5 Aralık 2007 Çarşamba

Kendinizi Nasıl Bilirsiniz?


Siz nasıl insansınız? Sözgelimi, sizi tanıyanlar “İyi ki varsın.” diyorlar ve varlığınızla övünüyorlar mı yoksa keşke olmasaydın mı diyorlar? İnsanlara destek misiniz, köstek misiniz? İnsanların yüklerini hafifletiyor, sorunlarının çözümünde yardımcı oluyor, onlara yaşama sevinci mi veriyorsunuz yoksa ilişkilerinizle, yorumlarınızla insanları hayattan soğutuyor, olacak işleri olmayacak hale getiriyor, kolayı zorlaştırıyor musunuz? Etki alanınızda ya da yönetiminizde bulunan insanlarla ilişkileriniz nasıl?



Okuduğum bir öykücük bu soruları sordurdu bana: Konfüçyüs ve öğrencileri, ormanda dolaşırken üç ceset başında feryat eden bir kadına rastlarlar. Konfüçyüs kadına sorar: “Bu cesetler kime aittir, sen ne için ağlıyorsun?”, kadın: “Oğlumu, kocamı ve kocamın babasını kaplanlar parçalayıp bu hale getirdi.” der. Konfüçyüs bu defa: “Peki hala bu korkunç yerde niye duruyorsun, kaç da kurtul.” deyince, kadın: “Kaçamam; çünkü burada zalim bir hükümdar yok.” diye cevap verir.



Bir tarafta yırtıcı kaplanlar, bir tarafta zalim hükümdar... Kadının tercihi, yırtıcı kaplan. Kadının tercihi, gerçeğe ne kadar uyuyor? Siz olsaydınız, tercihinizi hangi yönde kullanırdınız? Tercihiniz kaplansa bir kez ölürsünüz, zalim hükümdarsa her gün ölürsünüz. Bunun adı yaşamaksa, yaşamış olursunuz.



Sosyal olaylarda doğrular, gerçekler kişiden kişiye değişiyor. İnsan fıtratının evrensel nitelikleri değişmiyor. Bu öykücükte konuyu değerlendirirken bulunmamız gereken kadının tarafı değil, hükümdarın tarafıdır. Konu olarak kadının üzerinde yoğunlaşılması, sapla samanı karıştırmak olur.



Aile reisiyiz, sorumluluğunu üstlendiklerimiz var. Yöneticiyiz, yönettiklerimiz var. Bu insanlar bir şekilde kapsama alanımızda. Alanımızda bulunan insanlar bizim için ne düşünüyorlar? Yırtıcı bir kaplanı bize tercih edenler var mı, varsa ne kadar? Bu tercihte bizim sorumluluğumuz nedir, suçumuz ne kadardır?



Akşamları eşimiz ve çocuklarımız yolumuzu gözlüyor mu? Eve geldiğimizde yüzler gülüyor, evin havası değişiyor, gönüller huzur buluyor, sıkıntılar hafifliyor mu? Yönetiminizde bulunanlar sizin kendilerine kötülük yapmanızdan korktukları için mi yoksa güzellikler, kolaylıklar sunduğunuz için mi size “iyi insan” diyorlar? Bu tür soruları doğru cevaplayabilmek, niteliğimizi belirlemek hiç de zor değil. Kendimizi alır, bizi değerlendirenlerin yerine koyarsak, cevabımızı çok kolay verebiliriz. Temel şartımız, dürüst davranmak. Kendisine dürüst davranmayan, kimseye dürüst davranamaz, kimseden de dürüstlük bekleme hakkına sahip değildir.



Kendini karşındakinin yerine koyma dediğiniz empatiyi kullandığımızda yırtıcı kaplanı kendimize tercih ettiğimiz oluyor mu? Cevabımız evet ise, artık başkasının bir şey söylemesine gerek yok, biz zalim yönetici, zalim baba, kısacası zalim insanız. Unutmayalım, “Zulüm ile abad olanın sonu berbat olur.” demiş büyüklerimiz. Zalimlerin kötülükleri sadece yaşarken değil, öldükten sonra da devam eder. Şair ne güzel söylemiş: “Ne kendisi etti rahat ne verdi âleme huzur / Çekildi gitti âlemden, dayansın ehl-i kubur.”


04.12.2007

Hiç yorum yok: