1 Haziran 2008 Pazar

Geleceği Dert Edinenler

Mars’a gönderilen Phoenix (Anka Kuşu) isimli uzay aracı, bu gezegende hayat olup olmadığını incelemek üzere Mars’a indi. On ay önce yola çıkan “Anka Kuşu” Mars’ın kuzey kutbunda buz halinde bulunduğu tahmin edilen suyu araştıracak. Suyun olduğu yerde insanların yaşayabileceği uygun bir ortamın olabilmesi mümkün görüldüğünden bu çalışmaların sonucundan bilim adamları ümitli görünüyorlar.

Uzay çalışmalarının bu aşamaya gelmesi onlarca yıl süren çalışmaların sonucu. Eğer Mars’ta hayat olduğu anlaşılırsa bu bilginin insanların kullanabileceği hale gelmesi çok uzun yıllar alacak. Yani bugün bu çalışmaları yapan bilim adamlarının ve bu çalışmalar için bütçe ayıran ve destekleyen devlet adamlarının ömürleri bu çalışmalardan faydalanmaya yetmeyecek.

Ama bu çalışmalar yıllar önce başladı ve daha yıllarca da sürecek. Birileri sadece bugünü değil geleceği, çocuklarının, torunlarının geleceğini ve hatta daha sonrasını, birkaç nesil ötesini düşünerek çalışmalar yapıyor.

***********************************

ABD’nin Afganistan ve Irak’a müdahalesinin gerçek sebebinin, gittikçe azalan petrol, doğalgaz gibi enerji kaynaklarının en çok bulunduğu bölgelerde ve enerjinin dağıtım yollarında hâkimiyet sağlamak olduğunu herkes biliyor.

Ekonomik olarak ciddi atılımlar gösteren Çin, Hindistan ve yeniden devler ligine ağırlığını koymaya başlayan Rusya’nın ihtiyacı olan enerji kaynaklarını bugünden kontrol edemezse çeyrek asır içinde bu ülkelerle rekabette çok zorlanacağını bilen ABD, bugünden tedbir almaya çalışıyor.

Bugün ABD’yi yönetenlerin çoğu çeyrek asır sonra yaşanacak sıkıntıları görmeyeceği halde gelecek nesil ABD’lilerin refahı ve dünya liderliği için bu stratejik hamleleri yapıyor. Bu hamlelerin getirdiği maddi ve manevi sıkıntıları göze alıyor.

***********************************

Batılılar, Osmanlı Devletini yıkmak için çok uzun yılları kapsayan stratejik kararlar aldılar, sabırla uyguladılar ve nesiller süren çalışmalarla hedeflerini 20. yy’ ın ilk çeyreği dolmadan gerçekleştirdiler.

1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Anlaşması ile Batı sermayesine sağlanan imkânlar ve 1854’te başlayan dış borçlanmanın ekonomik çöküntüyle sonuçlanması ve bunun sonucu Batı’nın siyasi taleplerine dayanamayan Osmanlı. Tamamen Batı’nın isteklerine uygun olarak yapılan ve 1839 Tanzimat Fermanı ile açıklanan düzenlemeler. Daha sonra 1856 Islahat Fermanı ile gelen “reformlar”.

Projenin ilk aşaması Osmanlı Devleti’ni ekonomik açıdan bağımlı kılmaktı. Daha sonra beslenen ve kışkırtılan ayrılıkçı güçlerin karşısında güçsüz kalan Osmanlı’nın parçalanma riskine karşı, denize düşüp yılana sarılması yani siyasi bağımlılık. Son aşama ise cihan devletini yıkıp, parçalarını paylaşmaktı.

Batı’nın bu uzun soluklu projesi harfiyen uygulanmakta iken hesaplara uymayan bir şeyler oldu: Kurtuluş Savaşımız ve yeni Türkiye Cumhuriyetinin kurulması.

Batı’nın halen uzun süreli projelerinin olduğu muhakkak. AB’ ni kurup, dünya güç dengesinde yerini korumak. Ancak bu birlik içinde yer vermek istemediği Türkiye’yi üyelik vaadiyle baskı altında tutarak yarım kalmış Osmanlı projesini tamamlamak.

***********************************

Bir gün SSCB rejiminin çökeceğini, bu rejimin esaretinde inleyen soydaşlarımızla irtibatı kesmemek ve Türk Birliği’ne hazır olmak gerektiğini söyleyen Mustafa Kemal Atatürk’ te, uzun vadeli idealleri ve projeleri olan bir devlet adamıydı. Bir yandan Batı ile ilişkileri iyi tutmaya çalışırken, diğer taraftan Afganistan’la, Ortadoğu ve Kafkaslarla yakından ilgilenmesi bu ufkunun eseriydi.

**************************

Günümüzde bazı aydınlar gibi biz de sık sık endişelerimizi dile getiriyoruz. “AB ve ABD baskısıyla yapılan bazı hukuki düzenlemeler ve yürütülen dış politika uzun vadeli bir projenin aşamalarıdır. Türkiye’nin bağımsızlığı ve bütünlüğü tehlikededir” diye feryat ediyoruz.

Tanzimat’tan bu yana artık “gâvura gâvur demek yasaktır” ancak müjdeler olsun(!) TCK 301 değişti, artık Türklüğe hakaret serbesttir. “Uyum yasaları” adıyla çıkarılan birçok düzenleme yanında “Vakıflar Kanunu”, “Petrol Kanunu”, madenlerimizi yabancıların işletip yüzde 90’ını götürmelerine imkân tanıyan hukuki düzenlemeler, halen tamamen yabancılaştırmaya dönmüş olan özelleştirmeler ve “yabancı sermayeyi teşvik” adına verilen tavizler Türkiye’yi çökertme projesinin parçaları olabilir aman dikkat diyoruz.

Hiç yorum yok: