduk. Ancak o zamanlar Ankara İlahiyat Fakültesi bizlere doktora yapma imkan ve hakkı tanımadığı için Erzurum Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde doktora yapmaya karar verdik. Fakat İslam ekonomisi ifadesi literatürümüze henüz yeni yeni girmeye başladığı için bu çalışmayı bir ekonomi alimi olan zatın denetim ve gözetimi altında yapmak daha faydalı olacaktı. Bu zat da ancak kendilerini 1965 yıllarında İzmir Türkocağında verdiği konferansından tanıdığımız muhterem hocamız Prof. Dr. Sabahaddin Zaim olabilirdi. Çünkü Türkiyede akademisyenler arasında İslam ekonomisi üzerine düşünüp fikir üreten ve çalışmalar yapan ondan başka bir kimse hemen hemen yok gibiydi. O sebeple biz kendisine muraceat edip doktora yöneticisi olmasını kendilerinden isteyerek ricada bulunduk. Hocamız da lütfedip memnuniyetle kabul buyurdular.




Hocamız, ilmi seven, ilim öğrenmek isteyen kimseye yardım etmeyi seven ve bunun için de zaman ve zemin sınırlaması tanımayan bir kimse olduğunu bilfiil uygulayarak göstermiştir. Gece gündüz demeden, üniversite, fakülte, çalışma odası ve ev demeden, hatta çalışma zamanı ve tatil zamanı demeden her zaman ve her yerde ilim öğrenmek ve öğretmek onun için olağan bir şeydi. O kendi ifadesile "güzel insanlar" yetiştirmek için çalışan çalışan ve yorulmayan hep hizmet eden güzel bir insandı.



İlk defa Beyazıtta Üniversiteye gittiğim zaman odasında bilimsel çalışma usul ve yöntemleri üzerine yol gösterip bir çok tavsiyelerde bulunduktan sonra "gel şimdi seninle kütüphaneye gidelim, ben sana oradan bazı kitapları seçip vereyim. Sen onları okursun, buna "kuluçka dönemi" derler böylece asıl çalışacağımız konu kendiliğinden ortaya çıkar" dedi. Kütüphanede tavana kadar uzanan raflarda dolu dolu kitaplar vardı. Yüksekte oldukları için bunları elle dokunup almak mümkün olmadığından hocamız orada duran seyyar merdiveni aldı, üzerine çıktı ve benim için faydalı olabilecek olanlarından üç kitabı seçip bana verdi. Hocamın kütüphaneye git, görevli memur şu şu kitapları sana versin demeyip, bizzat kendisinin gelip meşgul olmasından son derece hislenmiştim.



Yine bir gün evine randövü vermişti. Erenköy'de Bilim sokak Kardeşler Ap. No:6 D.6 da beni çalışma odasına aldı. Benim yazdıklarımı okuyor ve bazı konularda tartışma yapıyorduk. Bir ara ben "hocam, Necip Fazıl bu konuda biraz farklı düşünüyor; onun şu kitabında şöyle yazıyor" dediğim zaman "Osmancım" dedi - bana genellikle "Osmancım" diye hitap ederdi - "ilim ile sanat biraz farklıdır. Alimlerde abartı olmaz, ilim ne ise odur. Halbuki şairler sanatkarlar şiir ve edebiyatlarında biraz mübaleğa yaparak meseleleri abartabilirler" dedi. Vakit epeyce ilerlemiş, saat 01.00 i geçmiş nerede ise 01.30 lara doğru yaklaşıyordu. "Osmancım", dedi "ben hemen hemen her gece böyleyim, gece çalışmak benim için daha verimli oluyor, Fakülteden ayrılıp vapura bindiğimde ininceye kadar dinlenmiş oluyorum ve akşamları burada hep saatlerce çalışırım" dedi. "Sen bana şimdi imam ol, yatsı namazımızı cemaatle kılalım inşallah" dediler. Namaz bittikten sonra "vakit epey ilerledi; şimdi belediye otubüsleri ve dolmuşlar çalışmaz. Ben seni götüreyim, sen nerede kalacaktın?" Ben "Çifte Havuzlarda Fehmi Koru'ya gideceğim" diye cevap verdiğim zaman "tamam buyrun inelim", deyip beni siyah renkli mercedes arabasıyla kalacağım yere götürdüğünü şimdi olmuş gibi hatırlıyorum.



Evde bir ara teneffüs molası olmuştu sanki. Hocamız odadan dışarı çıktı. Baktım henüz bir aylık veya iki aylık olduğu belli olan 5. çocuğu Halil kucağında olduğu halde salavatlar getirerek içeriye girdi. "Amcası buna oku, dua et" diye söyledi. Ben de bazı dualar okumuştum. İşte hocamız bu kadar ince, nezaketli ve çocuğunun sevgisini bir öğrencisiyle bile paylaşacak kadar, onun için birlikte dua edecek kadar samimi ve alçak gönüllü idi.




Fakültede çalışma odasındayız. Hocamız yine benim yazdıklarımı kontrol edip bir takım tavsiyelerde bulundu. Zaman ilerleyip dersimiz bitince "sen nereye gideceksin?" diye sordular. Ben de "Fatih-Karagümrükte oturan bir arkadaşım var Abidin Sönmez ona gideceğim" deyince "a! ben de oraya gidecektim, beraber gideriz" deyip arabasıyla beni oraya kadar götürmüştür.Onun bu sözünden ve bu hareket ve davranışlarından son derece etkilendiğimi söylemeliyim. Hayatımda Yaşar Tunagür Hocanın hitabeti ve hutbeleri, Muhterem hocam Prof. Dr. Sabahaddin Zaim Hocamın da sözleri, konuşma uslubu, büyük küçük kim olursa olsun, insanlara karşı hareket ve davranışları beni çok etkilemiştir.



Hocamızın insana ve insanlara karşı olan sevgisi komşularından tutun da çalışma arkadaşlarına varıncaya kadar, yakınlarına karşı müstesna bir iletişim ve irtibat kurma özelliğini bahşetmiştir. Beyazıtta Üniversitenin büyük giriş kapısının, portalin önündeyiz. "Osmancım" dedi, "şu anahtarı al ve benim odaya git ben geliyorum." Epey zaman geçtikten sonra odaya giren Hocamız "Osmancım, biraz beklettim seni ama, ben arkadaşların odalarına uğrayıp onlara birer selam verip hayırlı sabahlar demek istedim. Beklettim kusura bakmayın" deyecek kadar gönül insanı olduğunu göstermiştir.





Hocamız, ilme sadece gecelerini tahsis etmekle kalmamış aynı zamanda dinlenme tatillerinde bile öğrencilerine randövü vermiş ve onlarla beraber olabilmiştir. Mesela telefonlaşmamız neticesinde Bodrum'da Turgutreis Dinlenme evinde beni kabul ederek hemen hemen sabahtan öğleye kadar çalıştğımızı hatırlıyorum.




Ben sizlere bu büyük insan, değerli ilim adamı Merhum hocamız Prof. Dr. Sabahaddin Zaim Beyfendinin çok uzaklarda olan bir talebesi ile zaman zaman meydana gelen beraberliğinden bir iki örnek vermek istedim ve bunu bir görev bildim. Bu kıymetli insanı hayatımda beni etkileyen iki kişiden birisidir diye az önce ifade etmiştim. 10 Aralık 2007 Pazartesi günü Fatih camiinde kılınan cenaze namazı ise onun için dua etmeye gelen insanların, onu tanıyan, o gülümseyen, devamlı insanlara gülerek hitap etmek isteyen o güzel insanın etkilediği insanların sayısını vermektedir. Ona yakışır bir cemaat, hem sayı itibariyle ve hem de nerede ise istanbulun tüm müslüman eşrafının teşrif etmesiyle dua için saf tutan müminler, hocamızın nasıl bir insan olduğunu bize çok açık bir şekilde göstermektedir. Hiçbir şeyhülislama imam unvanını vermemiş olan bu kadir bilir büyük millet, Birgivi Hazretlerine "imam" rütbesini verirken bu zamanımızın sahabisi denilebilecek büyük şahsiyete de "Hocaların Hocası" sıfat ve payesini vermiştir.




Yakın ve akrabalarına baş sağlığı ve sabr-ı cemil dilerken sanki karşımda olan hocama şunları söylemek istiyorum: Pek muhterem üstadım, burada yaptığın hizmetlerin karşılığı olan sevaplarınızın sizi orada karşıladığına inanıyorum. Namazına katılan tüm müslümanların duası hep sizinle olmuştur. İnşallah nur içindesiniz, çünkü siz hep Allah rızasından bahsederdiniz, onun için Rabbimiz Tealanın rahmet ve mağfireti üzerinize olsun, makamın Cennet olsun, nur içinde yat inşallah. Bize olan haklarınızı da helal ettiğinize inanıyorum. Rabbimiz, Rahman ve Rahim olan Allah, size rahmetini bol bol ihsan eylesin.



14.12.2007

Hiç yorum yok: