14 Haziran 2007 Perşembe

Kader Anları

“Kader anı” dediğimiz bazı kritik olayların hem şahsi hayatımızda ve hem de milli tarihimizde yaşandığı durumları hatırlayınız.


Bu kader anları bazen şahsi tercihlerle, bazen de irademiz dışında tecelli ederler. Osmanlı Devleti olarak 1. Dünya savaşına dâhil olmamızı sağlayan İttihat Terakki önderlerinin (Enver, Cemal ve Talat Paşaların) kararı; Mustafa Kemal Paşa’nın “Kuvayı Milliye” Hareketini başlatma kararı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Dünya Savaşına girmemesini temin eden İsmet İnönü hükümetinin politikası çok önemli sonuçlara sebep oldu.


Bırakın savaşları, 1950–1960 Demokrat Parti (Menderes) Hükümetlerinin demokrasi ve kalkınma anlayışına getirdiği yenilik, Adalet Partisi (Demirel) Hükümetlerinin “İthal İkamesine” dayalı sanayileşme politikaları ve Turgut Özal’ın getirdiği iç ve dış rekabete açık ekonomi modeli tercihlerinin Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve siyasi gelişmelerini nasıl değiştirdiğini düşününüz.


Çanakkale’de küçük rütbeli bir subay (yarbay) olan Mustafa Kemal’in göğsünün üstündeki saate çarpan şarapnel parçası bir santim yana isabet etseydi, O’ da şehitler kervanına dâhil olan isimsiz kahramanlardan biri olarak kalacaktı. Öyle olsaydı, Türkiye düşman istilasından kurtulabilir ve Türkiye Cumhuriyeti kurulabilir miydi? Bilinmez.


Seçimlerden sonra Türkiye’yi bekleyen üç ana konuda yapılması gereken tercihler de, önümüzdeki on yıllarda izleyeceğimiz rotayı çizen kader anları olacak gibi görünüyor:




  1. Ekonomide, petrol fiyatlarının yüksekliği nedeniyle bazı ülkelerde oluşan sermaye fazlası gelişmekte olan ülkelere kayarken, Türkiye’ de bundan yararlandı. Ancak bu sermayeyi çekerken, bize benzeyen diğer ülkelerden farklı olarak iki dramatik tercih yaptık: Birincisi dünyanın en yüksek reel faizini vererek bu sermayeyi çektik. İkincisi bütün kritik işletmelerimizin yabancı kontrolüne girmesini sağlayan “babalar gibi satış” yöntemini uyguladık.



    Mevcut AKP hükümetinin tercihleri sonucu haberleşme, ulaştırma, bankacılık sektörleri dâhil olmak üzere bütün temel ve kritik sektörlerde yabancı sermayenin payı milli ekonomi kavramını yok eden bir oranda yükseldi. Bazı sektörlerde (haberleşme gibi) yerli sermaye payı hiç kalmadı.



    Diğer gelişmekte olan ülkeler mevcut borçlarını azaltırken, biz borcumuzu daha büyük borç alarak sürdürmeye devam ettik ve tarihimizin en büyük cari açığına ulaştık.



    Bu durum sür dü rü le mez. Yeni hükümetin alacağı, yeni ekonomik kararlar bir kader anı olacak gibi görünmekte.



  2. Terörün bu günkü aldığı boyut, eriştiği siyasi destek ve yarattığı psikolojik ortam da mevcut haliyle sorunun sürdürülemez olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin Kuzey Irak’a girerek terörü kaynağından kurutmaya çalışmasının bir bedeli vardır. Kuzey Irak’a girmeyip günlük şehit cenazesi sayısının her gün daha da artması, buna karşılık terör örgütü uzantılarının meclise girmesinin getireceği psikolojik gerginliğin de bir bedeli olacaktır.



    Bu konuda alınacak karar ve uygulanacak politikalar da bir kader anı oluşturacaktır.




  3. Zaten ufukta net bir görüntü alamadığımız AB konusu, Fransa’da Sarkozy’nin ve Almanya’da Merkel’in gelmesiyle hepten çıkmaza girmiştir. Bu gelişmeler, AB üyeliği hayaliyle milli haysiyetimizi rencide eden dış müdahalelere son vermek ve “Gümrük Birliği” dâhil verilen tavizleri gözden geçirmek için bir fırsat olarak değerlendirilebilir.



    Gelecek hükümet bu konuda da “vaziyeti idare etmek” yerine milli menfaatlerimize uygun bir AB politikası icra etmeyi tercih ederse, bu karar da bir kader anı teşkil edecektir.




Ege Cansen’in ekonomimizin durumu için anlattığı fıkrayı hatırlatmak isterim: Ağzına kadar dolu bir lağım çukurunda bulunan insanlar, alt dudaklarına kadar gelmiş pisliğin ağızlarına kaçmaması için hareketsiz beklemektedir. Havuza girerek kendilerini bu pis ortamdan kurtarmak için havuza girmeye hazırlanan hayırsever adama karşı hep beraber seslenirler: “Sakın dalgalandırma!”


Sadece ekonomimizde değil, diğer temel konularda da artık dalgalandırmadan “vaziyeti idare etmek” mümkün değildir. Ya bacaklarımızdaki takat bitecek ve pisliğe gömüleceğiz. Ya da dalgalanmayı ve bir miktar daha zorluğa katlanmayı göze alarak bu çukurdan çıkacağız.


Unutmayınız seçmen olarak bizim tercihimiz de gerçek bir kader anı oluşturacaktır.




11.06.2007

Hiç yorum yok: