13 Kasım 2008 Perşembe

Kimlik Terörü

28 Mayıs 2008 tarihinde, Fatih Sultan Mehmet’in bir dini grupla ilgili verdiği ahidnamenin 545. yıldönümü ile ilgili toplantıdan sonra Aydınlar Ocağı heyeti tekrar Bosna’ya gitti. 29 Ekim - 2 Kasım tarihleri arasında düzenlenen faaliyetler oldukça yoğun ve başarılı geçti. “Cumhuriyet’in 85. Yıldönümü” konulu bir açık oturum yapıldı. Açıkoturuma Bosna Cumhurbaşkanı Sayın Silayciç Haris de katılarak bir konuşma yaptılar. Açıkoturum bazı TV kanallarında yayımlandı. Bosna ve Travnik Üniversitelerinden birçok öğretim üyesi toplantıda bulundu ve konuşma yaptı.

Fatih ve Sarayova eski şehir belediyelerinin kardeş belediye yapılması konusunda oldukça mesafe alındı.   Türk Dünyası ve akraba topluluklarıyla temasları esas alan bu tür ziyaretler devam edecektir. Bu ve benzeri temaslarımız sonunda gördük ki; Türkçe ve bize has İslâm’ı yaşama üslubu, Türkiye’nin güvenlik çemberinin bir bölümü olarak Balkanlar’da çok önem taşımaktadır. Açılan ve açılacak okullarda Türkçe ve İslâmi eğitim-öğretim bu çizgide olmalıdır. Türkçe öğrenimi kadar, Türkçe ile eğitim geliştirilmelidir. Yurt dışında okul açmak sadece ticari amaç açısından düşünülmemelidir. Kimsenin taşeronu da olunmamalıdır. Bosna’da ihraç ürünlerimizin çoğunu göremedik. Ülkeyi dışarıda temsil edenler, klâsik memur görüntüsünü terk etmek zorundadırlar.

Türkiye’yi ziyarete gelen dost, komşu ve akraba topluluğu ülke yetkililerine sözde bir şeyler ispat edebilmek ve hoşgörümüzü ortaya koyabilmek uğruna; çok abartılmış olarak  -sizden şu kadar kişi bizde yaşıyor şeklinde - bazı nüfüs sayılarının verildiği görülmektedir. Bu sayıları verenler, daha dikkatli olmalı ve bilimsel araştırma verilerine dayanmalıdır.  

Türkiye, önünü görmeyen, basiretsiz, dışarının ve onun işbirlikçilerinin dolduruşuna kolayca gelen siyasetçilerle yönetilmektedir. Bunlar, bazı gerçekleri gördükçe; daha önce söylediklerini tekzip edercesine milli çizgiye gelmektedirler. Ancak, yine de milli kimlikle mahalli sıfat ve etniklikleri rakip gibi görmekte ve karıştırmaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının ne bir milli kimlik, ne de bize uymayan bir üst kimlik olmadığı anlaşılmalıdır. Bazı tekerleme ve yanlış ezberleri bırakalım. ‘Türk, Kürt, Çerkez, Gürcü…’ alt kimlik değildir. Türk’ü alt kimlik olarak gören bir anlayış Anadolu’yu haça peşkeş çeker ve ona yeni sahip arar. Türklüğün bir milli kimlik olduğunu fark edelim.  Onu etniklik kapsamına sokmayalım. Türklerin, sadece anadili Türkçe olmayanları da kapsadığını öğrenelim. Anadil ile mensubiyet duygusunun örtüşmediğini kavrayalım ki; ülkeyi etnik çatıştırmalardan ve yol ayrımındaki ülke görünümünden uzaklaştıralım. Siyaset ve ülkeye hizmet, ciddi bir iştir. Sorumluluk ve fedakârlık gerektirir. Bizi uğraştırıp oyalayan, Irak’ın kuzeyindeki siyasallaşmayı örtüleyen PKK teröründen daha önemli bir terör çeşidi de, kimlikler üzerinde oynanmaktadır. Şişirilen etnik grup rakamları bu amaca hizmet etmektedir.

TRT 1 televizyonunda her Cumartesi ve Pazar sabahları aynı kişiler ekrana abone yapılmıştır.  Türkiye’yi milli devlet ve üniter yapıdan uzaklaştırıcı, bize uymayan çokkültürlülüğe zorlayan, Anayasanın temel giriş maddelerini dışlayan bir anlayışa devletin televizyonlarında yer verilmemelidir. Hiçbir ciddi devlette devletin kurumları devletini inkâr ettirmez. Bir yerlerden ve bazı kurumlardan rövanş alacağız diye Anayasa suçu işlemeye ortak olunmamalıdır. Kimseye Anadolu’yu sahiplenmede davetiye çıkarılmamalıdır.

Küreselleşmeye milliyetçilerin bakışı ile aşırı sol ideolojiden kendini kurtaramayanların bakışları farklıdır. Yükselen iktisadi milliyetçilik ve millet gerçeği reddedilerek evrenselci ve sınıfçı, sadece anti-kapitalizme sığınılarak küreselleşmenin doğurduğu sorunları ele almanın hiçbir faydası yoktur. Hedef tahtası yapılmak istenen kapitalizm ve liberalizm, bugün ne ölçüde yaşıyor? Devletin ortadan kalktığı, devlet müdahalesinin olmadığı, serbest piyasa düzeni, tabii kanun içinde dengeye varma, pratikte nerede geçerli olmuştur? Liberal ütopya gerçekleşti mi ki; çöksün? Küresel istila ve gelecekte daha büyük imkânlar sağlamak için bugün ortaya çıkarılan küresel iktisadi kriz, yanlış yorumlanmaktadır. Önü açılan milli devletler, üretimden, reel sektörden, sanayileşmekten uzaklaştırılmaktadır. Reel sektörün yerini finans sektörü almakta, bankalar ele geçirilmekte, borç faizi üretime tercih ettirilmektedir. Sorun, kapitalizmin veya liberalizmin çöküp çökmediği değildir. Sorun, tarihin çarkını geriye çevirerek tarihin çöplüğünde klâsik ideolojilerden medet ummak, mezarlıklarda çözüm aramaktır. Dünyayı yeniden keşfeder gibi sömürüye karşı çözüm getirmemiş, ondan sadece faydalanmayı düşünmüş olan K. Marx’tan hâlâ medet ummak sadece bir “nostalji” ve entel tutkusudur.

Hiç yorum yok: